Diyarbakırlı siyasetçi: Sokaklar çetelere teslim edilemez
Kaynak:haber merkezi
Bu sokaklar, hiçbir çeteye, hiçbir silahlı yapıya, hiçbir yasadışı otoriteye teslim edilemez” dedi.
Diyarbakır’da son dönemlerde artan kontrolsüz silahlanma ve silahlı saldırılar ile ilgili açıklama yapan AK Parti eski MKYK Üyesi Alattin Parlak, Diyarbakır’ın tarihi yapısına dikkat çekti, “Bu şehrin sokakları, ne bir çetenin egemenlik alanı olabilir, ne de silahların gölgesinde yaşanan bir korku mekânı”

Meselenin sadece güvenlik olmadığını kaydeden Parlak yazısında şu ifadelere yer verdi:
Bu, sadece bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda bir medeniyet, bir hukuk ve bir insan onuru meselesidir.
Sokaklar, toplumun ortak alanıdır. Orada çocuklar okula gider, esnaf dükkânını açar,
Aileler mekanlarda oturur, kadınlar pazara çıkar, yaşlılar yürüyüş yapar. Bu alanın silah ve çete baskısı altına girmesi, sadece “asayiş sorunu” demek değildir. Bu, o şehirde yaşayan herkesin temel haklarının gasp edilmesidir. Silahın konuştuğu yerde hukuk susar. Çetelerin hüküm sürdüğü yerde devlet görünmez hale gelir. Devlet görünmez hale gelince de insanlar ya korkuya teslim olur ya da kendi adaletini aramaya başlar. Her iki yol da yıkımdır.
Diyarbakır özelinde bu mesele, son zamanlarda tekrar eden bir tartışma konusu olmuştur. Bazı çevreler, “bölgesel hassasiyetler”, “sosyal gerçekler” veya “tarihsel travmalar” gerekçesiyle silahın ve yasadışı yapıların varlığını normalleştirmeye çalışmıştır. Bu yaklaşım yanlıştır. Hassasiyet, silaha meşruiyet kazandırmaz. Travma, cinayeti meşrulaştırmaz. Bir şehrin sakinleri, etnik kimlikleri, siyasi görüşleri veya inançları ne olursa olsun, silahsız ve korkusuz yaşama hakkına sahiptir. Bu hak, hiçbir “özel durum” bahanesiyle askıya alınamaz.
GGC: Sokaklar çetelere teslim edilemez
Çetelerin ve silahlı yapıların sokaklarda tutunabilmesinin en büyük sebebi, boşluk bırakılmasıdır. Devlet otoritesinin zayıf olduğu düşüncesi, hukukun eşit uygulanmadığı, suçun cezasız kaldığı her yerde bu yapılar yeşerir. Diyarbakır’da da durum farklı değildir. Silahın ve çetenin varlığı, o şehirdeki insanların “kaderi” değildir. Bir mahallede ve alanda silahlı bir grubun “düzen” kurması, o mahallede yaşayanların rızasıyla değil; korkuyla, tehditle ve güç gösterisiyle gerçekleşir.
Bu, meşruiyet değil, zorbalıktır.
Gerçek çözüm, “anlayışlı” yaklaşım maskesi altında suç örgütlerine alan açmak değil; hukukun üstünlüğünü istisnasız uygulamaktır. Silah taşıyan, cinayet işleyen, haraç toplayan, gençleri zorla örgütleyen herkes, kim olursa olsun hesap vermelidir. Bu hesap, etnik kimliğe, siyasi aidiyete veya coğrafi konuma göre değişmemelidir. Adalet, seçici uygulandığında adalet olmaktan çıkar. Diyarbakır’da da, İstanbul’da da, Trabzon’da da aynı standart geçerli olmalıdır.
Aynı zamanda, sadece güvenlik güçlerinin operasyonlarıyla yetinmek de yetmez. Sokakların gerçek sahibi, o sokaklarda yaşayan insanlardır. Toplumun sessiz kalması, korkması veya “bize dokunmaz” demesi, çetelerin işini kolaylaştırır. Gençlerin silaha ve yasadışı yapılara yönelmesinin önüne geçmek için eğitim, istihdam, sosyal politikalar ve güçlü bir hukuk bilinci şarttır. Ama bunların hiçbiri, silahın ve çetenin varlığını “anlaşılır” kılmaz.
Önce güvenlik sağlanır, sonra kalkınma konuşulur. Tersi mümkün değildir.
Diyarbakır’ın sokakları, tarihi surların gölgesinde, Dicle’nin kenarında, yüzyıllardır insanların yaşadığı, ürettiği, sevdiği ve yas tuttuğu yerlerdir.
Bu sokaklar, hiçbir çeteye, hiçbir silahlı yapıya, hiçbir yasadışı otoriteye teslim edilemez.
Çünkü bir şehir, sokaklarını kaybettiğinde kendini kaybeder. Ve bir devlet, vatandaşının sokakta güvende olmasını sağlayamadığında, en temel görevini yerine getirmemiş olur.
Bu, ideolojik bir tartışma değildir. Bu, basit ve net bir ilkedir: Silahın ve çetenin egemen olduğu hiçbir sokak, özgür ve onurlu bir hayatın parçası olamaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.