Son Nokta-Y

Son Nokta-Y

Kaynak:Haber Merkezi

KÖŞE YAZISI/ OKTAY CANDEMİR

Dünya garip bir yer oldu.

Sabah Bahçeli’yi dinliyorsun, umutlanıyorsun.

Öğlen Cumhurbaşkanı’nı dinliyorsun, kararıyorsun.

Akşam ABD–İsrail–İran’ın füzeleri havada uçuşuyor, bunalıma giriyorsun.

Türkiye’de bunu günde üç defa aç karna yapıyoruz.

Bakın, bu hafta neler olmuş?

İran’dan fırlatılan bir balistik füze Türkiye hava sahasına yaklaşınca NATO savunması devreye girdi ve füze havada imha edildi. Yalancı Bilo’nun dediği gibi füzeyi “havada yakaladılar”.

İşin ilginç tarafı şu:

İran “Biz Türkiye’yi hedef almadık” diyor.

“Füzeyi attık ama sana değildi” dediler.

O ara Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, elindeki dürbün ile orada yaşayan Kürtleri izlediği için sanırım füzeyi göremedi.

'O taraftan bu tarafa bir füze attırırız' demiyordur inşallah(!)

Ortadoğu zaten Netflix dizisi gibi.

Bir bölüm bitmeden yenisi başlıyor.

Türkiye de tam ortasında; gerilimi düşürmeye çalışıyor, bir yandan diplomasi yürütüyor.

Dış politikada rolü mahalledeki arabulucudan öteye gitmiyor.

Türkiye, “Abi yapmayın, çocuklar var” diyen amca gibi davranıyor.

Suriye ve İran’dan sonra “Sıra Türkiye’de” haberlerine çok içerlenen Yozgat ahalisi sokağa çıkıp “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları attı.

Sokak röportajlarında “Erkeksen bize gel İsrail” diye bağıranlar ortalığı 'Diriliş-Uyanış-Kuruluş' dizisinin setine çevirdi.

Ortadoğu savaşında kendine oynayacak bir yer bulamayan Türkiye’de teknolojik gelişmeler gündemin merkezine oturdu:

1 Nisan’dan itibaren Türkiye’de 81 ilde 5G hizmetinin başlaması planlanıyor.

Yani internet hızlanacak.

Ama halkın ilk sorusu şu oldu: “5G geldi de… paket fiyatı kaç TL?”

Ben size söyleyeyim.

6 bin TL olur.

Ama hükümet “2 binini ben ödüyorum” der.

Yurttaş da sevinerek 4 bin TL öder.

Aynı doğalgaz faturası gibi düşünün.

Türkiye’de indirim şöyle çalışır:

Önce fiyat üç katına çıkar…

Sonra devlet “bir kısmını ben karşılıyorum” der.

Ekonomi bilimi buna ne diyor bilmiyorum ama Anadolu’da buna “Eh, bu da iyidir” deniyor (!)

Bu arada mart ayı da klasik huyunu gösterdi.

Bir gün güneş…

Ertesi gün kar.

Sabah bahar,

akşam Sibirya.

Meteoroloji açıklamıyor ama biz biliyoruz: Mart ayı doğanın kararsızlık ayıdır. Aynı Ortadoğu savaşında o yana bu yana sallanan kararsız Türkiye gibi.

Haftanın özeti budur: Türkiye de bütün bu hikâyenin tam ortasında.

Ne tam kavganın içinde,

ne de tamamen dışında.

Dünya kriz konuşurken sokakta, kahvede “Dur bakalım… haftaya neler olacak.” deniliyor.

Ama bu haftaya son noktayı biz koyalım:

Dünya’nın süper güçleri satranç oynuyor.

Türkiye ise tavla oynuyor: Zar ne gelirse artık.

Tüm bu gelişmeleri yakından takip eden Kürtler ise şunu diyor:

Bila zivistan derbas bibe, bila berf bihele; wê demê em ê bibînin ka kî beran e û kî berx e!

(Hele Bi kış geçsin, karlar erisin; o zaman görürüz kim koç, kim kuzu.)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum