Diyarbakır’da kazanan kardeşlik, kaybeden Özdağ oldu
Bazen bir tribünde söylenen söz, binlerce kilometre uzaktaki insanlara ulaşır. Bazen de iki takımın karşı karşıya geldiği bir müsabaka, iki şehir ve yıllardır biriken önyargılar arasında bir sınava dönüşür.
Dün gece Diyarbakır’da oynanan Amedspor-Erzurumspor karşılaşması tam da böyle bir sınavdı.
Gecenin sportif sonucu tartışmasızdı: Amedspor, Süper Lig tarihindeki ilk maçında Erzurumspor’u 3-0 mağlup ederek sezona üç puanla başladı. Ancak bana göre gecenin asıl kazananı yalnızca Amedspor değildi. Asıl kazanan kardeşlik duygusuydu.

Diyarbakır kardeşliğe sahip çıktı
Amedspor-Erzurumspor karşılaşması daha maç başlamadan Türkiye’nin gündemine oturdu.
Çünkü bu müsabakanın sıradan bir futbol karşılaşması olmadığı açıktı. Diyarbakır ile Erzurum’un karşı karşıya geleceği bu maç, siyasi tartışmaların, toplumsal gerilimlerin ve barış arayışının gölgesinde oynandı.
Ancak tribünlerde karşı karşıya gelmesi gereken iki şehir değil, aynı ülkenin iki futbol takımıydı.
İşte gecenin en önemli tarafı da burada ortaya çıktı. İnsanlar kendilerine biçilen rolleri reddetti.
Taraftarlar, kendilerinden beklenen gerilimi üretmek yerine takımlarını destekledi.
Provokasyon ihtimalinin konuşulduğu ve sosyal medyada tansiyonun yükseltildiği bir atmosferde tribünlerin büyük ölçüde futbolun sınırları içerisinde kalması son derece kıymetliydi.
Çünkü gerilim üretmek kolay, kardeşlik üretmek zordur.
Bir cümleyle insanları birbirine düşürmek basit hale geldi. Buna karşılık iki farklı şehirden insanı aynı tribünde, aynı heyecan etrafında buluşturmak çok daha büyük bir emek ister.
Amedspor açısından maçın sportif anlamı da elbette çok büyüktü. İlk yarısı golsüz geçen karşılaşmada Diyarbakır ekibi ikinci yarıda oyunun kontrolünü tamamen eline aldı. Dia Saba’nın 53. ve 62. dakikalardaki golleriyle öne geçen Amedspor, Gökhan Gül’ün 70. dakikadaki golüyle maçı 3-0’a taşıdı.
Diyarbakır dün gece yalnızca bir futbol maçına ev sahipliği yapmadı. Aynı zamanda şu mesajı verdi:
“Biz rekabet edebiliriz ama düşman olmak zorunda değiliz.”
Bence gecenin en değerli mesajı buydu.
Bu noktada Erzurumspor taraftarına da ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü kardeşlik tek taraflı olmaz. Erzurumspor taraftarının kendisine ayrılan tribünde takımını desteklemesi, Amedspor taraftarlarının da futbolun dışına taşabilecek provokasyonlara prim vermemesi, gecenin en kıymetli görüntülerinden birini oluşturdu.
Bir taraf maçı kazandı, diğer taraf sahadan mağlup ayrıldı. Fakat iki taraf da daha büyük bir kazançla stadyumdan ayrıldı:
Birbirlerine düşman olmadan.

Siyasetin dili başka, halkın dili başka
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde sporun zaman zaman siyasetin gerilim alanına dönüştürüldüğünü gördük. Tribünler üzerinden mesajlar verildi, takımlar üzerinden kimlik tartışmaları yürütüldü, bir şehrin futbol kulübü üzerinden milyonlarca insan hakkında hüküm verildi.
Sosyal medya ise bütün bunların etkisini katladı. Bir paylaşım birkaç dakika içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor, bir fotoğraf bağlamından koparılabiliyor, bir slogan bütün bir topluma mal edilebiliyor.
Tam da bu nedenle provokasyonlara karşı en güçlü panzehir sağduyudur.
Siyasetin dili ne kadar sertleşirse sertleşsin, halkın gündelik hayatındaki ilişkiler o sertliğe teslim olmak zorunda değil. Diyarbakırlı ile Erzurumlu birbirinden nefret etmek zorunda değil. Kürt ile Türk birbirine düşman olmak zorunda değil. Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar birbirini düşmanlaştırmak zorunda değil.
Futbol da bütün bu ayrışmaların üzerine yeni duvarlar örmek yerine insanlar arasındaki mesafeyi azaltmanın aracı olabilir.
Bu nedenle “Kim kazandı, kim kaybetti?” sorusuna yalnızca skor üzerinden bakmamak gerekiyor.
Sahadaki skor belli: Amedspor 3, Erzurumspor 0.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise kazanan, insanların birbirini dinleme iradesi; farklı şehirlerin birbirine el uzatabilmesi ve futbolun düşmanlık değil rekabet olduğunu hatırlamaktır. Kaybeden ise insanları birbirine karşı kışkırtarak siyasi veya toplumsal avantaj elde etmeye çalışan anlayıştır.
Bu noktada Zafer Partisi ve Ümit Özdağ’ın Amedspor konusunda geçmişten bugüne ortaya koyduğu sert siyasi tutum da elbette tartışılabilir. Bir siyasi partinin veya siyasetçinin bir sürece karşı çıkması demokratik siyasetin doğal parçasıdır. Ancak siyasi itirazın toplumdaki farklı kesimleri birbirine düşmanlaştıracak bir dile dönüşmemesi gerekir.
Çünkü siyasetçiler gelip geçer, partiler değişir, seçimler yapılır. Fakat toplumların birbirine karşı geliştirdiği önyargılar çok daha uzun ömürlüdür.

Devletin ve yöneticilerin sorumluluğu
Bu süreçte güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması açısından devletin sorumluluğu da büyüktür. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin maç öncesi ve sonrası verdiği mesajlar bu açıdan kıymetlidir.
Diyarbakır gibi toplumsal ve siyasi hassasiyetlerin yüksek olduğu bir şehirde böylesi büyük bir organizasyonun gerilime dönüşmeden tamamlanması yalnızca güvenlik tedbirleriyle açıklanamaz.
Kulüp yönetimlerinin, taraftar gruplarının, yerel yöneticilerin ve siyasetçilerin kullandığı dil de önemlidir.
Amedspor Kulüp Başkanı Nahit Eren ile Erzurumspor Kulüp Başkanı Ahmet Dal’ın maç öncesi ve sonrasındaki yaklaşımı da bu nedenle önem taşıyor.
Kulüp başkanlarının görevi yalnızca transfer yapmak veya sportif hedef belirlemek değildir. Böylesi kritik karşılaşmalarda yöneticilerin kullandığı her kelime tribüne, tribünden de topluma ulaşır.
Bir yönetici gerilimi büyütebilir; ama aynı yönetici bir cümlesiyle binlerce insanı sakinleştirebilir.
Amedspor ve Erzurumspor yönetimlerinin karşılıklı saygıyı öne çıkaran yaklaşımı, futbolun olması gereken ruhuna da uygun. Çünkü rakibin düşmanın değildir. Rakibin, seni daha iyi olmaya zorlayan taraftır.
Şimdi sıra Kocaeli ve Trabzon maçında
Diyarbakır’da yakalanan bu atmosferin tek maçla sınırlı kalmaması gerekiyor. Şimdi gözler Kocaeli ve Trabzon maçlarına çevrilecek. Aynı hassasiyetin orada da gösterilmesi gerekiyor.
Çünkü kardeşlik bir maçlık kampanya değildir.
Bugün Diyarbakır ile Erzurum arasında kurulabilen olumlu atmosfer, yarın Kocaeli ile Trabzon arasında da kurulabilir. Hatta futbolun rekabet gücü kullanılarak Türkiye’nin tamamına yayılabilir.
Bunun için gereken şey aslında basit:
Rakibi düşman görmemek. Farklılığı tehdit olarak algılamamak. Tribünü siyasal kavganın arenasına çevirmemek. Provokasyona prim vermemek.
Futbolun bize öğretebileceği en önemli şeylerden biri belki de budur: Aynı maçta hem rakip olabilir hem de aynı heyecanı yaşayabilirsiniz.
Bir takım kazanır, diğeri kaybeder. Ama maç bittiğinde hayat devam eder. Dün kazanan yarın kaybedebilir, dün kaybeden yarın kazanabilir. Futbolun doğası budur.
Toplum da biraz böyledir. Hiçbir siyasi tartışma sonsuza kadar aynı biçimde devam etmez. Ancak insanların birbirine karşı geliştirdiği düşmanlık kalıcı hale gelirse, gerçek kayıp o zaman başlar.
Bu nedenle Amedspor-Erzurumspor maçından çıkarılması gereken ders, 3-0’lık skorun çok ötesindedir.
Diyarbakır dün gece bize bir şeyi hatırlattı:
Aynı ülkede yaşayan insanların birbirine düşman olmak için değil, birlikte yaşamak için çok daha fazla sebebi var.

Kazanan kardeşlik oldu
Sonuç olarak Amedspor tarih yazdı. Süper Lig’deki ilk maçını 3-0 kazandı. Ancak benim için gecenin daha büyük skoru başka yerde yazılıydı.
O skorun adı kardeşlikti.
Diyarbakır’ın ve Erzurum’un insanları kendilerine dayatılabilecek bir gerilime teslim olmadı. Taraftarlar futbol rekabetini toplumsal düşmanlığa çevirmedi. Kulüp yöneticileri tansiyonu yükseltmek yerine sağduyuyu öne çıkardı.
Bütün bunlar bize bir kez daha gösterdi ki Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla kavga değil, daha fazla temas; daha fazla öfke değil, daha fazla sağduyu; daha fazla ayrıştırma değil, daha fazla kardeşlik.
Bu yüzden Diyarbakır’daki maçın sonunda yalnızca tabelaya bakmamak gerekiyor.
Tabela Amedspor’un 3-0 kazandığını söylüyor.
Fakat gecenin toplumsal skoruna baktığımızda çok daha önemli bir sonuç görüyoruz:
Kazanan kardeşlik oldu. Kaybeden ise insanları birbirine düşürmek isteyen provokasyon siyaseti oldu.
Şimdi yapılması gereken, bu sonucu korumak.
Kocaeli’de de, Trabzon’da da, İstanbul’da da, Bursa’da da, Erzurum’da da, Diyarbakır’da da...
Çünkü bu ülkenin gerçek ihtiyacı, hangi takımın kaç gol attığından çok daha büyük:
Birbirimize karşı değil, birlikte yaşamak için mücadele etmek.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.