Diyarbakır’daki istifanın perde arkasında ‘rapor’ çıktı
AMİDA HABER - Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde kazan kaynıyor. Başhekim Prof. Dr. Muhammed Ata Akıl, Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezai Asubay’ın istifaları ile sarsılan Dicle Üniversitesinde, Rektör yardımcısı Prof. Dr. Aytaç Coşkun geçtiğimiz gün istifa etti. Coşkun’un beklenmedik istifası camiada şok etkisi yaratırken, istifa nedenleriyle ilgili farklı iddialar ortaya atıldı.

Rektör yetki verdi
İddialara göre, Dicle Üniversitesi Rektörü Kamuran Eronat özellikle Tıp Fakültesi Hastanesi’nden gelen şikayetler üzerine bir komisyon kurulmasını istedi. Eronat’ın talimatıyla komisyonun başına Rektör yardımcısı Aytaç Coşkun getirildi. Üniversite başta olmak üzere birçok alanda yapılan işlemleri mercek altına alan Coşkun bunları raporlaştırarak rektöre sundu.

Rapor hazırladı
İddiaya göre, hazırlanan raporda bazı rektör yardımcılarının kusurundan söz edildi, bu durum bazı yöneticileri karşı karşıya getirdi. Tartışmanın farklı boyuta ulaşmaması için Rektör Kamuran Eronat’ın duruma müdahale ettiği belirtildi. Söz konusu raporla ilgili rektörlüğün nasıl bir yol izleyeceği ise merak konusu oldu.

Akademisyenlerden Aytaç Coşkun’a destek
Bu arada Dicle Üniversitesinde görev yapan bazı akademisyenler Aytaç Coşkun’un istifası sonrası dikkat çeken bir açıklama yaptı.
Akademisyenler tarafından yapılan açıklamada, “Dicle Üniversitesi’nde, yolsuzluk iddiaları, hastane hizmetlerinde elden para alındığına yönelik ciddi şüpheler ve uzun süredir dile getirilen kurumsal zaaflarla ilgili olarak açık bir tutum sergileyen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aytaç Coşkun üzerinde istifa baskısı oluşturulduğuna dair bilgiler kamuoyuna yansımaktadır.
‘İstifa etmedi, görevden alındı’
Sayın Prof. Dr. Aytaç Coşkun’un istifa etmeyeceğini açıkça ifade etmesine rağmen, görevden alınmasına yönelik girişimlerin konuşuluyor olması, üniversite yönetim anlayışı açısından ciddi kaygı uyandırmaktadır. Bu durum, etik ilkelere dayalı yönetsel tutumların desteklenmesi gerekirken, baskı altına alınmak istendiği yönünde güçlü bir izlenim doğurmaktadır.
Kurumsal çürümüşlükle mücadele etmek bireysel bir tercih değil; kamu görevi ve yöneticilik sorumluluğunun doğal bir gereğidir. Bu sorumluluğu yerine getiren ve kentine değer katan bir yöneticinin baskı altına alınması ya da görevden uzaklaştırılmasının gündeme gelmesi, iddiaların aydınlatılmasından ziyade üzerinin örtülmek istendiği yönünde ciddi bir algı oluşturmaktadır. Bu nedenle kamuoyuna açıkça hatırlatıyoruz: Şeffaflık talep etmek suç değildir. Usulsüzlük iddialarını dile getirmek sadakatsizlik değildir. Kurumsal ahlakı savunmak cezalandırılacak bir davranış olamaz. Üniversiteler; kişi, grup ya da cemaatlerin değil, kamunun, bilimin ve hukukun kurumlarıdır. Bu açıklama kişisel değil, kamusal bir sorumluluğun gereğidir. Sürecin tüm yönleriyle kayıt altına alındığını ve ilgili merciler tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini kamuoyunun bilgisine sunarız.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.