Dr. Cegerxwin Polat: Diyarbakır’da yeme alışkanlıkları kalp sağlığını zorluyor
Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Cegerxwin Polat, Amida Haber’e yaptığı açıklamada, birkaç ay önce Kürtçe sloganla başlattığı 40 dakika yürüyüş kampanyasının toplumun farklı kesimlerinden ilgi gördüğünü söyledi.
Kampanyayı yalnızca yürüyüşe teşvik amacıyla değil, sağlık alanında ana dilinde iletişimin önemine dikkat çekmek için de geliştirdiğini belirten Polat, Kürtçe yapılan çağrının insanlarda daha tanıdık ve içten bir duygu yarattığını ifade etti.
Polat, “Videolar çekilip gönderildi ancak bunun belki 100 katı kadar geri dönüş aldım. Hastanede, sokakta, bir yerde otururken insanlar gelip ‘Hocam biz de yürüyoruz’ diyor. Bazıları videoya çekemediğini, utandığını ama yürüyüşe başladığını söylüyor. Bu çok değerli” dedi.

‘Yürüyüş sosyalleşmenin de bir yolu’
Yürüyüşün tek başına bir spor etkinliği olmadığını, aynı zamanda sosyalleşme imkânı sunduğunu belirten Polat, insanların çoğunlukla arkadaşları, komşuları ya da aileleriyle yürüdüğünü kaydetti.
Yaz aylarında Diyarbakır’daki aşırı sıcakların hareket etmeyi zorlaştırdığını dile getiren Polat, özellikle akşam saatlerinde parklarda oturan yurttaşların kısa yürüyüşlerle günlük hareketlerini artırabileceğini söyledi.
Polat, “İnsanlar aileleriyle parka geliyor, tüm gece oturuyor. Oysa parkta otururken bile bir saat yürümek mümkün. Bu hem sağlığa hem de kentle, sokakla ve birbirimizle bağ kurmaya katkı sunar” diye konuştu.
Kampanyanın farklı başlıklarla sürdürülmesi gerektiğini ifade eden Polat, ilerleyen dönemde yürüyüş ve sigarayı bırakma temasını bir araya getiren yeni bir çalışma planladığını da açıkladı.

‘Tüketim alışkanlığı kaldı, hareket azaldı’
Diyarbakır ve Kürt coğrafyasında beslenme alışkanlıklarının kalp-damar sağlığı açısından önemli riskler yarattığını söyleyen Polat, kırsal yaşamın gerilemesiyle birlikte eski tüketim biçimlerinin kent yaşamında sürdüğüne dikkat çekti.
Kırsalda bedensel çalışmanın zorunlu olduğunu, bu nedenle alınan kalorinin daha fazla harcandığını belirten Polat, şöyle konuştu:
“Şehirde yaşamanın temel sorunu şu: Çocukluktan kalma gıda tüketim alışkanlıklarımız değişmeden, bedensel olarak bunları harcama alışkanlığımız değişti. Kırsaldaki gibi çalışmıyoruz, aldığımızı harcamıyoruz. Karbonhidrattan zengin bir beslenme tarzımız var.”
Yoksulluğun dengeli ve besin değeri yüksek gıdalara erişimi zorlaştırdığını kaydeden Polat, kırsalda bostan, meyve ve yerel üretime ulaşmanın görece daha kolay olduğunu ifade etti.

Tatlı ve kırmızı et tüketimi arttı
Polat, karbonhidrat tüketiminin yanı sıra kırmızı et ve şerbetli tatlı tüketiminin de yaygın olduğuna dikkat çekti. Son yıllarda künefeci ve tatlıcıların kentte hızla çoğaldığını belirten Polat, bu mekanların uzun süre oturulan tüketim alanlarına dönüştüğünü söyledi.
“İnanılmaz bir glikoz ve kolesterol bombardımanı var” diyen Polat, katı yağların yüksek ısıyla işlenmesinin kalp-damar sağlığı açısından risk oluşturduğunu dile getirdi.
Polat, “Tatlı tüketimimiz artmış, hareket etme gerekçemiz azalmış durumda. Üstelik kilolu olmaktan rahatsız olmayan bir topluluğuz. Kilo veren kişilere bile ‘Biraz etin dolgun olsun’ denilebiliyor. Bu kültürel anlayış da sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önünde engel oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Bulgur pirince tercih edilebilir
Bulgurun tek başına sorun olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Polat, bulgur pilavının pirince göre daha iyi bir alternatif olduğunu belirtti. Ancak bulgurla birlikte ekmek tüketiminin toplam karbonhidrat yükünü artırdığına işaret etti.
Polat, “Esas sorun aşırı tüketim. Bulgur, pirince tercih edilebilir. Fakat bulgurun yanında ekmek de yenildiğinde denge bozuluyor. Pirinç tüketimi de son dönemde arttı” dedi.
Bel çevresindeki genişliğin ve obezitenin yalnızca görünüşle ilgili olmadığını vurgulayan Polat, insülin direnci ve kan şekeri dalgalanmalarının kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere pek çok hastalık için risk oluşturduğunu kaydetti.

‘Daha az ye, daha çok yürü’
Sağlıklı yaşam için pahalı spor salonlarına ihtiyaç olmadığını belirten Polat, yürüyüşün herkesin yaşamına katabileceği temel bir hareket biçimi olduğunu söyledi.
Hastalarının “zamanım yok” sözleriyle sık karşılaştığını aktaran Polat, “Öğle yemeği için ara veriyorsanız, daha az yiyip daha çok yürüyebilirsiniz. Yürüyüşü hayatın bir parçası haline getirmek gerekiyor” çağrısında bulundu.
Tatlı tüketiminde küçük değişikliklerin de etkili olabileceğini söyleyen Polat, şerbetli tatlıların yanında süt yerine yoğurt tercih edilmesinin daha dengeli bir seçenek olabileceğini ifade etti.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.