Selçuk Mızraklı: Hekimlik yapacağım, devrimciliğe devam

Selçuk Mızraklı: Hekimlik yapacağım, devrimciliğe devam
 Haber Editörü
7 yıl sonra tahliye olan Diyarbakır Büyükşehir Belediye eski Eş Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, “Hastalarım tahlil sonucu göndermeye başladı bile, hekimlik yapacağım, devrimciliğe de devam” dedi.

2019 seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçildi. Sadece 4 ay görevde kalabildi, İçişleri Bakanlığı kararı ile görevden alındı, yerine kayyum atandı, gözaltına alınarak tutuklandı. Selçuk Mızraklı, 7 yıl sonra tahliye oldu, Diyarbakır’a döndü. Merak edilenleri yanıtladı.

haber-2026-10-10t000435-025.webp

Amida: Cezaevinde günleriniz nasıl geçiyordu, Diyarbakır’dan uzak olmak ne hissettiriyordu?

Mızraklı: Ben buradan hiç ayrılmadım ki, yüreğim buradaydı. Yüreğimin bir parçası buradaydı. Fiziken uzakta olsam bile burada ne yaşanıyor kaygısı, tasası, arayışları, umudu hep vardı. Ama tabii gelip de tam da işin membasında, işin yaşandığı yerde gözlemek çok daha farklı. Düşünce düzeyinde olanların daha ham düşünceden olgun düşünceye evrilmesi gibi olabilir.

Cezaevinde hareketsiz yaşam, kötü yaşam koşullarına karşı nasıl mücadele ettiniz, hekimliğin artısı olmuştur muhakkak… Beslenme babında, spor babında, aktivite babında…Bunlar sizin biyolojik o etle kemik olan bünyenizi iyi tutmanızı sağlayabiliyor. Ama asıl insanı insan yapan yukarısı yani zihni, zihin dünyası. O zihin dünyasının yara almaması gerekiyor. Çünkü geriye döndüğünüzde, ayak izlerinize baktığınız zaman eğer olumsuz, kötü veya yanlış yaptığınızı, hatalı olduğunuzu düşündüğünüz şeyler varsa bunlar sizin ayaklarınıza pranga olur, yapışır, sizi hareket ettirmez.

haber-2026-10-10t000504-055.webp

Amida: Zihin dünyanızı nasıl beslediniz?

Mızraklı: Ne kadar uzakta da olsam gelen mektuplardan tutun da gelen ziyaretçilere kadar mümkün olduğu kadar burada yaşamaya çalıştım. Yani belki Kayseri Bünyan'daydım fiziki olarak ama yani ruhum da aklım da düşüncelerim de hep buraya ilişkin Türkiye'ye ilişkin “ne yapmalı nasıl yapmalı” sorusunun üzerine şekilleniyordu. Edirne'ye geçtikten sonra Demirtaş gibi bir siyasi lider figürü var. Figür olmanın ötesinde bir hakikat var. Yani bunu hakikaten kendi içinde eritmiş ve en nitelikli formlarla dışarıya aktarabilmeyi becerebilmiş birisi vardı. Mümkün olduğu kadar onun meyvesini beraber yemeye çalıştım.

Amida: Mesela Devlet Bahçeli’nin Ekim ayındaki ilk açıklamasını canlı izlediniz mi, ne hissettirdi size?

Mızraklı: Özellikle 1 Ekim sürecinden (1 Ekim 2024/ DEM Parti Grubu ile tokalaşma) sonra Sayın Bahçeli'nin böyle bir tutum aldığını gördük. Şaşırmadık.

Amida: Haberdar mıydınız?

Mızraklı: Hayır.

Amida: Demirtaş’ın ilk yorumu ne oldu?

Mızraklı: Selahattin Başkan'ın söylemesi gerekenleri onun ağzıyla, onun diliyle, onun ironileriyle, onun sempatikliğiyle, onun söylemesi gerektiğine inanan birisi olarak o kısma ilişkin hiçbir şey söylemeyeceğim. O yüzden kendi görüşlerim olarak ifade edeceğim. Tırnak içinde söylüyorum, bence bir ayar düzeltmeydi. Bir ayar düzeltme girişimi var diye okudum ben. Çünkü ray dışına çıkmış treni raya sokmak gerekiyor ki doğru hattında gidebilsin.

Tren rayına girdi mi, bundan sonrası için atılması gereken adımlar neler?
Rahmetli Sırrı Süreya Önder'in son fasılda söylediği, orada yazılı olmayan ama sözlü olarak aktarma vazifesini yerine getirdiği bir başlık vardı. Bu süreci tescil edecek olan hukuki ve siyasal adımların atılması diyordu. Samimiyetle söylemek gerekirse, bardağın tamamının dolması gerekirken, bardağın altında iki parmaklık su gördüğümüz zaman bile buna değer biçen pozitif bir yaklaşımımız var. İyimserlik iyidir. Ama iyimserlik bazen de olumsuz giden bir yolu yeterince uzun menzilli görmenizi engelleyebilir. Ben şuna çok açık ve net inanıyorum.

Amida: Nedir?

Mızraklı: Bu çok doğru bir adımdır. Çok nitelikli bir adımdır. Çok ciddi çabalar gösterilmiştir. Çok ciddi adımlar atılmıştır. Ama adımların bir tarafa yüklenip diğer taraftan yeterince adım atılmaması toplumda güven katsayısının sürekli dipte olmasına yol açıyor. Yani örneğin, Kürt tarafı birçok adımları atmışken eğer Türkiye'deki hakim sistem yeterince adım atmıyorsa ortada eşitsiz ve dengesiz bir durum oluşur.

haber-2026-10-10t000410-952.webp

Amida: Ekim ayında adım atılacak dendi…

Mızraklı: Bu müzakereler iki yer arasında cereyan ediyor. Bir yerde İmralı'da Sayın Öcalan var. Diğer tarafta devlet heyeti var. Onu konuşmak veya onu söylemeyi işin doğrusu kendime çok fazla bir had olarak görmüyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum. Bu sürecin toplumsallaştırılmaya ihtiyacı var.

Amida: 2013 sürecinde, Akil İnsanlar vardı, toplantılar yapıldı. Bu dönemde sürece toplumsal destek yeterli mi sizce?

Mızraklı: İstatistik bazen yalanın öteki adıdır, derler ama toplumu gözlediğiniz zaman Türkiye'deki medyayı çok farklı kutuplardan okuduğunuz zaman da aynı desteğin olmadığını görmek için çok fazla akıllı olmaya gerek yok. Yani "destek o kadar yüksek değil. Niye o kadar yüksek değil?" Sorusunun cevabını önce vermemiz gerekiyor.

Geçmişte niyet beyanları irade beyanlarıyla süslenmeye başlamıştı. Ama bugün bir irade beyanı yeterince güçlü olarak ortaya konulmadığı için ve iş adeta bir sosyal psikoloji ölçeğinden sürekli götürülmeye çalışıldığı için bir eksik var. Örneğin ben şöyle söyleyeyim. DEM Parti yüzlerce halk toplantısı yaptı. MHP birkaç ilde yaptı. Herkes hesap kitap yapmayı bir kenara bırakmalı. Bundan Türk'ü de kazanarak çıksın, Kürt de kaybetmeyeceğini düşünerek çıksın.

Amida: DEM Parti’nin 4-5 ay içerisinde yeni bir partileşme sürecine gireceği konuşuluyor. Siyasi yasağınız var ama, yer alacak mısınız, hekimliğe devam mı?

Mızraklı: Samimiyetle söyleyeyim, bugün bile hastalarım bir yerlerde yaptırmış oldukları tetkik sonuçlarını WhatsApp üzerinden bana gönderdi. “Hocam bir değerlendirip bize bilgi verebilir misin” diye. Yani hekimlikten emekli olunmuyor. O nedenle hekimliğe devam edeceğim. Önümüzdeki günlerde aktif olarak çalışmaya başlayacağım. Ama beraberinde siyasetten de yani ben devrimcilik diyorum. Devrimcilikten de emekli olunmuyor. Dolayısıyla her ne kadar siyasi yasaklı olsam bile bu demokratik siyasetin periferisinde kalacağım veya dışında kalacağım anlamına gelmiyor. Yani iyi, doğru, güzel ve hakçı olan, özgür olan için, özgürlükçü olan için çabamı her türlü düzeyde sürdürmeye devam edeceğim.

Amida: Cezaevinden çıktıktan sonra Selahattin Demirtaş’a gittiniz mi?

Mızraklı: Geçen hafta eşimle beraber gittik Edirne'de kendisini ziyaret ettik. Kendisini her zamanki o coşkusunda, o neşesinde ve o moralinde gördüm. Hem içeriden hem dışarıdan sohbet ettik. Herkese çok çok selamları var. Sevgilerini, özlemlerini ifade ediyor.

Amida: Demirtaş’ın çıkması için illa Çerçeve Yasa’ya mı ihtiyaç var? Niye tahliye edilmiyor?

Mızraklı: Selahattin Başkan'ın ve diğer arkadaşlar için hukukun vermiş olduğu tahliye kararı var. Bunu Çerçeve Yasa içerisinde değerlendirmek abestir. Yani bu hukuka inanmamaktır. Yargıya güvenmemektir. Yargı bir karar vermiştir. Onun gereğini yerine getirmek gerekiyor. Selahattin Başkan’ın bırakılması konusunda, bence bugün, bu akşam bile geçtir. Sadiye Ana'nın (Demirtaş’ın annesi) yüreğinde ne varsa bu halkın yüzde 99'unun yüreğinde de aynı şey var. Selahattin Başkan'ın içeride olması artık bir hukuki karar olmanın ötesinde siyasi karardır.

Amida: 4 ay gibi kısa bir süre başkanlık yaptınız, sonra tutuklandınız. Eksik bıraktığınız, şunu da yapmalıydım dediğiniz neler vardı?

Mızraklı: Çok şey, çok şey söyleyebilirim. Diyarbakır bölge merkezi olduğu kadar esasında Diyarbakır'ı bir Türkiye merkezi, bir dünya merkezi yapabilecek yapmaya muktedir düşüncelerimiz, programlarımız, önerilerimiz vardı. O gün işe başladığımız zaman demiştik ki biz 5 yıllık stratejik plan hazırlamayacağız. 5 yıllık planımız 25 yıllık vizyonumuzun ilk halkası olacak. Yani bir olimpiyat halkası gibi düşünmüştük.

Amida: Çıktıktan sonra dolaştınız mı Diyarbakır’ı, Sur’u…. Şu eksik dediğiniz ne var?

Mızraklı: İşin doğrusu iyi gözlem için, doğru biyopsi yapmak gerekiyor. Sur’un belli bir yerinden sonrasına gitmeye gönlüm el vermedi. Çünkü yıkılmış, yakılmış bir eski şehir. Onun yerine yapılmış binalar, kentin hafızasını, duygularını, kendisini ifade ediş biçimini, tarihini, kültürünü hiç yansıtmayan bir formda. Bunu fotoğraf ve görüntülerden gördüm. Ve oraya gitmeye işin doğrusu yüreğim el vermedi. Kentin diğer koridorlarında da binalar yükselmiş. Bir film çekimi yaparsınız, o filmi bir yerde gösterdiğinizde onu izleyenler burası bu kentin kimliğini yansıtıyor derler. Bana göre, yapılanlar bu kenti anlatmıyor. Yani Amasya'da da o tür binalar çıkabilirsiniz. İstanbul'un bilmem Beylikdüzü'nde de öyle bir bina çıkabilirsiniz. Yolları dümdüz kaymak gibi asfalt kaplamışsınız, ayrı bir şey anlatırsınız, ama eğer orası parke taşı ise o size başka şey anlatır. Yani kenti konuşturmanın yollarını aramak gerekiyor.

Amida: Görevde olan başkanlara bir öneriniz olur mu?

Mızraklı: Şuan görevde olan arkadaşlarımıza dönük söz söylemeye gelince işin doğrusu dilim kısadır. Niye? 9 yıllık bir zindandan çıkmış bir yerel yönetimden bahsediyoruz. 9 yıllık tahribat, 9 yıllık yıkım. Onlar şu anda hafriyat temizliği yapıyorlar. Bu hafriyat temizliği yapmadan üzerine yeni bir takım şeyleri inşa edebilmeleri, yapabilmeleri güç. Bunun bilincindeyim. Bunun farkındayım. Bu hafriyatı temizlerken de yerel yönetimin içinde barındırması gereken en yüksek ehliyeti barındırmaları gerektiğini de onlara bir öneri olarak söylemek benim görevimdir.

Amida: Ne demek yani?

Mızraklı: Ehliyet, derken bir bürokrasi veya bir belediye yönetim yapısı anlamında söylemiyorum. Yani bunu toplumla alışveriş olarak, halkla alışveriş olarak bir tür yönetişim disiplini olarak yani bunu geliştirmek, bunu derinleştirmek, bunun dolaşım anını da beraberinde oluşturmak gerekiyor. Arkadaşların da ben bu yönde çabalarının olduğunu veya olacağına inanıyorum.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.