Uçum’dan Öcalan vurgusu: Vakti geldiğinde…
Kaynak:Haber Merkezi
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, sürecin gidişatına ilişkin yazdı. Uçum, 7595 sayılı Kanun’un uygulama aşamasına girmesiyle geçiş sürecinde gelinen noktayı ve sürece yönelik aksatma girişimlerini AA Analiz için kaleme aldı.

Uçum’un yazısındaki satır başları şu şekilde:
“7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, geçiş sürecinin hukukunu düzenliyor. Bu yeni dönem esas olarak 7595 sayılı Kanun'un uygulama aşamalarının adım adım ilerlemesiyle somut içerik kazanacak. Kanun yürürlüğe girdikten sonra gerekli adımlar hızla atılmaya başlandı. Hemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Takip ve Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Kurul, gerçekleştirdiği toplantılarla hem sürece ilişkin planlamalarını yaptı hem de kanun gereği alt komisyonları belirledi. Sahada tespit için gerekli olan pratikler ortaya çıkmaya başladı. Bu pratiklerin giderek hızlanacağı görülmektedir. Bu bağlamda 7595 sayılı Kanun'un özellikle erteleme kurumuna ilişkin düzenlediği aşamalara bir kez daha göz atmakta fayda var.

Öcalan’ın statüsü tartışması
Sürecin açık ya da örtülü karşıtı olan bazı odaklar ve aktörler, Öcalan’ın statüsü konusunu amacından ve işlevinden kopartarak farklı noktalara taşıyor. Oysa konu tamamen Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasında ortaya koyduğu devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine uygun üstlendiği rolü yerine getirebilmesinin koşullarını sağlamakla ilgilidir.
İmralı’da cezaevi binasına bağlı bir ünite olarak yapılan mekan, Öcalan’ın rolüne ve görevine uygun çalışma ortamı oluşturmak içindir.
Vakti geldiğinde Öcalan’ın açık görüşme çeşitliliğinin sağlanması da aynı şekilde devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine yönelik yapması gereken işlerin bir gereği olacaktır.
Hal böyleyken Öcalan’a üzerine düşeni uygun şekilde yapması için sağlanan imkanları bir tür serbest bırakma veya imtiyaz sağlama gibi değerlendirmek, sürecin rutin dışı özelliğini göz ardı eden ve iyi niyetli olmayan bir bakıştır.
Öcalan: Soru işaretlerine rağmen kapsamlı bir model sunuyoruz
Bunun karşısında bu imkanları değersizleştirerek hatta Öcalan’ın dahi gündeminde olmayan, örneğin özgür kalması gibi konuları öne çıkararak süreci yapay sorunlarla aksatmaya çalışanların bakışı da aynı derecede sorunlu ve iyi niyetten uzaktır.
Bu fikri çarpıtmaların sürece yönelik aksatma çabalarının bir parçası olduğu ortadadır ama hangi tarafta olursa olsun aksatma gayretinde olanlar, bu işi başaramayacaktır. Süreçteki pratik ilerlemeler de bunun kanıtıdır.

Terörsüz Türkiye, bir diyalog sürecidir. Yeni Anayasa, bir müzakere sürecidir. Terörsüz Türkiye’nin gerektirdiği hukuksal süreçler de bu diyalog sürecinin unsurlarıdır. Demokrasinin ilerletilmesi ise müzakere sürecinin konusudur.
Diyalog sürecinin muhatabı Öcalan, ona bağlı yöneticiler ve diğer kadrolar, bağlantılı oluşumlar ile yasal süreçteki temsilcilerdir. Bu noktada irade seviyelerinin sınıflandırması da önemlidir. Görünürde popüler olan veya yasal alanda yönetici rolü bulunan kimilerinin irade olarak etkisiz olduklarına, sürece ilişkin bir fikirlerinin de olmadığına dikkat etmek önemlidir. Bu kategoridekilerin verdikleri sorunlu mesajları ayırt etmek ve farklı değerlendirmek gerekir.
Esas olan Öcalan’ın ve ona bağlı unsurların, Öcalan’ın devletle ve milletle bütünleşme perspektifine uygun şekilde ortaya koydukları iradedir. Buna aykırı şekilde etnik siyaseti öne çıkararak hareket edenlerin hem irade olarak hem siyaset dili açısından etkisiz olduklarını ve bir sapma olarak değerlendirildiklerini görmek gerekir. Örneğin, beşinci kademede bile sadece tali bir rolü olan yasal bir yöneticinin etnik siyaset dili kullanıp ya da demagojik muhalefet kurarak, sonra da kendisini sürecin merkezinde tarif etmeye çalışmasının çok da bir önemi yoktur.

İrade olarak güçlü gözüken örgüt yöneticilerinin sorunu ise kendilerine ilişkin ajandalarını Öcalan’ın özgürlüğü veya statüsü örtüsünün arkasına gizleyerek yapay bir tartışma çıkarma çabalarıdır. Böylelikle de sürecin tespit aşaması açısından ikircikli tutumlar, ayak sürümeler ortaya çıkmakta ve kendilerine yönelik güvenilmezlik iddialarının güçlenmesine zemin oluşmaktadır. Bu durum kimseye fayda sağlamaz.

Yeni anayasa, milletin, toplumun ve halkın tamamının gündemidir. Ayrıştırıcı ve dışlayıcı bir bakışın değil kapsayıcı ve bütünleştirici bir felsefenin eseri olacaktır. Bu felsefeyle TBMM’nin 28. döneminin kalan süresinde yani 2028 yılında yapılacak seçimlere kadar yeni anayasa müzakereleri bir sonuca ulaşmayı hedefleyebilir ancak bu dönemde konu, muhtemelen yeni anayasanın temel yaklaşımları hususunda bir fikri olgunluk oluşturma seviyesinde kalabilir. Bu dahi önemli bir ilerleme olur. Bununla birlikte Meclisin 29. döneminde yeni anayasanın en geniş mutabakatla kabul edilip halkın onayına sunulması, artık kaçınılmaz bir adım olarak ifade edilebilir.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.