Amedspor’a tribün ırkçılığı: Bedirhanoğlu 25 yıl öncesini anlattı
Diyarbakırspor 2000 yılında, dönemin Süper Lig’i olarak bilinen 1’inci Lig’e yükseldi. Tribünlerin hınca hınç dolduğu maçlarda “PKK dışarı” sloganları atılıyor, Kürtlere yönelik cinsiyetçi tezahüratlar yapılıyordu. Aradan 25 yıl geçti, Amedspor Trendyol Süper Lig’e yükseldi, tablo değişmedi, sloganlara bu kez sarı torbalar eklendi. 1’inci Lig döneminde Diyarbakırspor’da as başkanlık, başkan yardımcılığı ve basın sözcülüğü yapan Şahismail Bedirhanoğlu ile tribünlerde bitmeyen ırkçılığı ve şiddeti konuştuk.

- Başkanlık yaptığınız dönem tam da 1990’lardan çıkılan yıllardı. Kısmi bir rahatlama gelmişti. Spora nasıl yansımıştı bu atmosfer?
90'lı yılların hengamesinden çıktığımız dönemlerdi. Biraz daha azalmıştı tabii, ama atmosferi ve ruh hali toplumun bütün kesimlerinde vardı. Gittiğimiz yerlerde ayrıştırıcı bir üslupla karşı karşıya geliyorduk. O dönem de bizi örgütle eşleştiriyorlardı. Ayrımcı bir dil, hoş olmayan ifadeler kullanılıyordu.
- Unutamadığınız bir deplasman var mı?
Takım ismi vermeyeyim. İstanbul'da bir maçımız vardı. İlk yarıda ilk golü Diyarbakır attı. Maç İstanbul’da olduğu için oradaki dostlarımız da davetliydi. O gün protokol tribününde yöneticilerin 2-3 kat fazlası misafirimiz vardı. Diyarbakırsor gol atınca onlar sevicini biraz abarttı. Protokol tribününün yanındaki seyirci tribününden bir anda üzerimize elma, armut, bozuk para, çakmak ne varsa yağmaya başladı. Diğer tribünler görünce onlar da katıldı. Bu sırada sahaya da yabancı madde yağıyor. Protokol tribününün camını kırdılar. Arkadaşlarımızı zor bela çıkardık. Başkan Mücahit beydi (Mücahit Can). “Takımı sahadan çekelim” dedi.
-Çektiniz mi?
Diğer arkadaşlarla konuştuk, istişare ettik. Bunu yaparken yeni sorunlar yaratmak istemedik. Doğuracağı siyasi sonuçlar da vardı. Bölgede yaratacağı infial de vardı. Bunların hepsi değerlendirildi. Maç da o ara durdu. Rakip takımın bölge kökenli yöneticileri devreye girdi, ortalık sakinleşti. Devam kararı aldık.
Maçı kim aldı?
Rakip takım aldı. Ama olay ilk golü Diyarbakır attığı için çıktı.
Buna benzeyen “zorlu” deplasmanlarda güvenliğinizi nasıl sağlıyordunuz?
Emniyet güçleri ciddi tedbirler alıyordu. Yani normal bir takıma uyguladığından daha fazla güvenlik alınıyordu. Çünkü maç öncesi işte “geliriz”, “gömeriz”, “bilmem şu yaparız, bu yaparız” deniliyordu. Bir maçın üç sonucu vardır. Ya berabere kalacaksınız ya yeneceksiniz ya da yenileceksiniz. Yenilseniz onu hazmedeceksiniz, yenseniz de sevginizi abartmayacaksınız. Onun için yöneticilerin, spor takımlarının yöneticilerinin bu konularda özellikle bazı takımlar karşı karşıya geldiğinde çok daha dikkatli olmaları gerekir.
Bazı grupların özellikle domine ettiği taraftar grupları var, kulüpler buna güç getirebilir mi?
İsterlerse güç getirebilirler. Bazen hesaplarına gelir. A takımı taraftar grubu, takımın dışında onun belirlediği destekleme modelinin dışına çıktığı zaman, taraftar grubunu stada almaz. Takım isterse bunu yapar. Taraftar gruplarını yönetmek, sevk etmek takımın işidir. Çünkü takım zaten taraftar gruplarını finanse ediyor. Onlara bakıyor, onları yönetiyor ve yönlendiriyor. “Bana rağmen oldu” buna ben hiç inanmıyorum. Çünkü biz de yöneticilik yaptık. Taraftarlarımıza tam anlamıyla hakimdik.
“Amedspor adını Diyarbakırspor yaparsa tribünlerdeki ırkçı, cinsiyetçi sloganlar ve şiddet biter” deniliyor, sizce de öyle mi?
80'li yıllardan sonra bölgede başlayan çatışma ve şiddet toplumlar arası güveni zedeledi. Ben hükümeti ve devleti bir tarafa bırakarak söylüyorum. Toplumda buna teşne olan ve bundan medet uman kimi siyasi gruplar oldu. Bunun üzerinden tepinmek suretiyle toplumun bazı kesimlerini domine etmek isteyenler oldu. Bereket versin ki daha büyük olaylar olmadı. Diyarbakırspor’da 2000- 2002 yılları arasında yöneticilik yaptım. O dönemde de her gittiğimiz deplasmanda biz, çok ağır koşullarla karşılaşıyorduk. Her deplasmanda illaki bir örgüte yapıştırmak suretiyle sloganlar atılıyordu. Tabii Amedspor isminin yaratacağı, yarattığı biraz daha fazla etki var. Ama Diyarbakırsporken de, aynı muamelelerle karşılaştık. Belki bizim o dönemde karşılaştığımız muamele şu andaki muamelelerden çok daha iyiydi. Sosyal medya yoktu. Benim önerim, bu tür şeylere davet çıkarıcı, tutum ve davranışlarından kaçınmak lazım.
-Karşı taraf kaçınmıyorsa…
Biz kaçınacağız. Biz görevimizi yapacağız. Haksızlığa boyun eğmemek lazım tabi ki. Bunun yol ve yöntemleri var. Futbol Federasyonu, Yüksek Hakem Kurulu’na sürekli hak arayışımızı sürdüreceğiz. Hatta Meclis’e taşıyacağız.
-Tribünlerdeki ırkçılık ve şiddetle mücadele için, TFF, savcıların daha hızlı hareket etmesi etkili olur mu?
Kocaelispor maçındaki sarı torba meselesinde savcılık harekete geçti. Bu olumlu. Biz de üslubumuza dikkat ederek, taraftar gruplarımıza da hakim olarak durumu yönetebiliriz.
“Amedspor herhangi bir siyasi gruba angaje değil, siyaset yapmıyor, karşı tarafın algısı böyle” bu yoruma katılır mısınız?
Evet. Karşı taraf sizi zaten bir kimlik üzerinden değerlendiriyor. O kimliği de götürüp bir örgütle bağlantılandırıyor. Sadece kimlik üzerinden değerlendirirse, evet bir Kürt ilinin takımıdır. Bu anlaşılır. Ama örgütle bağlantılandırıyor. Bunun için özellikle söylüyorum. Taraftar gruplarının, takımın taraftarı olmanın dışında bir algı yaratacak paylaşımlardan kaçınması lazım. Siyasetçilerin de bundan kaçınması lazım. Durum muhakemesi yaparken kendinden başlamak lazım. Diyarbakırspor da varken, Diyarbakırspor sadece Diyarbakır'ın değildi. Mardinli idi, Siirtli idi, Vanlı idi. Biz İstanbul'a gittiğimizde, Fenerbahçe maçına, Galatasaray, Beşiktaş maçına gittiğimizde orada ne kadar ‘Doğulu’ varsa Diyarbakırspor'u desteklemek için gelirlerdi. Hiçbir zaman bize yeterli bilet olmazdı. Çünkü sadece Diyarbakırlılar gelmezdi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.