Amed’te dil gerçeği

Amed’te dil gerçeği

Kaynak:Haber Merkezi

Amed’te dil gerçeği

Köşe Yazısı / Ömer Torlak

Ben bir Diyarbakır (Amedli) olarak bu yazıya bir özürle başlamak istiyorum. Kürtçeyi konuşabiliyorum; hatta kendimi belirli ölçüde akademik düzeyde ifade edebilecek bir birikime de sahibim. Ancak yazıya dökme konusunda aynı yeterliliği gösteremediğimi görüyorum.

Bu durum bile aslında anlatmak istediğim meselenin ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü bir dil yalnızca konuşularak değil; yazılarak, üretilerek ve hayatın her alanında aktif biçimde kullanılarak yaşar ve güçlenir.

Amed’de en temel sorunlardan biri, Kürtçenin gündelik hayatın merkezinde yer almamasıdır. Sokakta, evde, aile içinde ve işyerlerinde Kürtçe yeterince konuşulmuyor. Oysa bir dilin gerçek yaşam alanı tam da buralardır. Çocuk anadilini önce evde öğrenir, sokakta pekiştirir, okulda ve sosyal yaşamda geliştirir. Bu zincir zayıfladığında dil de zayıflar, görünürlüğünü kaybeder ve zamanla geri plana itilir.

Bugün Amed gibi Kürt kimliğinin güçlü olduğu bir şehirde bile Kürtçenin birçok alanda ikinci planda kalması yalnızca bir eksiklik değil, açık bir çelişkidir.

Bu çelişkiyi anlamadan çözüm üretmek mümkün değildir. Bu çelişkiyi daha somut hale getiren örneklerden biri, 24., 25. ve 26. dönemlerde Amed’i temsil etmiş bir milletvekiliyle yapılan bir sohbettir. Kendisine Kürtçe konuşup konuşmadığı sorulduğunda, Kürtçe bilmediğini ifade etmiş ve bunu şu sözlerle açıklamıştır:

Benimle kimse Kürtçe konuşmadı, ben nasıl Kürtçe öğrenecektim. Maalesef Amed halkı her alanda Kürtçe dilinden uzaktır. Tabii ben de kendimi eleştiriyorum.

Bu cümle basit değildir.

Bu cümle, Amed’de Kürtçenin kamusal ve toplumsal dolaşımının ne kadar zayıfladığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu söz, sıradan bir bireysel eksiklik olarak değerlendirilemez. Çünkü milletvekilliği yalnızca bir görev değil; aynı zamanda temsil ettiği toplumun dilini, kimliğini ve kültürünü sahiplenme sorumluluğudur.

Bir temsilcinin benimle Kürtçe konuşulmadı, o yüzden öğrenmedim demesi, aslında iki yönlü bir sorunu açığa çıkarır. Birincisi, toplumun Kürtçe dilinden uzak olmasıdır. Kurumlarımızın da Kürtçe için pratikten uzak olması, bu durumu daha da derinleştirmektedir.

Eğer bu söz doğruysa, bu durum Kürtçenin günlük yaşamda yeterince kullanılmadığını gösterir. Yani sorun sadece bireysel değil, toplumsaldır.

İkincisi ise temsil sorumluluğudur. Bir milletvekili mevcut durumu gerekçe göstermek yerine, eksik olanı geliştirmekle yükümlüdür. Eğer bir dil kamusal alanda zayıfsa, bunu değiştirmek için çaba göstermek gerekir. Bu noktada şu soru kaçınılmazdır:

Amed gibi bir şehirde bir milletvekili neden Kürtçeyi öğrenme ihtiyacı hissetmez?

Bu sorunun cevabı yalnızca bireysel tercihlerde değil; aynı zamanda siyasal yapıların ve kurumsal yaklaşımların dil konusundaki önceliklerinde saklıdır.

Eğer dil siyasetin merkezinde yer almazsa, temsil düzeyinde de geri planda kalır.

24., 25. ve 26. dönemlerde milletvekilliği yapan arkadaşımızın Kürtçe konuşamamasına dair üzüntüsünü dile getirmesi, bu açıdan önemli bir aynadır.

Bu dönemlerde Kürt siyaseti görünür ve etkili olmasına rağmen, bu güç Kürtçenin kamusal alandaki kullanımına aynı ölçüde yansımamıştır.

Bu da bize şunu gösterir: Siyasi güç, dilin kendiliğinden güçleneceği anlamına gelmez.

Dil, bilinçli bir politika ve kararlı bir toplumsal kullanım gerektirir. Aksi halde ortaya şu çelişki çıkar: Kimlik güçlü görünür, ama dil zayıf kalır. Bu çelişki bugün Amed’de açık şekilde hissedilmektedir.

Toplumsal Sorumluluk ve Kurumların Rolü

Bu noktada açık konuşmak gerekir:

Amed’de Kürtçenin geri planda kalmasının sorumluluğu sadece siyasetçilere ya da kurumlara ait değildir.

Toplumun günlük yaşam pratikleri bu durumun en belirleyici unsurudur.

Evde Türkçe konuşan, çocuklarıyla Kürtçe iletişim kurmayan, sokakta Kürtçeyi tercih etmeyen bir toplum; farkında olmadan kendi dilinin geri plana itilmesine katkı sunar.

Ancak bu gerçek, kurumların sorumluluğunu azaltmaz—aksine artırır.

Yerel yönetimler, siyasi yapılar ve sivil toplum örgütleri Kürtçeyi yalnızca sembolik düzeyde değil, hayatın her alanında aktif bir dil haline getirmek zorundadır.

Eğitimden belediye hizmetlerine, kültürel üretimden kamusal iletişime kadar her alanda Kürtçe kullanılmalıdır.

Aksi halde dil, sadece özel günlerde hatırlanan bir simgeye dönüşür.

Siyasi temsilciler için bu sorumluluk daha da büyüktür. Çünkü toplumun önünde olan kişiler sadece temsil etmez; aynı zamanda yön verir.

Eğer temsil düzeyinde Kürtçe zayıfsa, bu durum toplumda da dilin ikinci planda olduğu algısını güçlendirir.

Dil, Kimlik ve Gelecek

Dil sadece bir iletişim aracı değildir. Dil; hafızadır, kimliktir, kültürdür. Bir halkın hikayeleri, dengbêj geleneği, atasözleri ve tarihsel birikimi dil aracılığıyla yaşar. Dil zayıfladığında sadece kelimeler değil, bir halkın geçmişi ve geleceği de zarar görür.

Ben de bu konuda kendimi tamamen dışında görmüyorum. Bu yazı sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir özeleştiridir. Çünkü değişim, bireyin kendisinden başlar. Ama artık daha net konuşmak gerekiyor: Amed’de Kürtçe hak ettiği yerde değildir ve bu durum görmezden gelinemez.

Sonuç ve Çağrı

Bu bir çağrıdır: Amed halkına… Kendi dilini günlük yaşamının merkezine koy. Evinde, çocuğunla, komşunla Kürtçe konuş. Kurumlara… Kürtçeyi vitrin değil, yaşam dili haline getir. Onu her alanda görünür ve aktif kıl. Siyasi temsilcilere… Gerekçe üretmeyin, sorumluluk alın. Bu dilin taşıyıcısı olun. Çünkü bir halk, kendi diliyle vardır. Ve o dil yaşadığı sürece geleceğe güvenle bakabilir. Kürtçe, Amed’de sadece bir seçenek değil, hayatın kendisi olmalıdır.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.