Tıbbi Onkolog Karakaş: Dil ve mahremiyet, kanser taramasını zorlaştırıyor
Dünyada en sık tanı konulan kanser türleri arasında akciğer kanseri ilk sırada, meme kanseri ise ikinci sırada yer alıyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre, meme kanseri nedeniyle 4 bin 693 kadın yaşamını yitirdi. Erken teşhisin hayat kurtardığına dikkat çeken uzmanlar, düzenli tarama ve kendi kendine meme muayenesinin önemine vurgu yapıyor.
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinde erken teşhis, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. AmidaHaber’e konuşan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Delyadıl Karakaş Kılıç, meme kanserinde erken teşhisin önemine, bölgedeki kadınların yaşadığı sorunlara ve tedavi sürecinde karşılaşılan engellere dikkat çekti.
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Kılıç, her 8 kadından yaklaşık birinin yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıdığını söyledi.

‘Erken teşhis hayat kurtarıyor’
Meme kanserinde erken teşhisin tedavi sürecinde belirleyici olduğunu vurgulayan Kılıç, Türkiye’de tarama programlarının bulunduğunu hatırlattı. 40-69 yaş arasındaki kadınlara üç yılda bir mamografi çektirmelerinin önerildiğini belirten Kılıç, “Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) ile ilçelerde gezici tarama araçları da hizmet veriyor. Erken teşhis konulabilirse hastaların hayatı gerçekten kurtuluyor. Kadınların mutlaka tarama programlarına katılmasını ve kontrollerini yaptırmasını öneriyorum. Şehir merkezinde yaşayan kadınlar, ilçe ve köylerde yaşayan kadınlara göre daha erken başvurabiliyor.”

‘20 yaşından itibaren kendi kendinize muayene yapın’
Muayene sırasında memenin bütün bölgelerinin ve koltuk altlarının kontrol edilmesi gerektiğini ifade eden Kılıç, bazı kitlelerin meme dokusunda fark edilmeyip koltuk altında belirti verebildiğini söyledi. Kılıç, “Banyo yaparken ya da oturduğumuz yerde kendi kendine meme muayenesi yapılmalı. Meme dokusunun bütün bölgeleri elle kontrol edilmeli, koltuk altlarına da bakılmalı. Bazen meme büyük olabilir veya yağ dokusu fazla olabilir. Bu nedenle memede fark edilmeyen kitleler koltuk altında ortaya çıktığında fark edilebilir. 20 yaşından itibaren her ay yapılmasını öneriyoruz” diye konuştu.
‘Ailesinde kanser öyküsü olanlar daha erken taranmalı’
Meme kanseri açısından aile öyküsünün önemli olduğunu belirten Kılıç, “40 yaşından itibaren kadınların rutin tarama programlarına katılması gerekiyor. Ancak annesinde veya birinci derece kadın akrabalarında meme kanseri öyküsü bulunan kadınlar daha erken yaşta taramaya alınmalı. Bu kişilerde 30 yaşından itibaren risk değerlendirmesi yapılması, gerekli görülmesi halinde ultrason, MR ve genetik testlerin planlanması gerekiyor. Hangi tetkiklerin yapılacağına doktor karar vermeli” ifadelerini kullandı.

‘Bölgemizde genç yaşta meme kanseri vakaları görüyoruz’
Diyarbakır ve bölgede genç yaşta meme kanserinin yoğunlukta olduğunu belirten Kılıç, “Bizim bölgemizde genç yaşta meme kanseri tanısı alan hastalarla daha sık karşılaşıyoruz. Bunun nedenlerini değerlendirirken hormonal, çevresel ve sosyolojik etkenleri birlikte ele almak gerekiyor. Ancak burada önemli sorunlardan biri, kadınların doktora geç başvurması. Özellikle kırsalda yaşayan bazı kadınlar, memelerinde ciddi değişiklikler olmasına rağmen hastaneye gelmekte gecikiyor” dedi.
‘Meme kanserini cinsellikle ilişkilendirmemeliyiz’
Memenin toplumsal olarak cinsel bir obje gibi görülmesinin kadınların sağlık hizmetlerine başvurmasını zorlaştırabildiğini belirten Kılıç, “Kadınlar, meme kanseri tanısı almalarını cinselliklerinin sona ermesi, doğurganlıklarını kaybetmeleri veya çocuk sahibi olamamaları gibi durumlarla ilişkilendirebiliyor. Bu nedenle doktora başvurmakta gecikiyorlar. Oysa memeyi yalnızca cinsel bir obje olarak değil, vücudumuzun bir organı olarak görmemiz gerekiyor” diye konuştu.
‘Kürtçe konuşunca kendini daha güvende hissediyor’
Bölgedeki kadınların sağlık hizmetlerine erişiminde dil ve mahremiyet sorunlarının da etkili olduğunu dile getiren Kılıç, hastalarla kendi dillerinde iletişim kurmanın tedavi sürecini olumlu etkilediğini belirterek, “Meme kanseri nedeniyle çok kötü durumda gelen bir hastam vardı. Aslında memesini göstermek istemiyordu. Ben Kürtçe konuşmaya başladıktan sonra kendini daha rahat hissetti ve muayeneye izin verdi. Kadınlar kendi dillerinde konuştuklarında kendilerini daha güvende hissediyor. Bu yaklaşım, tedaviye uyumu da artırıyor” ifadelerini kullandı.
Hastaların hastaneye çoğu zaman yakınlarıyla geldiğini belirten Kılıç, tercüman eksikliğinin ve mahremiyet sorunlarının muayeneyi zorlaştırabildiğini şu sözlerle anlattı:“Kadınlar bazen eşlerinin ya da yakınlarının yanında şikâyetlerini anlatmaktan utanabiliyor. Meme kanseri tedavisinde kullanılan hormon ilaçları vajinal kuruluk gibi yan etkilere neden olabiliyor. Kadınlar bu sorunları eşleriyle bile paylaşamayabiliyor. Bu nedenle hastaların kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamın sağlanması ve mahremiyetlerinin korunması çok önemli.”

‘Emzirirken fark edilen kitleyi süte bağlamayın’
Gebelik ve emzirmenin meme kanseri riskini etkileyen faktörler arasında bulunduğunu belirten Kılıç, “Gebelik ve emzirme bazı durumlarda meme kanserine karşı koruyucu etki gösterebilir. Ancak bu, meme kanserinin görülmeyeceği anlamına gelmez. Özellikle emziren kadınlar memelerinde fark ettikleri kitleleri süte bağlayarak doktora başvurmayı erteleyebiliyor. Bu durum hastalığın ilerlemesine neden olabiliyor. Tedavi edilebilecek bir hastalık, gecikme nedeniyle ileri evrelere ulaşabiliyor” diye konuştu.
‘Parça vermekten korkmayın’
Biyopsi yaptırmanın kanserin yayılmasına neden olduğu yönündeki inanışın doğru olmadığını söyleyen Kılıç, şunları aktardı: “Gerekli görülürse biyopsi yapılır. Lütfen parça vermekten korkmayın. Biyopsi yapılmasının kanserin yayılmasına neden olduğuna ilişkin kanıtlanmış bir durum yok. Tam tersine, tanının gecikmesi hastalığın ilerlemesine yol açabilir. Memede fark edilen her kitlenin kanser anlamına gelmeyebilir. Ancak tedbir alınmalı, kistler de ileriki süreçlerde kansere dönüşebilir. Meme kanseri türlerinde genetik yatkınlık nedeniyle her iki memenin alındığı durumlar olabiliyor. ”

Kadınlara çağrı!
Kadınlara erken teşhis çağrısını yineleyen Kılıç, “20 yaşından itibaren her ay kendi kendine meme muayenesi yapılmalı. 40 yaşından itibaren rutin tarama programlarına katılınmalı. Birinci derece kadın akrabalarında meme kanseri bulunanlar ise daha erken yaşta doktor kontrolüne başvurmalı. Memeyi cinsel bir obje olarak değil, vücudumuzun bir organı olarak görmeliyiz. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarır. Kadınlar, tedavi edilebilir bir hastalığın ilerlemesine izin vermemeli” ifadelerini kullandı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.