Davutoğlu'nun savcılık ifadesi ortaya çıktı
Kaynak:Haber Merkezi
Eski Başbakan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun, hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadenin ayrıntıları ortaya çıktı.
ANKA'nın aktardığına göre Davutoğlu, Ankara Adliyesi'nde soruşturmayı yürüten savcıya yaklaşık bir saat ifade verdi.
Davutoğlu, adliyede bulunmasının ve ifade vermeyi kabul etmesinin nedeninin "klasik anlamda bir savunma yapmak olmadığını" belirterek; hukuk devletine olan inancını teyit etmek, adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatmak ve yalnızca kendisini değil, adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için ifade verdiğini söyledi.

‘Soruşturmanın siyasi saiklerle başlatıldığı kamu vicdanının malumudur’
Soruşturmanın hukuki gerekçelerden ziyade siyasi saiklerle başlatıldığını savunan Davutoğlu, ifadesinde şunları söyledi:
"Bu soruşturmanın hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle başlatıldığı; cezalandırmaktan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığı kamu vicdanının malumudur. Soruşturmanın açıldığını medyadan öğrenmem, daha sonra ifade vereceğim tarihin de basına sızdırılması, ülkemizde yargı bağımsızlığının içine düşürüldüğü durumu açıkça göstermektedir.
Soruşturmayı öğrendiğimde müdafiim derhal savcılıkla temasa geçmiş, oğlumun 12 Eylül’deki düğünü nedeniyle 14 Eylül’de Ankara’ya gelerek ifade vereceğimizi bildirmiş ve bu konuda mutabakat sağlanmıştır. Buna rağmen, kaçma veya delilleri karartma şüphesi bulunmadığı ve soruşturma yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığı halde, 7 Eylül için sözlü talimat verilmiştir. Bu yaklaşım, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü usullerle, hukuki güvenlik ilkesiyle ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır."
Davutoğlu’na soruşturma: Sebep Diyarbakır konuşması
‘2021'de yaptığım konuşmanın her cümlesinin arkasındayım’
Davutoğlu, soruşturmaya konu olan Eylül 2021'de Bingöl'de yaptığı konuşmanın siyasi bir konuşma olduğunu belirterek, sözlerinin arkasında olduğunu vurguladı.
Davutoğlu ifadesinde şu değerlendirmelerde bulundu:
"Soruşturmaya konu edilen konuşma, Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığım ve bugün de her cümlesinin arkasında durduğum siyasi bir konuşmadır. Devlet, milletin ortak emanetidir, kamu görevi ise bu emaneti koruma sorumluluğudur. Benim itirazımın ahlaki ve siyasi kaynağı budur. Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum.
Üstelik o konuşmada yaptığım tespitler, aradan geçen zamanda yaşanan gelişmelerle güncelliğini korumakla kalmamış, acı tecrübelerle doğrulanmıştır. Bu gerçekleri dile getirmem hakaret değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı ve bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı sıfatıyla tarihî, ahlaki ve siyasi sorumluluğumdur. Siyasi hayatım boyunca akraba kayırmacılığına, liyakatsizliğe, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına ve yolsuzluğa karşı tavizsiz mücadele verdiğime aziz milletim şahittir."
Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırlarına dikkat çekti
Davutoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay içtihatlarına atıfta bulunarak, siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırlarının sıradan bireylere kıyasla daha geniş olduğunu ifade etti.
Kendisine yönelik ağır eleştiriler hakkında geçmişte verilen takipsizlik kararlarını da hatırlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırları, sıradan bireylere göre çok daha geniştir. Siyasetçiler, görevlerinin ve kamusal konumlarının gereği olarak sert, sarsıcı, rahatsız edici, hatta incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermek zorundadır.
Nitekim Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve siyasi parti genel başkanlığı görevlerinde bulunduğum dönemlerde şahsıma yönelik çok ağır eleştiri ve ifadeler hakkında Cumhuriyet savcılıklarınca verilmiş yüzlerce takipsizlik kararı bulunmaktadır. Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez. Bana yöneltilen sözler ifade özgürlüğü sayılırken, benim siyasi eleştirilerimin suç kabul edilmesi hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz."
AİHM'in Şorli kararını hatırlattı
Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olduğunu belirten Davutoğlu, TCK'nin 299'uncu maddesinin uygulanmasında bu durumun dikkate alınması gerektiğini savundu.
Davutoğlu, AİHM ve AYM kararlarına ilişkin şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır ve aktif siyasetin içinde, siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafıdır. Bu gerçeklik, TCK’nın 299. maddesi uygulanırken mutlaka dikkate alınmalıdır. Aktif siyasetin tarafı olan bir kişinin siyasi eleştirilere karşı mutlak ve ayrıcalıklı bir ceza hukuku korumasından yararlandırılması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması hâlinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de siyasi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle Vedat Şorli/Türkiye ile Artun ve Güvener/Türkiye kararlarında, devlet başkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir koruma sağlanmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur.
Anayasa Mahkemesinin Bekir Coşkun, Alişan Şahin ve Ergün Poyraz kararlarında da kamu otoritesi kullanan kişilerin daha geniş eleştiri sınırlarına katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik tercihler ve kadro politikaları hakkındaki değerlendirmeler siyasi tartışmanın merkezindedir. Değer yargılarının ispatı istenemeyeceği gibi, kamu yararına ilişkin sert eleştiriler de tek başına hakaret suçunu oluşturmaz."
‘Hakaret etmedim, hesap sordum’
Davutoğlu, ifadesinin sonunda soruşturmanın yalnızca kendisi açısından değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak ifade özgürlüğüne vurgu yaptı.
Davutoğlu şöyle konuştu:
"Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmuyorum. Konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni, öğrenciyi ve her bir vatandaşımızı savunuyorum. Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil, hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum. Sözlerimin arkasındayım. Çünkü bu sözler şahsi bir öfkenin değil; milletin hukukunu, devlet ahlakını ve adaleti koruma iradesinin ifadesidir. Hakaret etmedim, hesap sordum. Aşağılamadım, eleştirdim. Suç işlemedim, anayasal hakkımı ve siyasi sorumluluğumu kullandım.
Bugün hakkımda verilecek karar, yalnızca şahsımla ilgili olmayacak, yarın çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına da işaret edecektir. Biz çocuklarımıza korkunun sessizliğini değil, hür düşüncenin cesaretini, keyfiliğin karanlığını değil, hukukun aydınlığını bırakmak zorundayız. Adalet, gücün gölgesinde değil, hukukun ışığında tecelli eder. Hakikat susturulamaz, düşünce hapsedilemez, milletin vicdanı yargılanamaz."
Davutoğlu, ifadesinin sonunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 172'nci maddesi uyarınca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep etti.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.