DEM'li siyasetçiler gazetecilerin sürece dair sorularını yanıtladı
Çetin Arkaş, Gültan Kışanak ve Mithat Sancar, Ankara'da basın mensuplarıyla bir araya gelerek sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM’de 467 oyla kabul edilmesini “tarihi dönemeç” olarak değerlendirdi. Kanunun 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlandığını, Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun da 24 Ağustos’taki ilk toplantısıyla sürecin hukuki ve kurumsal aşamaya geçtiğini söyledi.
Sancar, son dönemde kamuoyuna yansıyan İmralı görüşme tutanakları ve iddialarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Sancar, iddialarda yer alan bazı görüşmelerin gerçekleşmediğini belirterek, “Öcalan’la böyle bir görüşme olmadı” dedi. İmralı’daki görüşmelerin tamamının kamuoyuyla paylaşılmasının sürecin niteliğiyle bağdaşmayacağını ifade eden Sancar, görüşmelerin zaman zaman üç, zaman zaman beş saat sürdüğünü söyledi.
Sürecin yalnızca silahsızlanma başlığıyla ele alınamayacağını kaydeden Sancar, “Silahsızlanma, hukuk ve demokratik toplum” eksenini barışın kalıcı hale gelmesi için temel gördüklerini ifade etti.

‘Öcalan’ın rol almasını bekliyoruz’
Takip ve Değerlendirme Kurulu bünyesinde dört alt komisyon oluşturulduğunu aktaran Sancar; Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu’nun çalışmalarına dikkat çekti.
Sancar, özellikle Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu’nun bileşimi ile görev alanının henüz kamuoyuyla paylaşılmadığını belirterek, Abdullah Öcalan’ın bu yapıda rol üstlenmesini beklediklerini söyledi.
Öcalan’ın yeni bir yere taşındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını dile getiren Sancar, görüşmelerin daha geniş ve rahat bir salonda yapıldığını ancak Öcalan’ın yaşamını eski yerinde sürdürdüğünü aktardı. Sancar, Öcalan’ın sürecin gerektirdiği çalışma koşullarına kavuşması gerektiğini savundu.

‘Hasta mahpuslar yasayı beklemeden tahliye edilmeli’
Gültan Kışanak, sürecin çatışma boyutunun yanı sıra demokratikleşme ve kapsayıcılık açısından “kök sorunlar” içerdiğini söyledi.
Dört alt komisyonun tamamının devlet bürokrasisinden oluşmasının süreci kolaylaştırmayacağını belirten Kışanak, avukatlar, barolar, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve entelektüellerin de mekanizmalara dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
Kışanak, “İki ay içinde bu meselenin yasanın uygulanabilir hale geleceği mesafeyi katetmesi gerekiyor. Mekanizmalar kurulup hızlı yol alınırsa dışarıda olan gelir, cezaevinde olan çıkar, açık dosyalar kapanır” dedi.
Hasta tutuklu ve hükümlülerin ise herhangi bir yasal düzenleme beklenmeden serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Kışanak, en ağır durumdaki kişilerin öncelikli olarak tahliye edilmesini istedi.
‘Üç acil demokratikleşme adımı’
Yeni anayasa tartışmasının kısa vadede gündeme gelmesini beklemediğini belirten Kışanak, anayasa değişikliği gerektirmeden atılabilecek üç temel adım sıraladı: Basın ve ifade özgürlüğünü güçlendirecek düzenlemeler, örgütlenme özgürlüğünü genişletecek adımlar ve kayyum uygulamasını sona erdirecek yerel demokrasi düzenlemeleri.
Mazlum Abdi: 29 Ocak'taki son anlaşma Kürtler için bir statü oluşturuyor
Kışanak, SDG’nin Suriye’de yönetime katılımına dair gelişmeleri de değerlendirdi. Kürtlerin ana diliyle, eşitlik hukuku içinde ve güven içerisinde yönetime katılmasının bölgesel barış açısından önemli olduğunu söyleyen Kışanak, Mahmur Kampı’ndaki kişilerin dönüşü için de güvence sağlanması gerektiğini belirtti.
‘Silah bir sonuçtur’
Çetin Arkaş ise süreç kapsamında yaklaşık bir yılda yüz bin kilometre yol yaptıklarını ve milyonlarca insanla buluştuklarını söyledi. Toplumda sürece ilişkin kaygı ve soru işaretleri bulunduğunu belirten Arkaş, bu kaygıları gidermeye ve umudu büyütmeye çalıştıklarını ifade etti.
Sürecin sadece bir silahsızlanma süreci olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Arkaş, “Silah bir sonuçtur. Çatışmaya yol açan nedenlerin hukuki, idari, düşünsel ve psikolojik zeminde ortadan kaldırılması gerekir” dedi.
Arkaş, 30 yılı aşan hapislik süreleriyle cezaevinde bulunanların ve hasta mahpusların durumuna dikkat çekerek, tahliyelerin hem insani bir zorunluluk hem de sürece duyulan güveni artıracak bir adım olduğunu savundu.
Toplumsal barış için ortak bir dil kurulması gerektiğini vurgulayan Arkaş, Türk ve Kürt çocuklarına “asker, polis ya da gerilla” ayrımı yapmadan “bizim çocuklarımız” denilebilmesi gerektiğini söyledi. Sürecin iç ve dış müdahalelere açık olabileceğini belirten Arkaş, süreci yürüten iradenin daha hızlı ve kararlı davranması çağrısında bulundu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.