Hatimoğulları: SDG bir kez daha barış için risk alıyor

Hatimoğulları: SDG bir kez daha barış için risk alıyor
 Muhabir
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Şara'nın yayınladığı kararnameye temkinli yaklaşarak Anayasal güvenceyi öne çıkardı. "SDG bir kez daha barış eli uzattı" dedi.

AMİDA HABER- Şam hükümetinin Halep’e yönelik saldırılarının ardından gözler, hem Türkiye’de yürütülen yeni sürece hem de Suriye’de Kürtlerin durumuna çevrilmişti. Suriye Devlet Başkanı Ahmet Şara, Kürtler ile ilgili 8 maddelik bir kararname imzaladı, Mazlum Abdi de SDG güçlerinin Suriye’nin Doğu’suna çekildiğini duyurdu. Suriye’deki gelişmeler, Kürt sorununda çözüm arayışına giren Türkiye siyasetini de sertleştirdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Mazlum Abdi için “Öcalan’a sadakat etmeyen kişi, Siyonist” dedi. Bir hafta içinde Suriye’de yaşanan baş döndürücü gelişmelerin Türkiye siyasetine, Türkiye’deki Kürt siyasetine etkileri ile yeni süreci DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile konuştuk.

4-002.jpg

Halep’te Kürt mahallelerine yönelik HTŞ saldırıları ile birçok kayıp yaşandı. On binlerce insan göç etmek durumunda kaldı. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasında neden bu kadar sorun yaşanıyor? Suriye’de neler oluyor?

10 Mart Mutabakatı’na uymayan çok net bir şekilde Şam yönetimidir. Suriye’de Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere dönük birçok katliam gerçekleşti. Buradaki hedef, seküler, kadın özgürlükçü, demokratik bir zeminde yaşamak isteyen bütün toplumsal kesimlere saldırmak. Amaç katledebildiğini katletmek, kalanları da göç ettirmek ve Kürtsüzleştirmek.

10 Mart Mutabakatı’nın hayata geçmesinin önündeki birinci engel, Şam yönetiminin dünyaya bakış açısında ve nasıl bir Suriye görmek istediğinde saklı. Şam yönetimi 10 Mart Mutabakatı’nı uygulamak istemiyor ve uygulamayanın SDG olduğu algısını yaratarak basın üzerinden dezenformasyon yaratıyorlar. Bunu hem Türkiye basını yapıyor hem Ortadoğu’daki bazı akımlar yapıyor. Hatırlatmak isterim, Şam yönetimi, 10 Mart Mutabakatı’ndan iki gün sonra mutabakatın ruhuna tamamen aykırı şeriat kanunlarıyla donatılmış bir anayasa taslağı sundu. Bu sundukları taslakta kadını, Alevi’yi, Hristiyan’ı, Dürzi’yi, Ermeni’yi, seküler Sünni Arab’ı da yok saydılar.

İkincisi dış güçlerin müdahalesi. Özellikle iktidar da her açıklamasında da ateşe körükle gitti. Ne yazık ki son derece sorunlu ve sorumluluktan uzak açıklamalar yaptılar.

2024/06/04/devlet-bahceliii.webp

Bahçeli’ye yanıt

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye’deki gelişmeler üzerinden partinizi eleştirdi. Mazlum Abdi’yi Öcalan’a sadakatsizlikle suçladı. Hem Suriye hem de Türkiye’de barışı sağlamak için hangi adımlar atılmalı?

Bahçeli’nin özellikle son grup toplantısında Mazlum Abdi üzerinden kurmuş olduğu İsrail-Kürt ilişkisi tanımlaması tamamen hayal ürünü ve bir algı yaratma gayreti. Halep’te gerçekleşen katliam, Kobani ve Afrin katliamlarını hatırlatıyor. Bu da Kürt halkında ortak duygudaşlığı yaşatıyor, Kürtleri bu şekilde katletmek derin bir duygu yarılmasına sebep oluyor. Özellikle Kürdistan coğrafyasının her yanından tepkiler yükseldi. Biz alanlardaydık. Saldırılar dursun diye diplomatik görüşmeler yaptık. Bu konuda hepimizin sorumlu davranması gerekiyor. Suriye Savaşı başladığı 2011 yılından beri ısrarla Türkiye’nin Suriye’deki ateşi körüklememesi gerektiğini savunduk. Paramiliter güçlere ev sahipliği yapılmamalı, kamplar açılmamalı, eğitilmemeli ve donatılmamalı… Türkiye’ye düşen en önemli görev, Suriye’de barışı sağlamak. Böyle bir gücü var, istese yapar. Fakat aksine orada bu kadar paramiliter gücün yaşam bulmasına bir bakıma çanak tutuldu. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç Katliamı, Antep Düğün Katliamı, İstanbul’da bombalı saldırılar, Yalova’nın göbeğinde IŞİD örgütlenmeleri… En son Yalova’da 3 polis katledildi. Bunlar bilinmiyor mu, hepsi biliniyor.

Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Bölge kaynıyor. Ortadoğu’da negatif bir enerji birikmiş durumda. Şimdi bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımı stratejik olmalıdır, taktiksel olmamalıdır. İhtiyacımız olan budur. Dört parça Kürdistan coğrafyasında Kürt halkıyla bir olmak, beraber olmak, onların haklarına ve hukukuna saygı duymak, onların kazanımlarının önünü açmak Türkiye halklarına kazandıracak bir şeydir. Türkiye bu süreçte garantör bir ülke olmalıdır, gerçek anlamda kardeşlik bunu gerektirir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel olarak stratejik de bir ihtiyacı.

2-003.jpg

Peki Türkiye şimdi nasıl bir politika izliyor?

AKP iktidara geldiğinde “komşularımızla sıfır sorun politikası yürüteceğiz” dedi ve bir yol da aldı. Vizeler kaldırıldı, ticari-kültürel ilişkiler arttı. Fakat 2011’de Suriye Savaşı başladı, Türkiye orayla ilgili bütün politikasını Kürt sorununa yaklaşım üzerine kurdu. Bugün Kürtler Suriye’de bir anayasal hak kazanacaksa, eşit ortak bir yaşam tesis edilecekse Türkiye’ye düşen bunu desteklemektir. Mevcut iktidar şu an köstek oluyor. Hakan Fidan’ın aklıyla yürütülecek bir dış siyasetin Türkiye’ye bir yarar sağlamayacağının herkesçe bilinmesi gerekiyor. Bizim ihtiyacımız 914 kilometrelik sınır komşumuz olan Suriye’de barışın ve demokrasinin tesis edilmesidir. Bu, Türkiye’nin güvenliğini ve barışını sağlamak için önemlidir.

Türkiye’nin Şam yönetimini desteklemesi ne anlama geliyor ve SDG/YPG’yi Kandil’in yönetmesiyle savaşın sürdüğü ve sivil ölümlerin gerçekleştiği iddialarına nasıl yanıt verirsiniz?

Bu iddialar Suriye’deki gelişmeleri ters yüz edip sanki oradaki suçlular Kürtlermiş gibi bir algı yaratmanın ötesinde değil. Aynı zamanda bu iddialar ‘Kürtler bunu hak etti’ algısını dünyada yaratmak için öne sürülüyor. Hiçbir gerçekliği yok.

Ana akım medyada, Halep’te Eşrefiye’de insanlar elinde silahla bekliyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Nasıl Ankara Çankaya’da aileler varsa, çocuklar okula, yetişkinler işe gidiyorsa, sosyal hayat devam ediyorsa bugün Suriye’deki Kürt halkının yaşadığı bölgeler de böyle bölgeler. Bütün Kürt halkını eli silahlı ve sürekli olağanüstü bir durumun içinde gibi gösteriyorlar. Halep’te mahallelere saldırılırken en başta sivillere kastedildi. Tanktan toptan, İHA’dan SİHA’dan çıkan mermiler insanları sivil, asker diye mi ayırıyor? Ayrıca orada SDG de açıklama yaptı. 1 Nisan Anlaşması gereği oradan çıktıklarını ve gündelik güvenliği sağlayan asayişin kaldığını bildirdi. Operasyonlarla asıl yapılmak istenen Kürtlerin Fırat’ın doğusuna sıkıştırılması ve daha büyük çatışmaların önünü açmak.

-Bakan Hakan Fidan “SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil’den onay almadan hayata geçmez” ifadesini kullandı. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Aynı kişi Hakan Fidan, “Bunlar ya güçten ya güç tehdidinden anlar” diyen biri. Dolayısıyla başından beri Kürt halkına dönük askeri gücün kullanılması konusu aklından geçen bir yöntem. Fikrini zikretmiş oldu böylece.

1-004.jpg

Suriye’deki bu gelişmeler nedeniyle “Türkiye’de süreç askıya mı alındı?” yorumları yapılıyor. Bu durum, Türkiye’deki barış arayışını ve süreci etkilenir mi?

Türkiye’de çok tartışılan ve sorulan bir soru. Bizim açımızdan süreç devam etmeli, askıya alma niyeti olanlar varsa yanlış yaparlar. Kimi odaklarca, Türkiye’deki süreç başarısız olsun diye Suriye’deki gelişmeler kaldıraç olarak kullanılıyor ve büyük bir hata yapılıyor. Sayın Öcalan 27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yaptı. Kendi örgütü PKK, pozitif yanıtlar verdi ve peş peşe somut adımlar atıldı. Peki mevcut iktidar bir adım attı mı? Komisyon kurulması dışında hiçbir somut adım atılmadı.

Komisyon da şu an işi rölantiye almış durumda. Bu rölantinin sebebi Suriye’deki gelişmeler. Türkiye kendi iç barışını konuşurken, Türkiye’deki Kürtlerle ortak yaşamın inşası konuşulurken Şam gözlüğüyle bakılmamalı. Türkiye’deki çözüm süreci gelişecekse bunun Şam prizmasından geçmemesi gerekiyor. Kürt sorununun çözümümün konuşulacağı, somut adımların atılacağı yer Ankara’dır, Şam değildir. Fakat Türkiye’deki bütün hükümet sözcüleri bütün açıklamalarını Şam prizmasından geçiriyorlar. Buna en son yaptığı açıklamalarla Devlet Bahçeli de katılmıştır. Dem Parti olarak barış ve demokrasinin görüşmeleri devam etmeli diyoruz. Bu Kürtlerin, Türklerin, işçinin, emekçinin, kadınların ihtiyacıdır. Üzerimize düşen sorumlulukları da yerine getirmeye devam edeceğiz fakat bizden Halep’te Kürtler katledildiğinde sessiz kalmamız beklenemez. Bugün gerek AKP gerek MHP üzerinden DEM Parti’ye dönük gerçekleşen itham ve eleştirileri reddediyoruz. Bizler nasıl Türkiye’de barış için mücadele ediyorsak Suriye’nin barışı için de mücadele edeceğiz. Biz Türkiye’deki sürecin sağlıklı devam etmesi için her türlü mücadele ve müzakereyi sürdüreceğiz.

Partinizin Abdullah Öcalan ile Mazlum Abdi’nin görüşmesi yönünde talebi vardı. Mevcut koşullarda olası mı? Olası bir görüşme hem Suriye hem de Türkiye’deki sürece nasıl etki eder?

Biz sürecin ilerlemesi için sayın Öcalan’ın her kesimle görüşebileceği, özgür çalışabileceği olanakların sağlanması gerektiğini hep ifade ettik. Şu ana kadar bu konuyla ilgili ciddi bir adım atılabilmiş değil. Yine sınırlı görüşmeler yapılıyor. Onun dışında mesela kendisi birçok aydın, yazar, akademisyen ve gazetecilerle görüşmeler yapmak istiyor. Belki de röportajlar verecek, görüş alışverişinde bulunacak. Bunlar da sağlanmış değil.

Öcalan’ın Mazlum Abdi’yle görüşme gerçekleştirmesi halinde sağlıklı sonuçlar çıkabileceği kanaatindeyim. Çünkü Öcalan bir yanıyla Türkiye’nin iç barışına kafa yorarken bölgenin barışına da kafa yoran bir insan. Türkiye’nin iç barışının sağlanması Suriye’ye de olumlu yansır. Birbirine katkı sağlar.

Süreç komisyonu yazım ekibi ortak bir çerçeve metin için çalışmalarını sürdürüyor. Bu metinden beklentileriniz ne yönde?

Ortak yazım ekibi çalışıyor fakat komisyonun çalışmalarına baktığımızda sürece yayma hali hemen göze çarpıyor. Normalde günler hatta aylar önceçıkması gereken ortak rapor hala çıkabilmiş değil. Genel çerçeveye vakıfız ancak içerik olarak nasıl çıkacağını çok bilmiyoruz. Şimdi bu komisyondan kamuoyunun beklentisi çok fazla. En azından çerçeve yasa, demokratik entegrasyon yasaları, barış yasaları gibi temel demokratikleşme yasalarının çıkmasını beklemek herkesin en doğal hakkı.

Bu komisyonda kayyım meselesinde de ortaklaşılması gerekiyor. Bugün Kürt halkının iradesine dönük en büyük darbelerden biri kayyım atanması. Bu elbette tüm toplumun demokrasi temelinde atılmasını beklediği bir adım. Ahmet Özer ve Ahmet Türk başta olmak üzere bütün belediye başkanları görevlerine iade edilmeli.

Özellikle merak edilen konulardan biri de silah bırakanların şu anda durumu ne ve ne olacak?

PKK ile ilgili özel bir yasanın çıkması beklenen bir şey. Devletle Sayın Öcalan arasındaki görüşmelerde mutabakata varıldığını ifade edebiliriz. Hatta biz hemen çıkacağını bekliyorduk. Çünkü burada silah bırakanların demokratik siyasete katılımının önünü açacak bir yasa çıkmalı ki o insanlar geri gelebilsin. Mesela Süleymaniye’de gerçekleşen silah yakma töreninden sonra bu yasa olmadığı için silahını yakan Barış ve Demokratik Toplum Grubu geri yaşam alanlarına döndüler. Türkiye’ye gelemediler. O yüzden bu yasa pazarlık konusu haline getirilmemeli.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Özer ve Türk’ü kastederek “İki Ahmet’in görevlerine iade edilmesinde bizim açımızdan bir sakıncası yoktur” dedi. Kayyım uygulamasının sona erdirilmesine ilişkin bir işaret mi? Bu konuda aranızda bir görüşme var mı?

Bizim AKP ve MHP ile yaptığımız bütün toplantılarda kayyım meselesi gündeme getirdiğimiz konulardan biri. Diğer yandan AİHM kararlarının uygulanması, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, tüm Kobani davası ve Gezi Davası tutuklularının serbest bırakılmasını konuştuk/konuşuyoruz fakat bir sonuç çıkmadı. Feti Beyin açıklamasını gördüm ama icraat gerekiyor. İktidarın MHP’nin bu yaklaşımına olumlu bir yanıt vermediği ortada.

Bugüne kadar AİHM kararlarının uygulanmaması Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeleri yok sayması anlamına geliyor. Toplumun vicdanını derinden yaralayan davalarda tüm tutukluların serbest kalması gerekiyor. Eğer gerçekten Türkiye’de barış ve kardeşlikten bahsedilecekse Kobani Kumpas Davası tutukluları, Gezi Davası tutukluları ve hasta mahpuslar özgürlüğüne kavuşmalı.

2025/09/04/sdg.jpg

SDG’nin Doğuya çekilme kararı

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, "Çatışma bölgelerindeki güçlerimizi Fırat’ın doğusunda konumlandıracağız" açıklaması yaptı. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi ilk günden beri masaya oturmaya, konuşmaya hazır. Geçen yıl 10 Mart’ta mutabakat sağlandı, ardından 1 Nisan’da anlaşma imzalandı ve SDG Halep’ten çekildi. Peki ne oldu? Halep Katliamı yaşandı. Verilen sözler unutuldu ve güven çiğnendi.

SDG temas hatlarından çekilerek, bir kez daha barış için risk alıyor, müzakereye kapı aralıyor. Bu adım öncelikle Kuzey-Doğu Suriye Yönetimi’nin çözüme ne kadar değer verdiğini gösteriyor.

Tabii uluslararası koalisyonun son günlerde yürüttüğü yoğun diplomasi de bu kararı kolaylaştırmış olabilir. Ama asıl mesele şu: Halep’te yanan elin hâlâ barışa uzanması, büyük bir irade ve sorumluluk gerektirir.

Tam bu sırada HTŞ’ye bağlı gruplar ne yaptı? Dêr Hafir’deki yerleşim yerlerini bombaladı. Tişrin Barajı gibi sivil altyapıları hedef aldı. Mazlum Abdi barış için geri çekilme kararını açıklarken, rejim bomba yağdırıyordu. Bu müzakere çağrısına, bilinçli bir sabotajdır. Rejim provakatif yaklaşımları terk etmeli, diyalog ve müzakereyi güçlendirecek adımlar atmalı.

DEM Parti olarak ilk günden bu yana Suriye’de müzakere ve diyalogdan yana olduğumuzu söylüyoruz. Müzakere süreci devam etmeli. Suriye’de barış mümkün, ama bunun için samimi olunmalı. Suriye halkları barışı, adaleti, eşit yaşamı hak ediyor. Hakkaniyetli adımlar atılırsa, Suriye gerçekten demokratik bir geleceğe kavuşabilir.

2024/12/08/colani.jpg

Şara’nın 8 maddelik kararnamesi

Colani ise Kürtlere dair kararname yayınladı. 8 maddelik kararnamede Kürtçe ulusal dil kabul edilirken Newroz Bayramı resmi tatil ilan edildi. Bu ne anlama geliyor? Bölgeyi ne bekliyor?

Şara’nın Kürtlere yönelik 8 maddelik kararnamesi önemli adımlar içeriyor. Ancak bu tür kararnameler, köklü sorunlara kalıcı çözüm getiremez. Çatlamış bir temel üzerine duvar örmekle ev sağlamlaştırılamaz. Gerçek çözüm, demokratik bir anayasada halkların haklarını güvence altına almaktan geçer.

Siyasi niyetler, vaatlerle değil uygulamalarla anlaşılır. Suriye’deki kriz, sadece kültürel haklar tanıyarak çözülemez. Kürt halkının siyasi ve idari hakları da sağlanmalı. Yürütme organının aldığı geçici kararlar, halklara ve inançlara asla yeterli güvence sağlayamaz. Bunu birçok ülke pratiğinden gördük, biliyoruz. Eğer bu adımlar içten ve samimi ise, bir sonraki adım şu olmalıdır: Demokratik bir anayasa yapılmalı, halkların ve inançların hakları anayasal çerçevede korunmalıdır. Anayasal çözümden kaçmak, büyük sorunları küçük genelgelerle örtmeye çalışmak demektir. Bu yöntem bugüne kadar hiç işe yaramadı.

Suriye’nin tamamını kapsayan gerçek bir demokratikleşme vizyonuna ihtiyaç var. Alevilerin, Türkmenlerin, Dürzilerin, Süryanilerin hakları tanınmıyor, inanç özgürlükleri güvence altında değil. Böyle bir ortamda barıştan söz etmek havanda su dövmektir. Öncelikle Kuzey-Doğu Suriye olmak üzere, tüm Suriye’de demokratikleşme ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi şart. Ve bunlar anayasada güvence altına alınmalı. Suriye’deki farklı kimlik ve inançtan insanlar, “Suriye Arap Cumhuriyeti” çatısı altında eriyip yok olmaya zorlanmamalı. Demokratik Suriye’nin eşit, özgür ve onurlu ortakları olmalılar.

Ancak böylesi köklü bir yaklaşım hem Suriye’ye hem de bölgeye istikrar ve barış getirebilir. Palyatif çözümler ise ağrı kesici gibidir- acıyı geçici olarak dindirirler ama bünyeyi asla iyileştirmezler.

-Son olarak Dem Parti İmralı Heyeti’nin AK Parti ile görüşmesi planlanıyordu. Bir gelişme var mı?

Heyetimizin Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme talepleri oldu ama henüz kendilerinden bize bir dönüş olmadı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.