Dersim coğrafyası tehdit altında: Turizm, ekosistemi nasıl etkiliyor?
Munzur Dağları’nın sarp yamaçları, vadiler boyunca uzanan meşe ormanları, soğuk akarsuları ve endemik bitki türleriyle Dersim coğrafyası önemli bir doğal yaşam alanı olma özelliği taşımakta.

Dersim coğrafyasında yaz aylarında artan ziyaretçi hareketliliği ise bu kırılgan ekosistemin taşıma kapasitesini yeniden gündeme getiriyor.
Çadırların, özellikle Munzur Vadisi boyunca yayılması, atık ve altyapı sorunları, kontrolsüz avcılık ve endemik türdeki bitki toplama faaliyetlerinin yanı sıra ulaşım ve enerji yatırımları için açılan yeni yollar, doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırıyor.
Munzur Çevre Derneği Dersim İl Başkanı Yusuf Topçu’ya göre, sorun yalnızca ziyaretçi sayısındaki artıştan ibaret değil. Topçu, turizm faaliyetlerinin yeterli altyapı ve denetim olmadan yürütülmesinin, vadilerdeki ekolojik dengeyi giderek daha fazla zorladığını savunuyor.

Endemik türler baskı altında
Dersim coğrafyası ve çevresi yaklaşık 1500 bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Bunların 109'u için Önemli Doğa Alanı (ÖDA) kriterleri sağlanırken, 17 türün dünyada yalnızca Munzur Dağları’nda bulunduğu belirtiliyor.
Ancak Topçu, son yıllarda artan turizm hareketliliğinin bazı endemik bitki türleri üzerinde ticari amaçlı toplama baskısını artırdığını söylüyor: “Örneğin yabani dağ sarımsağı endemik bitki türlerinden ve şifalı bir bitki. Yoğun turist sirkülasyonu yerli kişiler tarafından bu sarımsağın zamansız çıkarılarak, ticari amaçla gelen turistlere kilosu 2 bin TL’ye satılmaktadır. Bu durum endemik olan dağ sarımsağını tükenme aşamasına getirmiştir.”
Ayrıca salep yumruları ve Arap sümbülü olarak bilinen türlerin de benzer baskılarla karşı karşıya olduğunu belirten Topçu, turizmin ekonomik bir faaliyete dönüşürken doğal kaynakların da ticari birer ürüne dönüştürülmesinin önüne geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

‘Giderler Munzur suyuna bırakılıyor’
Topçu’nun dikkat çektiği bir diğer sorun ise turizm alanlarındaki altyapı eksikliği. Milli Park veya SİT alanı statüsündeki bölgelerde ziyaretçilerin çadır kurduğunu belirten Topçu, özellikle vadi boyunca oluşan atıkların ve görüntü kirliliğinin ciddi boyutlara ulaştığının altını çiziyor.
Çay bahçeleri, restoranlar ve yazlık kullanım alanlarının da yeterli kanalizasyon ve atık altyapısına sahip olmadığını ifade eden Topçu, “Hiçbir çay bahçesinin gazinonun alt yapıları yok, bütün giderler Munzur suyuna bırakılıyor” dedi.
Bu durum, bölgenin turizm açısından en önemli değerlerinden biri olan su kaynaklarını da doğrudan tehdit ediyor. Topçu’ya göre mesele, yalnızca bir görüntü kirliliği değil; su ekosisteminin, balıkların ve suya bağlı diğer canlıların yaşam alanlarının bozulması.

Munzur’un kırmızı balığı tehlikede
Topçu, Munzur Vadisi’nde sürdürülen yol genişletme çalışmalarının da çevresel etkileri konusunda eleştirilerde bulunuyor.
Munzur Vadisi’nde yol çalışmaları sırasında ortaya çıkan hafriyatın Munzur suyuna döküldüğünü ve bunun vadinin su ekosistemine zarar verdiğini aktaran Topçu, “Milli Parkı hiçe sayarak oluşan hafriyatın tümü Munzur suyuna dökülmekte. Munzur’un en önemli olan kırmızı pullu alabalığına verilen zarar çok büyük, aynı zamanda gelen turistlerin yoğunluğu nedeniyle balıklar zamansız avlanarak gazino restaurant ve yazlık bahçelere satılmaktadır” şeklinde konuştu.

Pülümür Vadisi’nde her direğe açılan yol
Son olarak ekosistem üzerindeki baskının yalnızca turizmden kaynaklanmadığını dile getiren Topçu, Pülümür Vadisi’ndeki enerji altyapısı çalışmalarını da gündeme getiriyor.
Topçu, yüksek gerilim hatlarının yenilenmesi amacıyla vadide bulunan direklere ulaşmak için ayrı ayrı yollar açıldığını belirtiyor. Dik yamaçları ve kayalık yapısıyla ulaşımın zor olduğu Pülümür Vadisi’nde yüzlerce direğin bulunduğunu aktaran Topçu, “Bu vadide yüzlerce direk bulunmakta, her direğe açılan yolun tüm yönleriyle nasıl zarar vereceğini tahmin bile edemeyiz. 1980’li yıllarda katırla taşınan direkler şimdi ise teknolojinin bu kadar geliştiği günümüzde böyle yöntemle iş makinalarıyla yaratılan talan ve yağma, hemde korunması gereken bir vadi. Hiçbir yetkili kurum korumayı bırakın bizzat izin veren onlar” ifadelerini kullandı.
Bu müdahalelerin yalnızca ağaç örtüsüyle sınırlı kalmadığını ifade eden Topçu, binlerce meşe, dişbudak ve ceviz ağacının söküldüğünü belirtiyor. Pülümür Vadisi’nin aynı zamanda dağ keçileri, boz ayılar, vaşaklar, keklikler ve kaya ile kara kartallar gibi çok sayıda yaban hayvanının yaşam alanı olduğunu hatırlatıyor.

‘Dersim’de doğayla kurulan bağ ziyaretçilere anlatılmalı’
Dersim’de doğup büyüyen ve yaşamını ailesiyle birlikte burada sürdüren Özkan Uç, turizmin bölge açısından önemli olduğunu ancak ziyaretçilerin Dersim halkının doğayla kurduğu ilişki konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi.

Turistlerin Dersim’e gelmesine karşı olmadığını belirten Uç, ziyaretçilerin kenti tanımasının ve yerel halkla bağ kurmasının önemli olduğunu ifade ederek, “İnsanlar buraya gelmeli, burayı anlamalı, burayı tanımalı, buraya dokunmalı, temas etmeli, buradaki insanlarla bağ kurmalı” dedi.
Dersim’de yaşayan insanların doğayla kurduğu ilişkiye değinen Uç, “Dersim’de yaşayan insanlar doğayla farklı bir ilişki-bağ kurmuşlar. Şimdi bu bu bağın nedir? Bu bağın temelini de aslında inançsal ritüeller de yatmaktadır. En temel noktalardan bir tanesi, mesela burada yaşayan her insan için her canlı, ağacı da çiçeği de ya da doğada yaşayan bütün türlerin hepsi de kutsal sayılır. Kutsal sayıldığı için hiçbir şekilde bir canlıya zarar verilmez. O canlıyla bir bağ kurarak yaşarız. Biz o canlı bizim için çok kıymetlidir. Biz o canlıyla kurduğumuz ilişkide temelde inançsal anlamda rızalık ilişkimiz vardır. Biz onların rızası olmadan herhangi bir yaşam alanına bile müdahale etmeyiz” şeklinde konuştu.
‘Turistlere bu bağ anlatılmalı’
Dersim’e gelen ziyaretçilerin, bu coğrafyada yaşayan insanların doğaya bakışını bilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Uç, kentin iki ana giriş noktası olan Pülümür Vadisi ve Elazığ yönünde bilgilendirme çalışmaları yapılmasını önerdi.
Uç, broşürler, bilgilendirme stantları ve benzeri çalışmalarla ziyaretçilere Dersim’in doğal güzelliklerinin yanı sıra bölgedeki inançsal ve kültürel değerlerin de anlatılabileceğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu iki nokta üzerinde kentin, kentte yaşayan insanların bu doğayla kurdukları ilişkiyi, bu doğayla kurdukları inançsal bağı, bu doğayla kurdukları gönül temelini kurdukları bu bağın bir şekilde anlatılması gerekiyor. Bu broşürler vasıtasıyla olabilir diye düşünüyorum. Broşürlerle bu anlatılırsa gelen turistlerin ve misafirlerin de doğayla kurdukları bağ birebir bizimkiyle aynı olmasa da bile daha saygılı olacaklarını düşünüyorum. Daha düzenli, daha tertipli olacaklarını düşünüyorum.”
Dersim’deki doğa anlayışının suya, bitkilere ve diğer canlılara yönelik özel bir hassasiyet içerdiğini aktaran Uç, Munzur Nehri’nin de Dersimliler açısından yalnızca bir su kaynağı olmadığını belirtti. Uç, “Munzur Irmağı dediğimiz nehir bizim için aslında bir ocaktan doğar gelir. İnançsal anlamda çok kıymetlidir. Biz o suda Munzur da yaşamın olduğuna, yani içinde yaşam barındıran bir form olduğunu düşünüyoruz. O yüzden kirletmekten imtina ederiz. Orada yaşayan canlılara zarar vermekten imtina ederiz” dedi.

‘Sorumluluk yalnızca turistlerde değil’
Son olarak doğanın korunması konusunda sorumluluğun yalnızca kenti ziyaret edenlere yüklenmemesi gerektiğini vurgulayan Uç, Dersim’de yaşayanların da çevre konusunda daha fazla duyarlılık göstermesi gerektiğini söyledi.
Uç, “En temel sorun da şu. Sadece bunu gelen turistlerden, gelen misafirlerden değil de kendisi burada yörede yaşayan halkımızdan da bu anlamda çok büyük beklentimiz var” ifadelerini kullandı.
Dersim’in doğal ve ekolojik zenginliğinin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirten Uç konuşmasını şu şekilde noktaladı: “Bu konuda çok duyarlı olduğumuzu sürekli yazar, çizersek, sürekli bu konuyla ilgili her tarafta, her mecrada duyarlılığımızı gösterirsek insanlar da bu noktada bizim bu duyarlılığımızı göz önünde bulunduracaklardır diye düşünüyorum.”

Dersim’i ne bekliyor?
Dersim’in doğal zenginlikleri, coğrafyayı önemli bir turizm merkezi haline getirirken aynı zamanda kırılgan ekosistemi de çeşitli tehditlerle karşı karşıya bırakıyor.
Munzur ve Pülümür vadilerinde yaşanan çevresel tahribat; endemik bitki türlerinden su kaynaklarına, yaban hayatından kültürel ve inançsal değerlere kadar geniş bir yaşam alanını etkiliyor. Doğa aktivistleri ve bölge sakinleri, çözümün turizmi sınırlandırmakta değil, doğayı ve yerel değerleri merkeze alan sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirmekte olduğunu vurguluyor. Aksi takdirde, Dersim’i özgün kılan doğal ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması giderek daha da zorlaşacak.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.