Diyarbakırlı uzmandan Siverek ve Maraş uyarısı: Pedagojik krize dönüştü

Diyarbakırlı uzmandan Siverek ve Maraş uyarısı: Pedagojik krize dönüştü
 Muhabir
Siverek’teki okul saldırısından sona Maraş’ta yaşanan benzer olay, eğitim kurumlarında güvenlik ve pedagojik iklim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Sosyolog Arslan Özdemir, Diyarbakır özelinde tehlikenin büyüklüğüne işaret ederek uyarılarda bulundu.

AMİDA HABER- Siverek’te okulda yaşanan silahlı saldırının ardından bu kez Maraş’ta benzer bir olayın gündeme gelmesi, okullarda artan şiddet riskini yeniden tartışmaya açtı. Peş peşe yaşanan olaylar, öğrenci ve öğretmenlerin can güvenliği konusundaki kaygılarını artırırken, uzmanlar sorunun derin yapısal nedenlerine işaret ediyor. Sosyolog-Eğitimci Arslan Özdemir, yaşananların münferit değil, uzun süredir biriken toplumsal ve pedagojik sorunların sonucu olduğunu söyledi.

arslan-ozdemir2.jpg

‘Yaşananlar münferit değil’

Amida Haber’e değerlendirmelerde bulunan Sosyolog-Eğitimci Arslan Özdemir, yaşananların münferit değil, uzun süredir biriken yapısal sorunların sonucu olduğunu söyledi. Özdemir, “Okullar toplumdan bağımsız yerler değil. Sokakta, evde ve sosyal medyada giderek sertleşen dil, kutuplaşma ve tahammülsüzlük doğrudan okul koridorlarına taşınıyor. Çocuklar sorun çözme yöntemini konuşarak değil, güç gösterisiyle öğrenmeye başlıyor” dedi.

1.jpg

‘Okullar toplumun aynasıdır’

Okullarda artan şiddetin temel nedenleri arasında rehberlik hizmetlerinin yetersizliği, aile içi iletişim sorunları ve sosyal medya etkisinin bulunduğunu belirten Özdemir, eğitim sisteminin öğrencinin sosyal-duygusal gelişimini ikinci plana ittiğini vurguladı.

Özdemir, “Eğitim uzun süredir sadece sınav ve başarı eksenine sıkıştırıldı. Çocuğun öfke kontrolü, psikolojik desteği ve akran ilişkileri ihmal edildi. Evde, sokakta ve dijital dünyada şiddeti gören çocuk bunu okulda yeniden üretiyor. Bu nedenle yaşananları sadece asayiş meselesi olarak görmek büyük hata olur” ifadelerini kullandı.

2-002.jpg

‘Okullarda sosyologlar da istihdam edilsin’

Özdemir, okullarda sadece rehber öğretmen değil, sosyologların da mutlaka istihdam edilmesi gerektiğini vurguladı. Okul içindeki şiddetin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sosyal çevre, aile yapısı, ekonomik koşullar ve akran ilişkileriyle bağlantılı olduğunu belirten Özdemir, bu nedenle sosyologların öğrencinin yaşadığı toplumsal zemini analiz ederek erken risk tespiti yapabileceğini ifade etti.

“Her okulda sosyologların görev alması, özellikle şiddetin sosyal nedenlerini ortaya çıkarmada ve aile-okul-toplum bağını güçlendirmede kritik bir adımdır” diyen Özdemir, eğitim politikalarının multidisipliner bir anlayışla yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi.

3.jpg

‘Çözüm polisiye değil pedagojik’

Öğretmenler ve öğrenciler açısından can güvenliği kaygısının büyüdüğünü ifade eden Özdemir, kalıcı çözümün güvenlik önlemlerinden çok pedagojik adımlarla mümkün olacağını söyledi.

Her okulda güçlü psikolojik danışmanlık birimleri, sosyolog desteği, kriz yönetim ekipleri ve aile rehberliği mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirten Özdemir, risk taşıyan öğrencilerin erken dönemde tespit edilmesinin hayati önem taşıdığını kaydetti.

“Şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, önleyici mekanizmaları güçlendirmek zorundayız” diyen Özdemir, öğretmenlerin de çatışma çözümü ve kriz iletişimi konusunda desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

Özdemir ayrıca, “Okullardaki şiddet sorunları hamasi söylemlerle değil, pedagojik ve sosyolojik önlemlerle çözülmelidir.” sözleriyle, kalıcı çözümün bilimsel ve çok disiplinli bir yaklaşımla mümkün olacağını vurguladı.

Şiddet eylemlerinin yaşandığı okullarda sadece o anın mağdurları değil, olaya tanıklık eden tüm öğrenciler açısından da ciddi travmalar oluşabileceğine dikkat çeken Özdemir, bu psikolojik etkilerin zamanında giderilmemesi halinde çocukların gelecekteki okul yaşamlarının olumsuz etkilenebileceğini söyledi.

Özdemir, özellikle saldırı, kavga ya da tehdit olaylarına tanık olan öğrencilerde okula karşı korku, güvensizlik, içe kapanma, akademik başarıda düşüş ve devamsızlık riskinin arttığını belirterek, olay sonrası psikososyal destek çalışmalarının zorunlu olduğunu ifade etti.

“Travması giderilmeyen çocuk, okul ortamını güvenli bir öğrenme alanı olarak görmekte zorlanır. Bu da hem eğitim başarısını hem de uzun vadede toplumsal uyumunu olumsuz etkiler” değerlendirmesinde bulundu.

arslan-ozdemir.jpg

‘Diyarbakır’daki okullarda risk büyüyor’

Özellikle Diyarbakır’daki okullarda sosyoekonomik eşitsizlik, göç, aile içi travmalar, akran baskısı ve dijital şiddet dilinin daha görünür hale geldiğini belirten Özdemir, riskin yalnızca bireysel olaylarla sınırlı olmadığını söyledi. Bazı okullarda aidiyet duygusunun zayıflaması, öğrencilerin kendilerini ifade edecek demokratik alanlar bulamaması ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği, şiddet eğilimini besleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.

Özdemir, Diyarbakır özelinde okul çevrelerinin sosyal risk haritalarının çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, özellikle dezavantajlı mahallelerde görev yapan okullara sosyolog, rehberlik uzmanı ve sosyal hizmet desteğinin öncelikli olarak sağlanmasının kritik olduğunu ifade etti.

“Diyarbakır’da gençlerin umutsuzluk, gelecek kaygısı ve sosyal dışlanma duygusu okul içi gerilimleri artırabiliyor. Bu nedenle yerel ölçekte koruyucu ve önleyici eğitim politikaları şarttır” dedi.

8.jpg

Bu olayların önceki birçok şiddet vakası gibi zamanla unutulmaya terk edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özdemir, çözüm için topyekûn bir eğitim seferberliği ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Özdemir, yalnızca olay sonrası tepkisel açıklamalarla yetinilmemesi gerektiğini belirterek, okulların hem fiziksel güvenlik hem de sağlıklı okul iklimi açısından yeniden yapılandırılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Öğrencinin kendini güvende hissettiği, öğretmenin otoritesinin ve saygınlığının korunduğu, aile-okul-toplum iş birliğinin güçlendirildiği bir eğitim ortamının artık ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Okulları eğitim ve öğretime en uygun hale getirmek için öğretmene verilen değerin artırılması, mesleki itibarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerinde daha etkin rol alması sağlanmalıdır. Çünkü öğretmenin değersizleştirildiği yerde okul iklimi zayıflar, şiddet daha görünür hale gelir” dedi.

4.jpg

‘Aile sorumluluğu tartışması’

Maraş’taki saldırıda failin çocuk yaşta olmasına rağmen 5 silah ve 7 şarjörle okula gelebilmesinin, aile içi denetim ve sorumluluk konusunu da yeniden gündeme taşıdığını belirten Özdemir, özellikle evde bulunan silahların çocukların erişimine kapalı tutulmasının hayati önem taşıdığını söyledi.

Özdemir, çocukların davranışsal değişimlerinin aile tarafından erken fark edilmesinin birçok riski önleyebileceğini vurgulayarak, öfke artışı, içine kapanma, tehdit dili, şiddet içeriklerine yönelim ve takıntılı davranışların mutlaka ciddiye alınması gerektiğini ifade etti.

“Bir çocuk böylesine ağır bir şiddet eylemine yöneliyorsa, burada yalnızca okulun değil ailenin gözetim, iletişim ve sorumluluk boyutu da mutlaka sorgulanmalıdır. Aile, çocuğun hem duygusal dünyasını hem de erişebileceği riskli araçları yakından takip etmek zorundadır” dedi.

Aile içindeki ihmallerin, özellikle silah gibi ölümcül araçların güvenli biçimde muhafaza edilmemesinin çocuklar açısından telafisi zor sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Özdemir, ebeveyn farkındalığı ve aile eğitim programlarının yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

5.jpg

‘Şiddeti normalleştiren içeriklerin etkisi’

Özdemir, çocuklar ve gençler üzerinde şiddeti normalleştiren filmler, diziler ve dijital oyunların etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Sürekli olarak çatışma, saldırı ve güç gösterisini ödüllendiren içeriklere maruz kalan çocukların, sorun çözme biçimi olarak şiddeti daha kolay içselleştirebildiğini söyledi.

Özellikle yaş düzeyine uygun olmayan dijital oyunlar ve görsel içeriklerin çocuklarda empati duygusunu zayıflatabileceğine dikkat çeken Özdemir, ailelerin içerik denetimi konusunda daha bilinçli olması gerektiğini ifade etti.

“Şiddeti sıradanlaştıran ekran dili, çocukların gerçek hayat ile kurgu arasındaki sınırı sağlıklı biçimde kurmasını zorlaştırabiliyor. Bu nedenle medya okuryazarlığı, dijital ebeveynlik ve yaşa uygun içerik denetimi artık eğitim politikalarının bir parçası haline gelmelidir” dedi.

6.jpg

‘Medyanın dili de sorumluluk taşıyor’

Özdemir, bu tür olaylarla ilgili yapılan haberlerde medya kuruluşlarının da son derece dikkatli olması gerektiğini belirterek, şiddeti teşvik eden, özendirici ya da yeniden üreten yayın dilinden kaçınılması gerektiğini söyledi.

Özellikle saldırı anlarına ait görüntülerin, çocukların korku ve travmasını derinleştirecek biçimde tekrar tekrar verilmesinin pedagojik açıdan sakıncalı olduğuna dikkat çeken Özdemir, kamu yararı taşımayan, şiddeti görselleştirerek sıradanlaştıran görüntülerin yayımlanmaması gerektiğini ifade etti.

“Habercilik toplum yararı ve çocukların üstün yararı ilkesiyle yapılmalıdır. Gösterilmesi gerekmeyen görüntülerin servis edilmesi, hem şiddeti normalleştirir hem de başka çocuklar üzerinde taklit riskini artırır” dedi.

7.jpg

Bakanlığa çağrı

Milli Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunan Özdemir, Türkiye genelinde okul şiddeti üzerine bilimsel saha araştırmaları yapılması gerektiğini belirtti.

Her ilde risk haritaları çıkarılması, rehber öğretmen sayısının artırılması ve okullara sosyolog atanması gerektiğini söyleyen Özdemir, “Okulda kaybedilen güven duygusu, toplumun geleceğinde daha büyük yaralar açar. Bu sorun sadece bugünün güvenliği değil, yarının toplumsal barışının sorunudur” dedi.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.