Bölgede teknoloji ve yazılımsal sektör neden gelişmiyor? 2
Bir bölgenin gerçek zenginliği, yalnızca sahip olduğu topraklarda, fabrikalarında ya da ticaret hacminde ölçülmez. O bölgenin insanlarının alın teriyle kazandığı paranın nasıl değerlendirildiği, gençlerin hangi gelecek hayalini kurduğu ve esnafın yarına ne kadar güvenle baktığı da ekonomik hayatın önemli göstergeleridir.
Bugün bölgemizin karşı karşıya olduğu sorunlardan biri de tefecilik ve kaçakçılığın oluşturduğu kayıt dışı ekonomik düzendir.
Tefecilik, çoğu zaman ekonomik sıkıntı yaşayan insanın çaresizliğinden beslenir. Bankadan kredi alamayan, borcunu kapatmak için yeni bir kaynağa ihtiyaç duyan ya da kısa sürede nakit bulmak zorunda kalan kişi, yüksek faiz karşılığında para veren kişilerin ağına düşebilmektedir.
İlk bakışta bir borç gibi görünen şey, zaman içerisinde bir çıkmaza dönüşür. Borç büyür, faiz borcun önüne geçer ve insan kendi kazancının sahibi olmaktan çıkar.
Asıl tehlike de burada başlar.
Çünkü tefecilik yalnızca ekonomik bir suç değildir; aynı zamanda insanın çaresizliğini sömüren bir düzen yaratır.
Bir başka sorun ise kaçakçılıktır.
Sınır ticareti ile kaçakçılığı birbirinden ayırmak gerekir. Ticaret, kuralları ve vergileri olan yasal bir ekonomik faaliyettir. Kaçakçılık ise bu kuralların dışında hareket ederek hem kamu gelirlerini azaltır hem de yasal ticaret yapan esnafı haksız rekabetle karşı karşıya bırakır.
Kaçak ürün piyasaya girdiğinde yalnızca devlet vergi kaybetmez. Aynı zamanda vergisini ödeyen, çalışan istihdam eden, dükkânının kirasını ve faturalarını ödeyen esnaf da zarar görür.
Üstelik kayıt dışı ekonominin büyümesi, toplumdaki ekonomik dengeleri de bozar.
Çünkü kurallara uyan insanın maliyeti bellidir. Kaçak çalışan kişinin ise vergi, ruhsat, denetim ve diğer yükümlülükleri yoktur. Böyle bir ortamda dürüst ticaret yapan insanın rekabet etmesi giderek zorlaşır.
Peki çözüm nedir?
Sadece operasyon yapmak ya da birkaç kişiyi yakalamak yeterli değildir.
Tefeciliğin önüne geçmek için ekonomik sıkıntı yaşayan vatandaşın yasal ve erişilebilir finansman kaynaklarına ulaşabilmesi gerekir. Küçük esnafın, çiftçinin ve dar gelirlinin çaresiz bırakılmadığı bir ekonomik sistem kurulmalıdır.
Kaçakçılıkla mücadelede ise denetim kadar yasal ticaretin güçlendirilmesi önemlidir. Sınır bölgelerinde yaşayan insanların ekonomik ihtiyaçları görmezden gelinmeden, yasal ticaret kanalları genişletilmeli ve kayıt dışı ekonominin cazibesi azaltılmalıdır.
Çünkü sadece cezayla mücadele edilen sorunlar, ekonomik ve sosyal nedenleri ortadan kaldırılmadığında yeniden ortaya çıkabilir.
Bölgenin insanı çalışmak istiyor. Esnaf ticaret yapmak istiyor. Gençler geleceğini burada kurmak istiyor.
Bunun için ihtiyaç duyulan şey; kolay para vaat eden tefeciler değil, üretim ve istihdam sağlayan yatırımlardır.
Kaçakçılığın büyüdüğü yerde kayıt dışılık büyür. Tefeciliğin büyüdüğü yerde çaresizlik büyür. Çaresizliğin büyüdüğü yerde ise toplumun geleceğe olan güveni azalır.
Bu nedenle mücadeleyi yalnızca suçla değil, suçu besleyen ekonomik koşullarla da yürütmek zorundayız.
Bölgenin geleceği, borç batağına sürüklenen insanların ya da kayıt dışı ekonominin insafına bırakılamaz.
Bu toprakların ihtiyacı daha fazla tefeci, daha fazla kaçakçı ve daha fazla kayıt dışılık değil; daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha adil finansman ve emeğin karşılığını aldığı bir ekonomik düzendir.
Türkiye’nin farklı bölgeleri, sahip oldukları ekonomik, kültürel ve coğrafi özelliklerle ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sunuyor. Ancak bazı bölgelerde mevcut potansiyelin daha fazla değerlendirilmesi ve yatırımların artırılması, bölgesel kalkınmanın hızlanmasına önemli katkı sağlayabilir.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde genç nüfusun fazla olması, tarım, hayvancılık, turizm, enerji ve ticaret alanlarında önemli fırsatlar barındırıyor. Bu potansiyelin ekonomik değere dönüşebilmesi için altyapı, ulaşım, sanayi, teknoloji ve istihdam alanlarında uzun vadeli yatırımlara ihtiyaç bulunuyor.
Bölgeye yapılacak yatırımlar yalnızca ekonomik anlamda değil, sosyal açıdan da önemli sonuçlar doğurabilir. Yeni iş alanlarının oluşturulması, gençlerin kendi şehirlerinde çalışma imkânı bulması ve yerel işletmelerin güçlenmesi, şehirlerin daha canlı ve üretken bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacaktır.
Elbette son yıllarda bölgede çeşitli kamu yatırımları ve projeler hayata geçirilmiştir. Ancak değişen ekonomik koşullar ve artan nüfusla birlikte ihtiyaçlar da sürekli değişmektedir. Bu nedenle mevcut yatırımların yanı sıra, geleceğe yönelik yeni projelerin planlanması ve bölgenin ihtiyaçlarına uygun yatırımların artırılması önem taşımaktadır.
Kalkınmanın yalnızca belirli şehirlerde yoğunlaşmaması, ülkenin bütün bölgelerinin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarabilmesi açısından değerlidir. Bölgeye yapılacak her yeni yatırım; istihdam, üretim ve ekonomik hareketlilik açısından ülke genelinde de karşılık bulacaktır.
Bu nedenle meseleye yalnızca “yatırım yapılıyor veya yapılmıyor” şeklinde bakmak yerine, bölgenin sahip olduğu potansiyelin ne ölçüde değerlendirildiği üzerinden yaklaşmak daha doğru olacaktır. Daha fazla üretim, daha fazla istihdam ve daha güçlü bir yerel ekonomi için kamu yatırımlarının özel sektör yatırımlarıyla desteklenmesi, bölgenin geleceği açısından önemli bir fırsat oluşturacaktır.
Bölgenin kalkınması, yalnızca bölge insanının değil, Türkiye’nin tamamının ekonomik ve sosyal geleceğine yapılacak bir yatırımdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.