Oktay Candemir

Oktay Candemir

Kolonoskop ve İdris Naim Şahin

Kolonoskop ve İdris Naim Şahin

Maraş Caddesi’nde kaldırım taşlarıyla zikzaklı biçimde ilerliyordum.

Çocukken Andımız’da “Büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumak” derdik.

Ama biz Küçükleri saymayı öğrendik

Yalçın Küçük, Veli Küçük, Cem Küçük…

Büyükleri saymayı ise hiç öğrenemedik.

Ben ilkokuldayken “büyüklerimizi saymak” denilince aklıma doğrudan Kenan Evren gelirdi.

Ben bunları düşünürken tanıdık bir sima önüme dikildi:

“Sence nasıl olacak memleketin hâli?”

Vertigonun getirdiği bulantıyı masum bir sarhoşluk sanarak yapıştırdım cevabı:

“Hep iyi olacağını umduk ama olmadı abi. Biz mi başaramadık, bilemem. Çocukluğumu Demirel, gençliğimi Erdoğan yedi. Bundan sonra kalan ömrümüzü kim yiyecek, onu belirlemek için çalışıyoruz. Enseyi karartmayalım ama işimiz zor.”

Altmışını çoktan devirmiş ağabeyimiz, kaldırımda derin bir iç çekip yere tükürür gibi konuştu:

“Benim çocukluğumu da gençliğimi de Demirel yedi bitirdi. Yaşlılığımı da Erdoğan yedi. Şimdi bu hâlde tahtalıköye bilet kesmeyi bekliyoruz.”

Benim başım dönüyor.

Devletin başı dönüyor.

Milletin başı dönüyor.

Çocukken bize ne öğretiyorlardı?

“Cemil zil çaldı.”

“Ali topu tut” diye...

Zil çaldı.

Ders bitti.

Biz büyüdük.

Şimdi de alarm zilleri çalıyor.

Bir türlü teneffüse çıkamıyoruz.

Başımız dönüyor ama neden döndüğünü sormaya fırsat bulamadan başka bir gündem geliyor.

Tam yukarı çıkıyordum ki bizim memleketin Nezihe Muhiddin’i sayılabilecek “beyaz” kadınlardan biri sarı saçlarıyla önüme çıktı.

“Merhaba Oktayyy. Yazılarını okuyorum, beni çok güldürüyorsun.”

Söz söylememe fırsat vermeden çekip gitti.

“Siyah Kürdün güldüreni makbul galiba,” deyip geçtim.

Ey Kari...

Sevgili İrlandalılar...

Cesur Yürek filminin finalindeki o meşhur sahneyi hatırlarsınız.

William Wallace özgürlükten söz eder ya...

Tam o sırada içimden bir ses

“Hadi lan oradan!”

dedi.

“Burası Türkiye kardeşim.”

Evet, burası Türkiye

Tam da bu yüzden bunları anlatıyorum.

İskoçlar özgürlük için ölmeyi göze alırken, biz bazen üç kuruşluk zam uğruna sürüne sürüne yaşamaya çalışıyoruz.

Haftanın bana göre en önemli gelişmelerinden biri, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında yürütülen soruşturma kapsamında yurt dışı yasağı konulmasıydı.

Rahmetli Sırrı Süreyya Önder vaktiyle onun için, “Kendisi bu ülke için bir umut kaynağıdır. Herkeste ‘İdris Naim Şahin bakan olduysa, benden her şey olur’ duygusu yaratıyor,” demişti.

Şimdi yurt dışı yasağı konulunca insanın aklına ister istemez şu geliyor:

Acaba devlet bu eşsiz umut kaynağını dış güçlere kaptırmak istemedi mi?

Millî ve yerli umudumuz sanırım koruma altına alındı!

Neyse azizim.

Dünya da boş durmuyor.

Dünya yapay zekâ etiğini tartışırken, bizim yerli ve millî zekâmız çay şekerinin kilosunda kaç liralık indirim olduğunu hesaplıyor.

Onlar uzayda hayat arıyor.

Biz ay sonunu getirecek hayat belirtisi arıyoruz.

Ve bütün bunların adına:

“Büyüyoruz.”

diyoruz.

Neremiz büyüyor, onu da bilmiyoruz.

“Adalet mülkün temelidir” derler ya...

Bizim mülkün temeline de bir bakmak lazım.

Bence artık devletin bir doktora görünme vakti geldi.

Çünkü bu ülkeye artık kolonoskop lazım.

İçeriye bakılması lazım.

Doktor kamerayı ilerletir

Biraz daha ilerletir.

Biraz daha...

Sonra durur.

“Burada bir şey var.”

Biz heyecanlanırız:

“Ne var doktor?”

Doktor derin bir nefes alır

“Alışkanlık.”

İşte memleketin en tehlikeli hastalığı bu.

Kötüye alışmak.

Her sabah yeni bir krize uyanıp akşamına hiçbir şey olmamış gibi televizyonun karşısına geçmek.

Şimdi akaryakıta zam geldi. An itibarıyla akaryakıtın litresi 90 TL’yi geçti

Sorun değil, ilk iki gün debeleniriz, sonra ona da alışırız.

Bir süre sonra insan artık şaşırmamaya başlıyor.

Çünkü bir toplum her şeye alışabiliyorsa, en sonunda hastalığı sağlık sanmaya başlıyor.

Memleketin en büyük sorunu yalnızca kötü yönetilmek değil.

Kötü yönetilmeye alışmak.

Garip olan şu:

Hiçbir şeye tutunamayan toplum, kötüye nasıl bu kadar sıkı tutunuyor?

Neyse!

Avrupa, Avrupa, duy sesimizi!

Muasır medeniyete çıkıyoruz.

Lakerda yiyeceğiz.

Netflix izleyeceğiz.

Sonra insan bir bakıyor, hebelek olmuş.

Doktor kamerayı biraz daha ilerletiyor.

Bir çıkış arıyor.

Yok.

Meğer hastalık içeride değilmiş.

Hastalığın kendisi olmuşuz.

Doktor bile bir çıkış bulamıyor.

Ben de doktoru daha fazla yormadan kalkıyorum.

Artık gitmem gerekiyor, dostlar.

“Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan bugünlerde nereye gidiyorsun, Oktay?” diye soracak olursanız, cevabım net:

Eve gidiyorum.

Ama ihtirasla tekrar ediyorum yine de:

Memlekete kolonoskop şart.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay Candemir Arşivi