Okuduğunu anlamak: Eğitimin ve başarının temeli

Eğitim yalnızca öğrencinin bir metni okuyabilmesi, bir sorunun cevabını bulabilmesi ya da sınavdan yüksek puan alabilmesi değildir. Eğitimin asıl amacı; okuyan, anlayan, sorgulayan, düşünen, yorumlayan ve öğrendiğini yaşamıyla ilişkilendirebilen bireyler yetiştirmektir. Bu nedenle okuduğunu anlama becerisi, eğitimin bütün alanlarını ilgilendiren temel bir beceridir.

Bir öğrenci bir metni sesli veya sessiz okuyabilir. Ancak okuduğu metnin ne anlattığını, hangi düşünceyi savunduğunu, verilen bilgiler arasındaki ilişkiyi ve metinden hangi sonuçların çıkarılabileceğini anlayamıyorsa, yalnızca kelimeleri okumaktadır. Gerçek okuma, kelimeleri görmekten çok anlamı kavramaktır.

Bu durum özellikle matematik ve fen bilimlerinde daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Matematikte bir problemi çözmek için öncelikle sorunun doğru anlaşılması gerekir. Öğrenci soruda verilen bilgileri, istenen sonucu ve bilgiler arasındaki ilişkiyi kavrayamazsa en iyi matematiksel işlemi bilse bile doğru sonuca ulaşamayabilir. Aynı şekilde fen bilimlerinde bir deneyin sonucunu yorumlamak, bir bilimsel metni değerlendirmek veya bir tablo ve grafikten sonuç çıkarmak için güçlü bir okuduğunu anlama becerisine ihtiyaç vardır.

Dolayısıyla “Ben matematikte iyiyim ama Türkçede zorlanıyorum” şeklindeki yaklaşım çoğu zaman dersleri birbirinden tamamen bağımsız düşünmenin sonucudur. Çünkü matematik probleminin dilini anlamadan matematiksel çözüm üretmek; fen bilimlerindeki açıklamayı anlamadan bilimsel düşünmek kolay değildir. Dil, bütün öğrenme alanlarının ortak taşıyıcısıdır.

Günümüzde çocukların ve gençlerin bilgiye ulaşma biçimleri önemli ölçüde değişmiştir. Telefonlar, sosyal medya, kısa videolar ve hızlı tüketilen içerikler bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken, aynı zamanda uzun süreli ve dikkatli okumayı da zorlaştırabilmektedir.

Kısa ve hızlı içeriklere alışan bir öğrenci, uzun bir metni okumakta, metnin üzerinde düşünmekte veya bir düşüncenin gelişimini takip etmekte zorlanabilir. Oysa kitap okumak sabır ister. Dikkat ister. Sorgulamayı ve düşünmeyi gerektirir.

Kitap, insana yalnızca bilgi vermez; düşünme biçimi kazandırır. Farklı insanların hayatlarını, farklı düşünceleri ve farklı dünyaları tanımamızı sağlar. Kelime dağarcığımızı geliştirir, ifade gücümüzü artırır ve olaylara farklı açılardan bakabilmemize yardımcı olur.

Bu nedenle öğrencilerin kitapla ilişkisini yalnızca “ödev” ya da “sınav hazırlığı” olarak görmemek gerekir. Çocukların kitap okumayı bir zorunluluk olarak değil, kendini geliştirme ve dünyayı tanıma aracı olarak görmeleri sağlanmalıdır.

Eğitim sisteminde sınavlar önemli bir ölçme aracı olabilir. Ancak öğrencinin başarısını yalnızca aldığı puanla değerlendirmek, öğrenmenin çok önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir.

Bir öğrenci soruyu neden yanlış yaptığını anlayabiliyor mu?

Okuduğu metin hakkında kendi düşüncesini oluşturabiliyor mu?

Bir bilgiyi başka bir durumla ilişkilendirebiliyor mu?

Bir problemi farklı yollarla çözmeyi deneyebiliyor mu?

Kendisine verilen bilgiyi sorgulayabiliyor mu?

Bunlar da en az sınav sonuçları kadar önemlidir.

Çünkü ezberlenen bilgi unutulabilir; fakat düşünme ve anlama becerisi yaşam boyunca kullanılabilir.

Bu nedenle okuduğunu anlama çalışmalarının yalnızca Türkçe derslerinde yapılması yeterli değildir. Matematik öğretmeni bir problemi çözerken öğrencinin soruyu nasıl anladığı üzerinde durabilir. Fen bilimleri öğretmeni bilimsel bir metni yorumlatabilir. Sosyal bilimler derslerinde farklı metinler karşılaştırılabilir. Böylece öğrencinin okuma, anlama, yorumlama ve eleştirel düşünme becerileri bütün derslerde desteklenebilir.

Okuma kültürünün gelişmesinde okul kadar aile ortamının da önemli bir yeri vardır. Çocuğa sürekli “Kitap oku” demek yerine, evde kitap okunan bir ortam oluşturmak daha etkili olabilir.

Çocuk, yetişkinlerin kitap okuduğunu gördüğünde okumayı hayatın doğal bir parçası olarak algılar. Birlikte kitap okumak, okunan kitap hakkında konuşmak, “Sence yazar burada ne anlatmak istemiş?” veya “Sen olsaydın ne yapardın?” gibi sorular sormak çocuğun düşünme ve yorumlama becerisini geliştirir.

Öğretmenin görevi ise öğrenciyi yalnızca doğru cevaba götürmek değil, doğru cevaba nasıl ulaştığını düşündürmektir. Öğrenciye hazır cevap vermek yerine onu araştırmaya, soru sormaya ve kendi düşüncesini ifade etmeye teşvik etmek gerekir.

Bugün eğitimde tartışmamız gereken temel meselelerden biri şudur:

Çocuklarımıza ne kadar bilgi öğretiyoruz değil, öğrendikleri bilgiyi ne kadar anlayabiliyor ve kullanabiliyorlar?

Çünkü bilgiye ulaşmak artık geçmişe göre çok daha kolaydır. Asıl mesele, ulaşılan bilginin doğru olup olmadığını değerlendirmek, anlamını kavramak, farklı bilgiler arasında bağlantı kurmak ve onu yaşamda kullanabilmektir.

Bu nedenle eğitim politikalarının ve okul çalışmalarının merkezinde okuma kültürü, anlama, yorumlama, eleştirel düşünme ve problem çözme becerileri daha güçlü biçimde yer almalıdır.

Unutmamak gerekir ki okuduğunu anlamayan bir öğrenci yalnızca bir metni anlamakta zorlanmaz; zamanla çevresindeki dünyayı, karşılaştığı sorunları ve kendisine sunulan bilgileri değerlendirmekte de zorlanabilir.

Bu yüzden çocuklarımızı kitaplarla buluşturmak, kütüphaneleri güçlendirmek, öğretmenlerin rehberliğinde nitelikli okuma çalışmalarını artırmak ve öğrencilerin okudukları üzerine konuşabilecekleri ortamlar oluşturmak büyük önem taşımaktadır.

Çünkü eğitimin amacı yalnızca sınav kazanan öğrenciler yetiştirmek değil; hayatı anlayabilen, soru sorabilen, düşünebilen ve kendi düşüncesini özgürce ifade edebilen bireyler yetiştirmektir.

Bir öğrenci okumayı öğrendiğinde kelimeleri tanır; okuduğunu anladığında bilgiyi kavrar; sorgulamayı öğrendiğinde düşünmeye başlar; düşündüğünü hayata geçirdiğinde ise gerçek anlamda öğrenmiş olur.

Bu nedenle okuduğunu anlama, yalnızca bir dersin konusu değil; bütün eğitimin temelidir.

“Çocuğa kitap vermek ona bilgi vermektir; kitabı anlayarak okutmak ise ona düşünmenin kapısını açmaktır.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adar ÖZDEMİR Arşivi