Bilal YAVUZ
Yeni Diyarbakır şiirleri
Alev alev aydınlatır Türkiye ülkesini...
Diyarbekir kendi başına bir kıtadır.
İslam coğrafyasının bir gözbebeği olan bu şehir ve bu nehir, yüksektedir.
Köpeklerin ağzı değdi diye ulu denizler zinhar kirlenmez.
Diyarbakır masalına ilk defa gelenlere tavsiyem surların taşlarına kulağınızı dayayın ve aşkı dinleyin.
Mardinkapı mezarlığında Mehmed Uzun yazarın kabrinin oralara gidin.
Tam o tepede gerçek Diyarbakır...
O tepeden izleyin Benuseni, Hevseli, Burçları, Ongözlüyü, Dicleyi, aşkı ve meşki ve tarihi...
Ölüm hakikatinin bağrına çıkıp seyredin gürül gürül akan hayatı...
O kadim mezarlığın kulakları sağır edebilecek gürlükte derin sessizliği, hal lisanı, ibret versin kalbinize...
Gidiniz ve tefekkür ediniz.
Diyarbekirimiz için üç yeni şiir...
Diyarbakır yüreğinde saklı
Bir şehir düşün,
taşları susmaz,
duvarlarında binlerce yılın sesi vardır.
Her sokağı başka bir hatıra,
her kapısı başka bir sabırdır.
Dicle ağır ağır geçer içinden,
sanki zamanı taşır avuçlarında.
Hevsel yeşerir sabahın ışığında,
bir aşkın kanadında yükselir
şehrin eski duaları.
Sur taşlarında dinle,
kimlerin geldiğini,
kimlerin gittiğini…
Ama Diyarbakır kalır;
çünkü bazı şehirler
haritada değil,
insanın kalbinde yeşerir.
On Gözlü Köprü beyden bakınca
Dicle gülün yüzünde bir tarih...
Bir yanda kadim zamanlar,
bir yanda çocukluğun sesi…
Ve uzakta yükselen minareler
göğe yazılmış birer hakikattir.
Ey Diyarbakır,
seni yalnız taşlarınla sevmedim;
sende insanın sıcaklığını,
ekmeğin emeğini,
dostluğun vefasını gördüm.
Sen bazaltın siyahında
güneşin cevherini saklayan şehirsin.
Geceleri yıldızlara bakarken
sanki nice geçmiş
yeniden konuşur seninle.
Ve ben bilirim:
Bir gün yollar ne kadar uzaklaşsa da
insan doğduğu şehri
kalbinden çıkaramaz.
Çünkü Diyarbakır,
bir şehirden daha fazlasıdır,
bir hafızadır,
bir özlemdir,
kadim duadır.
Dicle'nin içinden geçen şehir
Bir şehir düşün,
sabahı taş duvarlardan doğar,
akşamı Dicle’ye yaslanır.
Her sokağında başka bir zaman,
her kapısında susmuş bir hikâye vardır.
Diyarbakır…
Sen yalnız bir şehir değilsin,
insanın çocukluğundan kalan
ve büyüdükçe anlamı çoğalan
eski bir cümlesin.
Surlarının gölgesinde
kaç insan sevdi,
kaç insan ayrıldı,
kaç anne bir pencerenin önünde
uzun yollar bekledi,
kaç çocuk gökyüzüne bakıp
kendi dünyasını kurdu?
Senin taşların konuşmaz sanırlar;
oysa geceleri
ay ışığı çekilince
duvarlarından eski sesler yükselir.
Bir taşın
bir dedenin elinden kalmıştır belki,
bir kapının tokmağında
yüzlerce yılın eli vardır.
Ve Dicle…
O, şehrin dışından geçen bir nehir değil,
Diyarbakır’ın içinde akan
sessiz bir zamandır.
Suyuna bakınca
insan kendi geçmişini görür;
kaybettiklerini,
söyleyemediklerini,
geri dönmeyen yıllarını…
On Gözlü Köprü’nün altında
su geçer,
kuşlar geçer,
mevsimler geçer.
Ama bazı hatıralar
hiçbir yere gitmez.
Hevsel’de akşam inerken
toprak kokar,
uzakta şehir ağır ağır susar.
Bir nar açılır sessizce,
bir çocuk güler,
bir ihtiyar gökyüzüne bakar.
Ve şehir,
bütün yorgunluğuna rağmen
yeniden yaşamaya başlar.
Diyarbakır,
sen bazen bir annenin duasısın,
bazen bir babanın sessizliği,
bazen gurbetten dönen bir insanın
kapıda duyduğu ilk sestir.
Bazen de
insanın kendisine söylediği
en eski sözdür:
“Nereye gidersen git,
bir yanın burada kalacak.”
Çünkü senden ayrılmak
bir şehirden ayrılmak değildir.
Biraz çocukluktan,
biraz geçmişten,
biraz kendinden ayrılmaktır.
Ben seni
sadece taşlarınla sevmedim.
Kışın soğuğunda,
yazın kavurucu sıcağında,
akşamın kızıl göğünde,
Dicle’nin ağır sessizliğinde sevdim.
Ve şimdi biliyorum:
Bazı şehirler
haritada bulunmaz.
İnsanın kalbinde kurulur.
Diyarbakır,
sen benim için
haritada bir nokta değil,
zamanın taşlara yazdığı
ve insanın kalbinden okuyabildiği
uzun bir hikâyesin.
Amed içinde bir ses
Bir şehir düşün,
gece olunca taşları susmayan;
sabahı güneşten önce
bir annenin penceresine bırakan.
Adını söyleme hemen,
bazı şehirler
isimleri söylenince küçülür.
Diyarbakır,
kendi adından daha büyük bir hatıradır.
Surlarının gölgesinde
binlerce yıl yürümüş yiğit ayakların
tozu var hâlâ.
Bir taşına dokunsan
bin çocukluk fışkırır içinden,
bir başka taşına dokunsan
yarım kalmış vedâlar...
Dicle,
şehri terk etmeyen uzak bir yalnızlık gibi geçer gecenin içinden.
Suyundan yalnız bir hayat geçmez;
unutulmuş yüzler,
söylenmemiş sözler,
eve dönememiş insanlar da geçer.
Hevsel’de bir kuş kanadını açar,
şehir bir anlığına
kendi kalbinin sesini duyar.
Sonra bir kapı kapanır.
Bir avluda,
bakır bir tasın içine düşer akşam.
Bir çocuk koşar taş sokakta;
ayaklarının altında
tarihin o eski cümlesi kırılır:
“Burada ömürler vardı.
Burada canlar, hayatlar...”
Ama hayat yalnız geçmiş değildir.
Diyarbakır,
her sabah yeniden kurulan
eski ve yeni bir cümledir.
Karpuzunun içinde yazlar vardır,
çınarının gölgesinde kaylule,
sokaklarında çocukluklar,
duvarlarında sabır ve gayret!
Ve akşam olunca
şehir kendi kendine sorar:
“Bunca yüzyıl
insan ne aradı bizde?”
Belki bir ev...
Belki bir ses...
Belki kaybettiği kendisini.
Ey ebed ebed diye inleyen ruhlar!
Dünya bataklığına dalmak için gövdelenmedin...
Seni yoktan var eden o sonsuz kusursuz...
Rabbine kullukla yaklaşmak için...
Yükselmek için vücud buldun uyan!
Ben biliyorum sanıyordum Diyarbakır’ı;
sonra bir gün
bir taş duvara yaslandım
ve anladım:
Bazı insanlar şehri bilirmiş ama...
Şehir de insanı bilirmiş!
Sen benim çocukluğumu
belki benden önce tanıdın.
Ben daha doğmadan
sokaklarımı ezberledin...
Ben susmayı öğrenmeden
sen suskunluğumu hissettin.
Şimdi senden uzaklaşsam
ardımdan gelmiyorsun...
Gelme...
Çünkü bazı şehirler,
insanın peşinden gitmez,
insanın içinde kalır.
Diyarbakır,
sen bir şehir değilsin yalnız...
Sen taşa emanet edilmiş alev alev yanan bir hafızasın.
Bir avluda unutulmuş su sesi,
bir annenin kapıda bekleyişi,
bir çocuğun cebindeki taş,
bir ihtiyarın gözlerinde
henüz bitmemiş akşam...
Ve ben ne zaman
dünyanın kalabalığından yorulsam
içimde bir kapı açılıyor sana!
Taşlarınla susuyorsun,
insanınla konuşuyorsun.
Duvarlarınla değil,
hatıralarınla yükseliyorsun.
Ve gece ve gece ve gece...
Dicle’nin üzerine eğildiğinde
bütün ışıklar sönse bile
bir şehir kalıyor karanlığın içinde:
Diyarbekir...
Çünkü bazı şehirler
haritada bulunmaz.
Bazı şehirler,
insanın kalbinde,
ömür boyu kaybolmadan yaşar.
Ve bazı şehirler için
“memleket” demek yetmez...
Onlara âh, onlara;
“içimde kalan yer” denir.
İçimde yanan fer...
Diyarbakır sosyal tesis ve ulaşım ve giyim hakkında
15 Eylül 2026 Salı 11:31Ali Haydar Haksal için
31 Ağustos 2026 Pazartesi 12:01Barış ırkçılığı bitirmekle gelir
17 Ağustos 2026 Pazartesi 10:15Elimi bırakma dizisi
03 Ağustos 2026 Pazartesi 16:01Halkımızın bilmesi gereken çok önemli gerçekler
12 Temmuz 2026 Pazar 14:42Yeni korona
02 Temmuz 2026 Perşembe 11:38Diyarbakır ve hizmet gerçekleri
23 Haziran 2026 Salı 15:29Habillere ne mutlu
16 Haziran 2026 Salı 10:42Gönülden özdeyişler 2
13 Haziran 2026 Cumartesi 14:48Gönülden özdeyişler
06 Haziran 2026 Cumartesi 14:33
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.