Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Diyarbakır’da okul güvenliği ve eğitimde derinleşen sorunlar

Diyarbakır’da okul güvenliği ve eğitimde derinleşen sorunlar

“Diyarbakır’da bir çocuğun umudu, bir öğretmenin emeğiyle büyür; o emeğe sahip çıkmak geleceğe sahip çıkmaktır.”

Diyarbakır’daki okulların güvenliği meselesi, yalnızca fiziki önlemlerle çözülebilecek bir sorun olmaktan çok daha derin bir toplumsal probleme işaret etmektedir. Okul; sadece bilgi aktarılan bir yer değil, aynı zamanda saygı, sorumluluk ve değerlerin inşa edildiği bir kurumdur. Ancak son yıllarda öğretmenlerin kendilerini güvende hissetmediği, velilerin kontrolsüz biçimde okul ortamına müdahil olduğu ve öğrencilerin öğretmene karşı tutumlarında ciddi bir aşınma yaşandığı görülmektedir. Bu durum, eğitim ortamının sağlıklı işleyişini zedelemekte ve öğretmenin otoritesini sarsmaktadır.

Öte yandan Diyarbakır’da öğrenciler her geçen gün eğitimden biraz daha uzaklaşmaktadır. Bu durum elbette Türkiye’nin genel eğitim tablosundan bağımsız değildir. Eğitime yönelik ilginin azalması, yalnızca akademik başarıyı değil; aynı zamanda okul içindeki disiplin ve güven ortamını da olumsuz etkilemektedir. Eğitimin değersizleştiği bir ortamda, okulun bir öğrenme alanı olma niteliği zayıflamakta; bu da hem öğretmen-öğrenci ilişkilerini hem de genel okul güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir.

Özellikle özel okullarda görev yapan öğretmenlerin sorunları her geçen gün artmaktadır. Öğretmenlik mesleği, ne yazık ki bazı ortamlarda “öğrenciyi (müşteriyi) memnun etme” baskısı altına alınmış durumdadır. İşsizlik korkusu yaşayan birçok öğretmen, velilerden gelen sözlü tacizlere, rencide edici davranışlara ve hatta mobbinge maruz kalmasına rağmen sessiz kalmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum, mesleki onuru zedelediği gibi öğretmenin psikolojik dayanıklılığını da ciddi biçimde yıpratmaktadır.

Özel meslek liselerinde çalışan öğretmenlerin durumu daha da ağırdır. Pek çok öğretmen asgari ücret ve hatta altında maaşlarla çalıştırılmakta, bunun yanında eğitim dışı birçok angarya işi de yapmak zorunda bırakılmaktadır. Daha da çarpıcı olan ise bazı kurumlarda bu düşük ücretlerin bile zamanında ödenmemesi ve öğretmenlerin ekonomik mağduriyet yaşamasıdır. Hak arama yoluna giden öğretmenler ise işsiz kalma riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu tablo, öğretmenleri hem ekonomik hem de psikolojik şiddetin içine sürüklemekte ve meslekten soğumalarına neden olmaktadır.

Diyarbakır’da okul güvenliğinin sağlanmasında özellikle ailelere büyük sorumluluklar düşmektedir. Şiddete karşı iş bırakma eylemine giren öğretmenlere en güçlü desteğin velilerden gelmesi gerekmektedir. Çünkü okul güvenliği yalnızca öğretmenler için değil, en çok da çocukların sağlıklı gelişimi ve geleceği için hayati öneme sahiptir. Ailelerin bu süreçte öğretmenlerle dayanışma içinde olması, eğitim ortamının yeniden güvenli ve saygılı bir yapıya kavuşmasına önemli katkı sağlayacaktır.

Ayrıca Diyarbakır, diğer birçok ile kıyasla okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik (PDR) hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyulan bir kenttir. Öğrencilerin yaşadığı sosyal, duygusal ve davranışsal sorunların sağlıklı biçimde yönetilebilmesi için okullara yeterli sayıda PDR uzmanı atanması büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte her okula bir sosyolog atanması, okul-aile-toplum ilişkilerinin daha sağlıklı kurulmasına ve sorunların daha köklü çözümlerle ele alınmasına katkı sunacaktır.

Elbette okullarda güvenlik görevlisi, polis ya da jandarma bulundurmak belirli riskleri azaltabilir; ancak bu tür önlemler tek başına yeterli değildir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, toplumun eğitim kurumlarına ve öğretmenlik mesleğine bakışını yeniden gözden geçirmesidir. Geçmişte öğretmenlere duyulan saygı, sadece bir gelenek değil; eğitimin sürdürülebilirliği için önemli bir toplumsal uzlaşıydı. Bugün bu saygının zayıflaması, okul içi ilişkileri de doğrudan etkilemektedir.

Velilerin eğitim sürecine dahil olması elbette kıymetlidir; ancak bu katılım, öğretmenin alanına müdahale etmek ya da otoritesini sorgulamak şeklinde değil, iş birliği temelinde olmalıdır. Aileler, çocuklarının eğitiminde öğretmenlerle aynı hedef doğrultusunda hareket etmeli, öğretmenlerin öğrencilerle ilgili yaptığı değerlendirmeleri ciddiyetle ele almalıdır. Çünkü eğitim, ancak aile ve okul arasında kurulan sağlıklı bir iletişimle anlam kazanır.

Öğrencilerin öğretmenlerine karşı tutumları da büyük ölçüde aile içinde şekillenir. Evde öğretmene saygı duyan bir dil kullanılmadığında, bu durum doğrudan okul ortamına yansır. Bu nedenle ailelerin, çocuklarına sadece akademik başarıyı değil, aynı zamanda saygı ve sorumluluk bilincini de kazandırmaları gerekmektedir.

Diyarbakır’daki okulların daha güvenli ve nitelikli bir eğitim ortamına kavuşabilmesi için yalnızca güvenlik önlemlerini artırmak yeterli değildir. Öğrencilerin eğitimle yeniden bağ kurması, öğretmenlerin ekonomik ve psikolojik olarak korunması, mesleki itibarlarının güçlendirilmesi, ailelerin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve okullarda rehberlik ile sosyolojik destek mekanizmalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki güçlü bir eğitim sistemi, ancak öğretmenin kendini güvende, öğrencinin eğitime bağlı ve toplumun eğitime saygılı olduğu bir zeminde yükselebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi