Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Tribün değil nefret kürsüsü: Bursaspor tribünlerinde yükselen kirli zihniyet

Tribün değil nefret kürsüsü: Bursaspor tribünlerinde yükselen kirli zihniyet

“Futbolun dili kardeşliktir; ırkçılık bu oyunun en büyük yenilgisidir.”

Futbol sahaları, insanların aynı heyecan etrafında birleştiği, 90 dakika boyunca rekabetin centilmenlikle harmanlandığı alanlar olmalıdır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de bazı tribünler hâlâ sporun değil, nefretin, ayrımcılığın ve karanlık zihniyetlerin propaganda alanı olarak kullanılmaya devam ediyor. Bursaspor tribünlerinde Amedspor’u hedef aldığı belirtilen pankartlar, artık “rekabet” kavramıyla açıklanamayacak kadar ağır, bilinçli ve tehlikeli bir noktaya işaret ediyor.

Bu yapılanın adı taraftarlık değildir.

Bu, açık biçimde düşmanlık üretmektir.

Bu, futbol üzerinden toplumsal fay hatlarını kaşımaktır.

Bu, tribünü spor alanı olmaktan çıkarıp nefret kürsüsüne dönüştürmektir.

Bir takımı saha içindeki oyunuyla değil; temsil ettiği şehir, kültür ya da kimlik üzerinden hedef almak, yalnızca rakibe saldırı değildir. Bu, aynı zamanda milyonlarca insanın aidiyetine yönelmiş bilinçli bir saygısızlıktır. Amedspor yıllardır ne zaman başarıya yaklaşsa ne zaman saha içinde konuşulması gereken bir performans ortaya koysa, birileri mutlaka meseleyi futbol dışına çekmeye çalışıyor. Çünkü bazı çevreler için sorun skor değil; Amedspor isminin yarattığı görünürlüktür.

Asıl tehlike de tam burada başlıyor.

Tribünlerde açılan her ayrımcı pankart, atılan her hedef gösterici slogan, sadece o günün maç atmosferini zehirlemiyor; toplumun ortak yaşam kültürünü de dinamitleyen bir dil üretiyor. Futbolun kitlesel etkisi düşünüldüğünde, burada normalleştirilen her nefret söylemi sokakta, okulda, sosyal medyada ve gündelik yaşamda yeniden üretiliyor.

Özellikle gençler açısından bu tablo son derece vahimdir. Maça takım sevgisiyle gelen çocuklar, eğer tribünde kin, ötekileştirme ve düşmanlıkla karşılaşıyorsa, sporun eğitici ruhu çoktan kaybedilmiş demektir. O çocuklar rakibe saygıyı değil, düşmanlığı öğreniyor. Formaya sevgiyi değil, kimliğe öfkeyi öğreniyor. Bunun toplumsal maliyeti ise sadece spor sayfalarına sığmaz.

Daha da düşündürücü olan, bu tür olayların bazı kesimlerce hâlâ “tribün şovu”, “taraftar psikolojisi” ya da “rekabetin doğası” diye hafifletilmeye çalışılmasıdır. Hayır…

Irkçılığın, ayrımcılığın, nefretin ve hedef göstermenin hiçbir romantik açıklaması olamaz.

Kulüplerin bu konuda net tavır koyması gerekir. Federasyonun göstermelik açıklamalar yerine caydırıcı yaptırımlar uygulaması gerekir. Sessizlik, çoğu zaman onay anlamına gelir. Eğer bu dil bugün tribünde cezasız kalırsa yarın daha büyük toplumsal kırılmaların kapısı aralanır.

Amedspor’a yönelik bu yaklaşım artık münferit birkaç taraftar taşkınlığı olarak görülemez. Bu, yıllardır süreklilik gösteren, belli aralıklarla yeniden servis edilen sistematik bir ötekileştirme dilidir. Ve her tekrarında Türkiye futbolunun utanç hanesine yeni bir kayıt düşmektedir.

Spor, insanları şehir, dil, kültür ve kimlik fark etmeksizin aynı sevinçte buluşturmalıdır. Eğer tribünler bir takımı değil bir halkın aidiyet duygusunu hedef almaya başlamışsa, burada konuşulması gereken şey futbol değil, toplumsal vicdandır.

Bugün susulan her ayrımcı slogan, yarının daha büyük nefret dalgasını besler.

Bugün görmezden gelinen her pankart, yarının daha sert kutuplaşmasının zeminini hazırlar.

Futbolun kirlenmesine değil, temizlenmesine ihtiyaç var.

Tribünlerin slogan değil vicdan üretmesine ihtiyaç var.

Ve en önemlisi, kimliği hedef alan bu karanlık dilin artık açıkça mahkûm edilmesine ihtiyaç var.

Çünkü skor tabelası değişir, maç biter, sezon kapanır.

Ama nefretin bıraktığı toplumsal iz yıllarca silinmez.

Şampiyon Amedspor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi