Enver Yılmaz

Enver Yılmaz

Toprağın altındaki dinamit: Jeotermal sondajlar

Toprağın altındaki dinamit: Jeotermal sondajlar

Bingöl’ün Karlıova ilçesinde, Kargapazar’köyü sakinlerinin yükselttiği itiraz, sadece yerel bir çevre direnişi değil, aynı zamanda bilimsel gerçeklerin ışığında yükselen bir hayatta kalma feryadıdır. Jeotermal enerji projelerine karşı sergilenen bu kararlı duruş, doğanın hassas dengesi ile kontrolsüz sanayileşme arasındaki çatışmayı en çıplak haliyle gözler önüne sermektedir. Karlıova gibi aktif fay hatlarının tam kesişme noktasında bulunan bir coğrafyada, yerin derinliklerine müdahale etmek, sadece doğayı değil, binlerce insanın can güvenliğini de doğrudan hedef alan bir risk barındırmaktadır.

Karlıova’nın sismik gerçekliği, bu tür projelerin uygulanabilirliği önündeki en büyük bilimsel engeldir. Aktif fay hatlarının bulunduğu bir bölgede yüksek basınçlı sondaj çalışmaları yapmak, yer kabuğundaki gerilimi tetikleme ve yapay sarsıntılara yol açma riski taşımaktadır. Jeotermal kuyu açma süreçlerinde kullanılan yöntemlerin sismik hareketliliği artırabileceği gerçeği, bölge halkının deprem korkusunu haklı bir zemine oturtmaktadır. Binlerce insanın hayatını tehlikeye atan bu girişimler, enerji üretme gayesinin insan yaşamının önüne geçtiği bir tabloyu yansıtmaktadır.

Şarê Çolîgî: Ma projeyanê jeotermalî nêwazenê

Bölgenin en önemli geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık, jeotermal projelerin yarattığı çevresel kirlilikle yok olma tehdidi altındadır. Sondaj işlemleri sırasında yerin derinliklerinden yüzeye taşınan ve normal şartlarda ekosisteme karışmaması gereken ağır metaller ile kimyasallar, yer altı su kaynaklarını zehirleme potansiyeline sahiptir. Toprağın ve suyun kirlenmesi, meraların verimsizleşmesine ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesine neden olmaktadır. Bu durum, sadece doğanın talan edilmesi değil, bölge halkının ekonomik bağımsızlığının da elinden alınması anlamına gelmektedir.

Jeotermal kuyulardan atmosfere salınan gazlar, çevresel tahribatın bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle hidrojen sülfür gazı, sadece çevreye yayılan ağır ve rahatsız edici bir kokuyla sınırlı kalmamakta; uzun vadede bitki örtüsünün kurumasına ve tarımsal ürünlerin kalitesinin düşmesine yol açmaktadır. İnsan sağlığı üzerinde de kronik solunum yolu hastalıklarını tetikleyen bu salınımlar, yaşam alanlarını nefes alınamaz hale getirmektedir. Doğanın bir "menfaat alanı" olarak görülmesi, ekosistemin bütünüyle çökmesine davetiye çıkarmaktadır.

Kargapazar halkının "jeotermale geçit yok" diyerek başlattığı mücadele, aslında evrensel bir yaşam alanı savunmasıdır. Tarih boyunca değerli kaynakların bulunduğu bölgelerde uygulanan hegemonik politikalar, yerel halkın haklarını ve doğanın bütünlüğünü çoğunlukla göz ardı etmiştir. Bugün Karlıova’da sergilenen direniş, emperyalist kaynak yönetimi anlayışına karşı toprağın, suyun ve geleceğin korunması adına atılmış tarihi bir adımdır. Doğadan koparılan her parçanın bir felaket olarak geri döneceği gerçeği unutulmamalı, enerji ihtiyacı bahanesiyle kadim yaşam alanlarının yok edilmesine izin verilmemelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Enver Yılmaz Arşivi