Ali Çekdar KORKMA

Ali Çekdar KORKMA

Diyarbakır’da kiralık ev meselesi

Diyarbakır, tarih boyunca birçok kültüre ev sahipliği yapmış, emeğin ve dayanışmanın güçlü olduğu kadim bir kenttir. Ancak bugün bu kentte yaşayan yurttaşların önemli sorunlarından biri, her geçen gün daha fazla tartışılan konut kiralarıdır. Bir evde yaşamak, ailesini güvenli bir çatı altında tutmak isteyen insanlar, giderek ağırlaşan ekonomik koşullar karşısında ciddi bir mücadele vermektedir.

Konut, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Buna rağmen barınma ihtiyacının piyasa koşullarına tamamen terk edilmesi, özellikle dar gelirli aileleri, asgari ücretle çalışan emekçileri ve gençleri zor durumda bırakmaktadır. İnsanlar daha maaşlarını almadan gelirlerinin önemli bir bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalıyorsa burada yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun vardır.

Diyarbakır’da kira bedelleri mahalleye, konutun büyüklüğüne ve binanın özelliklerine göre değişiyor. Ancak ilan verileri, konut kiralarının birçok aile için ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor. Ekim 2026 tarihli piyasa verilerinde kent genelindeki kiralık konut ilanlarının ortalama bedeli yaklaşık 25 bin TL seviyesinde görünürken Kayapınar gibi bazı bölgelerde bu rakam daha da yükseliyor. Elbette ilan fiyatları, gerçekleşen kira sözleşmelerinin tamamını yansıtmıyor; fakat yurttaşların karşılaştığı maliyet hakkında önemli bir fikir veriyor.

Şimdi düşünelim: Bir emekçi ay boyunca çalışıyor, sabahın erken saatlerinde evinden çıkıyor, akşam yorgun argın dönüyor. Aldığı ücretin büyük bir bölümünü kiraya veriyor. Geriye kalan parayla mutfak masrafını, elektrik ve su faturalarını, ulaşımı, çocuklarının eğitim giderlerini karşılamaya çalışıyor. Peki bu insan ne zaman rahat bir nefes alacak?

Üstelik mesele yalnızca aylık kira bedeliyle de sınırlı değil. Eve taşınırken istenen depozito, peşin kira ve emlak komisyonu gibi giderler, daha kapıdan içeri girmeden ailelerin bütçesini zorluyor. Bir ev tutabilmek için ciddi bir birikime ihtiyaç duyulması, özellikle gençlerin bağımsız bir yaşam kurmasını güçleştiriyor.

Kira meselesini yalnızca ev sahipleri ile kiracılar arasındaki bir anlaşmazlık olarak görmek, sorunun temelini gözden kaçırmak olur. Elbette mülk sahibinin de bakım, vergi, aidat ve diğer giderleri vardır. Kimse ev sahibinin hakkını yok sayamaz. Ancak bir mülke sahip olmak, barınma ihtiyacı içindeki insanların ödeme gücünü göz ardı ederek sınırsız kira talep etmenin toplumsal sonuçlarını görmezden gelmek anlamına da gelmemelidir.

Burada asıl tartışılması gereken, konutun yalnızca yatırım ve kazanç aracı olarak mı görüleceği, yoksa insanın temel yaşam ihtiyaçlarından biri olarak da ele alınıp alınmayacağıdır.

Bir kentte evler yatırım amacıyla yapılabilir, mülk sahipleri gelir elde edebilir. Ancak çalışanların gelirleri ile kira bedelleri arasındaki makas giderek açılıyorsa bu durum uzun vadede hem toplumsal huzuru hem de kentin ekonomik yaşamını olumsuz etkiler. Kiraya giden her fazla lira, aynı zamanda mutfaktan, eğitimden, sağlıktan ve sosyal yaşamdan eksilen bir paydır.

Diyarbakır gibi nüfusu, ekonomik hareketliliği ve barınma ihtiyacı bulunan kentlerde çözüm, yalnızca yeni konutlar inşa etmekten ibaret olmamalıdır. Önemli olan, bu konutların kimler için yapıldığı ve hangi koşullarda erişilebilir olduğudur.

Dar gelirli yurttaşlara yönelik sosyal konut projelerinin artırılması, uzun vadeli ve ödenebilir kiralık konut modellerinin geliştirilmesi, boş konutların ve kira piyasasının düzenli biçimde izlenmesi gerekiyor. Yerel yönetimlerin merkezi idareyle iş birliği yaparak kentin gerçek barınma ihtiyacını belirlemesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Ayrıca kira piyasasına ilişkin şeffaf veriler yayımlanmalı, mahalleler arasındaki fiyat farklılıkları takip edilmeli ve yurttaşların hakları konusunda bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Amaç, piyasayı görmezden gelmek değil; barınma hakkını koruyan, mülk sahiplerinin haklarını gözeten ve toplumun geniş kesimleri için sürdürülebilir bir denge oluşturmaktır.

Diyarbakır’ın sokaklarını, iş yerlerini, fabrikalarını ve yaşam alanlarını ayakta tutan insanlar, aynı zamanda bu kentin geleceğini kuran insanlardır. İnşaatta çalışan işçi, hastanede görev yapan sağlık emekçisi, dükkânını açan esnaf, okulda çalışan öğretmen ve fabrikada üretim yapan işçi bu kentin yaşamına katkı sunmaktadır.

Ancak bütün bu emek sahipleri, kendi yaşadıkları kentte insanca koşullarda barınamıyorsa kalkınmadan ve refahtan ne kadar söz edebiliriz?

Bir kentin gelişmişliği yalnızca yükselen binalarla, yeni sitelerle veya artan gayrimenkul fiyatlarıyla ölçülemez. Asıl ölçüt, o kentte yaşayan insanların nasıl bir hayat sürdüğüdür. Çalışanların ücretleri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyorsa, gençler kiralık ev bulmakta zorlanıyorsa ve aileler ay sonunu getirebilmek için sürekli hesap yapmak zorunda kalıyorsa ortada çözülmesi gereken ciddi bir mesele vardır.

Diyarbakır’da kira sorunu, yalnızca emlak piyasasının değil, aynı zamanda sosyal adaletin ve ekonomik eşitliğin meselesidir. Bu nedenle barınma hakkını koruyan politikalar geliştirmek, dar gelirli aileleri desteklemek ve konut piyasasında daha adil bir denge oluşturmak zorundayız.
Çünkü ev sahibi olmak bir mülkiyet hakkıysa, insanca koşullarda barınabilmek de temel bir yaşam hakkıdır. Diyarbakır’da hiç kimse yalnızca geçimini sağladığı için barınma hakkından mahrum kalmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Çekdar KORKMA Arşivi