Sosyal medya ve çevrimiçi oyunlara anne baba denetimi kanunlaştı
Çocukların dijital dünyadaki konumu, sosyal medya platformlarının çocuk kullanıcılar üzerindeki etkisi, algoritmik yönlendirme mekanizmaları ve yaş doğrulama tartışmaları hakkında bu köşede ve farklı mecralarda uzun süredir çeşitli değerlendirmeler yapmaya çalışıyorum. Özellikle Hukuk ve Bilişim Dergisi’nin son sayısında yayımlanan “Türkiye’de Çocukların Dijital Ekosistemdeki Konumu ve Koruyucu Politika Çerçeveleri” başlıklı yazımda, çocukların artık yalnızca internet kullanan bireyler olmadığını, veri üreten, davranışları analiz edilen ve ticari sistemlerin merkezine yerleştirilen bir kullanıcı grubuna dönüştüğünü vurgulamıştım. Son dönemde hem Avrupa’daki veri koruma otoritelerinin artan baskısı hem de dünya genelinde çocukların sosyal medya etkileri nedeniyle yaşadığı psikolojik ve sosyal sorunların daha görünür hale gelmesiyle birlikte bu konu Türkiye’de de ciddi şekilde gündeme taşındı.
Nitekim 1 Mayıs 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme ile 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da önemli değişikliklere gidildi. Yapılan değişiklikler özellikle çocuk kullanıcıların dijital ortamdaki korunmasına odaklanıyor. Açıkçası bu düzenleme, uzun süredir “herkesin bildiği ama kimsenin gerçek anlamda müdahale etmediği” bir alana doğrudan temas ediyor.
Bugüne kadar birçok sosyal medya platformunda yaş sınırları teknik olarak vardı ama fiilen yoktu. 12 yaşındaki bir çocuğun birkaç saniyede kendisini yetişkin olarak tanımlayıp sınırsız erişim sağlayabildiği bir düzende, yaş sınırının hukuki metinlerde yazıyor olması tek başına koruma sağlamıyordu. Yeni düzenleme tam da bu noktaya müdahale ediyor.
Kanun değişikliği ile birlikte sosyal ağ sağlayıcılara yaş doğrulama tedbirleri alma, çocuklara yönelik koruyucu araçlar geliştirme, ebeveyn kontrol sistemleri oluşturma ve çocukların manipülatif içeriklere maruz kalmasını azaltacak teknik önlemler geliştirme yükümlülükleri getirildi. Özellikle çocukların platformda daha uzun süre kalmasını hedefleyen bazı tasarım tekniklerinin ve yönlendirme mekanizmalarının ilk kez bu kadar açık şekilde tartışma konusu yapılması dikkat çekici.
Burada önemli olan nokta şu: Düzenleme yalnızca “yasaklama” refleksiyle hazırlanmış görünmüyor. En azından metnin genel yaklaşımı, çocukların dijital ortamdan tamamen uzaklaştırılmasından çok, daha güvenli bir dijital ekosistem kurulmasına yönelmiş durumda. Bu yaklaşım, son yıllarda Avrupa Veri Koruma Kurulu gibi kurumların yayımladığı çocuk odaklı veri koruma rehberleriyle de büyük ölçüde paralellik taşıyor.
Düzenlemenin dikkat çeken taraflarından biri de çevrimiçi oyun sağlayıcılarına ilişkin bölüm oldu. Çünkü çocukların dijital dünyadaki etkileşimi artık yalnızca sosyal medya platformlarıyla sınırlı değil. Çevrimiçi oyunlar; iletişim, sosyalleşme, harcama davranışları ve içerik maruziyeti bakımından başlı başına ayrı bir dijital alan oluşturuyor. Kanuna eklenen düzenlemelerle birlikte oyun sağlayıcılara da kullanıcı yaşına uygun derecelendirme sistemleri kurma, koruyucu mekanizmalar geliştirme ve çocuk kullanıcıları belirli risklere karşı koruyacak tedbirler alma yönünde yükümlülükler getirildi. Özellikle oyun içi satın alma sistemleri, rastlantısal ödül mekanikleri ve çocuk kullanıcı davranışlarını yönlendiren tasarımlar düşünüldüğünde, bu alanın ayrıca düzenleme konusu yapılması oldukça yerinde görünüyor.
Elbette bundan sonraki süreç en az düzenlemenin kendisi kadar önemli olacak. Çünkü Türkiye’de çoğu zaman mesele yalnızca kanunun çıkması değil teknik altyapının kurulması, denetimin sürdürülebilir olması ve uygulamanın gerçekten işletilmesi oluyor. Yaş doğrulamanın hangi yöntemlerle yapılacağı, bu süreçte kişisel verilerin nasıl korunacağı, platformların yükümlülüklere ne ölçüde uyacağı ve idari denetimin nasıl yürütüleceği önümüzdeki dönemin esas tartışma başlıkları olacak.
Yine de şunu söylemek mümkün: Türkiye uzun süredir ilk kez çocukların dijital dünyadaki varlığını yalnızca ailelerin bireysel sorumluluğu çerçevesinde değil, kamusal koruma politikası kapsamında değerlendiren daha sistematik bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bugünün çocukları yalnızca ekran kullanan bireyler değil algoritmaların şekillendirdiği bir dijital ekosistemin içinde büyüyor. Hukukun artık bu alanı daha fazla görmezden gelmesi zaten mümkün değildi.
Kalın selametle.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.