Celtic, Atletic Bilbao, Barcelona, Saint-Pauli ve Amedspor: Kimlikleşen kulüpler
Kimliklerin en önemli özelliği, cıva gibi akışkan olmaları; hayata sızma becerileri ve bu yöndeki eğilimleridir. Bu özellikler ne egemen iktidarlar ne de o kimliği sınırlamaya çalışan iç iktidarlar tarafından engellenebilir. Zira bu nitelikler yapay değil; doğaldır, kimliklerin doğasına içkindir. Özellikle siyasal alanda baskı altına alındıklarında, başka alanlarda görünür olma arayışları artar; çatlaklardan sızarak siyaseti aşarlar. Amed Spor şahsında yaşanan da tam olarak budur: Kürtlüğün spora sızması. Dünya spor tarihinde, özelde de futbol tarihinde bunun çeşitli örnekleri vardır ve Amed Spor bugün bu listeye eklenen son örneklerden biridir.
Dünya futbol tarihinde, içinden çıktıkları toplumların kimliği, ruhu ve direniş geleneğiyle özdeşleşen kulüpler bulunmaktadır. Kısaca bu örneklere bakarsak:
Celtic FC: İskoçya’da İrlandalı göçmenler tarafından 1887’de kurulan kulüp, Katolik ve İrlanda kimliğinin en önemli sembollerinden biri haline gelmiştir. Özellikle 1968–1998 yılları arasında “The Troubles” olarak adlandırılan ve binlerce kişinin öldüğü etnik-siyasal çatışma döneminde, kulüp İrlanda meselesiyle özdeşleşmiş; tribünler bir tür siyasal ifade arenasına dönüşmüştür. Benzer bir şekilde, NBA’de yer alan Boston Celtics de adını ve sembollerini İrlanda kültüründen alarak bu kimliğe referans vermektedir. Nitekim kulübün kurucusu Walter Brown, Boston’daki yoğun İrlanda kökenli nüfusa atıfla bu ismi tercih etmiş; takımın yeşil forma rengi ve “Şanslı Cüce Cin” (Lucky Leprechaun) maskotu da İrlanda folkloruna doğrudan göndermeler içermiştir. Bu yönüyle Boston Celtics, sportif başarılarının ötesinde, İrlanda kültürel kimliğine sıkı biçimde yaslanan bir gelenek üretmiştir.
FC Barcelona: Katalan kimliği ile özdeşleşen ve büyük başarılara imza atan bir kulüptür. “Més que un club” (Bir kulüpten daha fazlası) sloganı, bu kimliğin yalnızca sportif değil, aynı zamanda siyasal ve kültürel bir anlam taşıdığını açıkça ortaya koyar. Ağır Franco dönemi faşizmi içerisinde, Katalan kimliğinin belki de tek meşru ifade alanına dönüşmüştür. Kulüp, Katalanca’nın yasaklı olduğu bir dönemde dahi bu dili tribünlerde yaşatarak önemli bir işe imza atmıştır. Bu kimliksel duruş, kulübün elde ettiği ulusal ve uluslararası sportif başarılarla da pekişmiştir.
Athletic Bilbao: 1911 yılından itibaren “Cantera” politikası doğrultusunda kadrosunda yalnızca Bask kökenli futbolculara yer verme geleneği, kulüp tarihine damga vurmuştur. Kulüp, bu politikasıyla kimlik direnişinin bir başka yolunu ortaya koymuştur. Athletic Bilbao, Franco faşizmine karşı futbolda ortaya koyduğu tutumla Bask kültürel direnişinin bir bayrağı olmuştur.
Palestino CF: Şili’de Filistinli göçmenler tarafından 1920’de kurulan kulüp, Filistin diasporasının güçlü sembollerinden biri haline gelmiştir. Filistin bayrağının renklerini taşıyan kulübün stadyumu olan La Cisterna Stadı, Filistin kültürü açısından bir merkez işlevi görmektedir. Formalarındaki “1” rakamı da 1948 öncesi Filistin haritasını andırmaktadır.
Club Nacional de Football: Uruguay bağımsızlık hareketinin sembolü olarak kurulan ve bu yönüyle sembolleşmiş bir kulüptür. Uruguay ligine sportif başarısıyla da damgasını vurmaktadır. Formaları Uruguay için kahramanlık renkleri olan mavi, kırmızı ve beyaz olarak seçilmiştir.
Saint Pauli: Bu kulüp ise daha özgün bir özelliğe sahiptir. Aşağıdan yukarıya doğru örgütlenen bir direniş kültürü ve yapısına sahiptir. Almanya’nın Hamburg şehrinde 1919’da liman işçileri ve yerel halkın desteğiyle kurulmuştur. 1980’lerden itibaren antifaşist, feminist ve LGBTQ+ haklarını savunan bir kimlik karakteri ortaya koymuştur. Dünyadaki en güçlü antifaşist, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı karşıtı taraftar kültürüne sahiptir. Tribün kültürü ise endüstriyel futbola karşı bir direniş odağı olarak tüm dünyada kabul görmektedir.
Bu örnekler, dünya futbol tarihinde kimliğin futbola sızma biçimlerini ve kimlikleşme süreçlerini gösteren örneklerdir. Fakat aynı zamanda sportif başarı örnekleridir. Şayet sportif başarıları olmasaydı, bugün bu kulüplerden söz etmiyor olacaktık. Bu örnekleri vermemin sebebi, bugün itibarıyla Amed Spor’un bu nevi şahsına münhasır listeye girmeyi başarmış olmasıdır. Lakin artık daha önemli olan, bu listede kalıp kalamayacağıdır.
Amed Spor’un bu listede kalması için önümüzdeki iki sezon çok önemlidir. Öncelikle Amed Spor yönetici aklının, kimlikleşen bu spor kulüplerini güçlü şekilde incelemesi gerekmektedir. İkinci konu ise, Kürt kimlik meselesinin merkezdeki yerinin farkında olarak — ve bu konumun gelecek sezonda daha da güçleneceğini dikkate alarak — kimlik ile futbol arasındaki ilişkiyi nasıl kuracağını belirleyip yoluna devam etmesi gerekliliğidir. Yine aynı şekilde, bu varoluşunu sürdürmek için sadece kimlik konusunun yetmeyeceğini; sportif başarının da şart olduğunu bilmemiz gerekir. Şayet sportif başarı olmazsa, tatmin edilmiş bir sıradanlığa düşecektir. Normal yurttaş ilişkilerinde ve hiyerarşik ilişkilerde sıradanlık ve vasatlık kabul görebilir; fakat mutlak başarı gerektiren alanlarda ve yatay ilişkilerde vasatlık, kısa sürede sizi zamanın dışına iter. Bu yüzden Amed Spor, esas sınavıyla şimdi karşı karşıyadır.
Çünkü Amed Spor sadece Süper Lig’e çıkmadı; aynı zamanda dünya futbol tarihinde kimlik merkezli direniş geleneği oluşturan kulüplerin listesine girdi. Ve tekrar etmekte fayda var: Amed Spor, Kürt kimlikleşme mücadelesinin merkezine yerleşti.
Unutmayalım ki Amed Spor ikonu, Kürt siyasetinin yapamadığını yaptı: Amed Spor, yeryüzünde Kürtlerin olduğu her coğrafyayı birbirine bağladı. Van’dan Hewler’e, Batman’dan Londra’ya, Şengal’den Brüksel’e, İstanbul’dan Madrid’e uzanan bir hat üzerinde küresel bir Kürt kimliğine dönüştü. Bu yüzden attığı her gol, Kürtlüğün yeşil sahadaki adı oldu. Amed Spor tribünleri bu bakımdan sadece bir futbol tribünü değil; bir hafıza, bir tanıklık, bir “buradayız” deme biçimidir. Ve Amed Spor’un başarısı, uzun süredir hiçbir alanda tatmin edici bir başarı duygusunun yaşanamamasının yarattığı boşluğu dolduran bir anlam da taşımaktadır. Bu yüzden milyonların gösterdiği coşku, yalnızca sportif bir kazanımın değil; “nihayet bir yerde tam kazandık” duygusunun da ifadesidir. Dolayısıyla Amed Spor yönetim aklının — şayet varsa böyle stratejik bir akıl — önünde her şeyi belirleyecek olan bir soru duruyor: Amed Spor futbola hangi pencereden bakacak? Amed’den mi? Türkiye Süper Ligi’nden mi? Yoksa bugün itibarıyla girmiş olduğu, bu yazıda örneklerini verdiğim listeden mi bakacak? Buna verilecek cevap, Amed Spor’un yürüyüşünü de belirleyecek olan cevaptır. Birinci pencere, onun kazanmış olduğu küresel Kürt kimlikleşmesini yerel ve dar bir kapasiteye sıkıştırarak kendi etrafında dönüp durmasına sebep olacaktır. İkinci pencere, onu Türkiye’deki pespaye futbol lümpenizminin ırkçı sahasında bir futbol topuna çevirecektir. Üçüncü pencere ise Amed Spor’un çıkışındaki özü koruyarak onu kalıcı, kimlikleşen alternatif bir futbol tarihi haline getirerek özel bir yere oturtacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.