Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tüm imkânlarıyla sahadaydı
“Araçları satanlar bugün yol soruyor; bu eleştiri değil, ikiyüzlülüktür.”
Diyarbakır bir kar kenti değildir. Bu, bir savunma cümlesi değil, inkâr edilemez bir coğrafi ve tarihsel gerçektir. Son 50 yılın en yoğun kar yağışıyla karşı karşıya kalan bu kent, olağan bir kış günü değil; açıkça olağanüstü bir doğa felaketi yaşamıştır. Böyle zamanlarda sonuçlara bakarken, sadece bugünü değil, bu günün hangi koşullarda yaşandığını da konuşmak gerekir.
Belediye, karın ilk düştüğü andan itibaren sahadaydı. Elindeki tüm imkânları seferber etti. Personel üç vardiya halinde, gece gündüz demeden çalıştı. Eş başkanlar makam odalarında değil; sokakta, mahallede, karın ve buzun içindeydi. Yetmedi, bütün bu çabaya rağmen eksikler için özeleştiri verildi, halktan özür dilendi. Bu topraklarda nadir görülen bir siyasal sorumluluk örneğidir bu.
Ama bazıları için yine yetmedi.
Çünkü mesele ne kar, ne yol, ne de hizmettir.
Mesele art niyettir.
Bugün belediyeyi “yetersizlikle” suçlayanların bilerek görmezden geldiği çok kritik bir gerçek var: Bu belediye, kayyum döneminde elinden alınmış bir belediyedir. O dönemde sadece irade gasp edilmedi; bu kentin hizmet kapasitesi de sistematik biçimde budandı.
Kayyum döneminde belediyenin greyderleri, kepçeleri, kamyonları satıldı.
Üstelik satılan bu araçların yerine yenileri alınmadı.
Kar, bugün o satılan araçlarla değil; geride kalan sınırlı imkânlarla temizlenmeye çalışıldı.
Şimdi sorulması gereken soru nettir:
Bu kenti araçsız bırakanlar nerededir?
Bu kentin makine parkını boşaltanlar neden konuşmuyor?
Daha düne kadar belediyenin elindeki iş makinelerini satanlar, bugün utanmadan “neden yetişemediniz” diye soruyor. Bu, eleştiri değildir; bu, açık bir ikiyüzlülüktür.
Sanki Diyarbakır’ın araç filosu tamdı da belediye keyfinden çalışmadı.
Sanki yıllarca hiçbir şey eksiltilmemiş gibi konuşuluyor.
Sanki bu kent, bilerek zayıflatılmamış gibi davranılıyor.
Gerçek ise sokaktadır. Gerçek, sınırlı sayıda araçla onlarca mahalleye yetişmeye çalışan emekçilerin alın terindedir. Gerçek, sabaha kadar direksiyon sallayan şoförlerin uykusuz gözlerindedir. Gerçek, karın içinde açılmaya çalışılan dar sokaklardadır.
Ve şimdi soralım:
Bu kadar konuşanlar, bu kadar eleştirenler neredeydi?
Bir kürek alıp sokağa çıktılar mı?
Bir yaşlının, bir hastanın yolunu açtılar mı?
Bir mahallede gönüllü olup dayanışmaya katıldılar mı?
Hayır.
Ama eleştirdiler. Çünkü eleştirmek kolaydır.
Çünkü geçmişte bu kenti araçsız bırakanlar için susmak, bugün karalamak daha hesaplıdır.
Çünkü bu halkın yükünü paylaşmak değil, bu halkın üzerinden siyaset yapmak tercih edilir.
İyi niyet, her durumda bu halkın yanında olmaktır. İyi niyet, geçmişte yapılan tahribatı gizleyip bugünü hedef almak değildir. İyi niyet, elinden geleni yapanı yok saymak değil; koşullarıyla birlikte değerlendirmektir.
Eleştiri elbette yapılır. Ama eleştiri; geçmişin sorumluluğundan kaçıp bugünü tek başına suçlamak değildir. Eleştiri; sahayı bilenin, emeğin farkında olanın, vicdanla konuşanın sözüdür. Bunun dışındaki her tutum, eleştiri değil; açık bir fırsatçılıktır.
Bu kent çok şey gördü. İradesinin gasp edildiği günleri de gördü, araçlarının satıldığı günleri de. Bugün kar altında kalan sadece yollar değildir. Aynı zamanda gerçeklerin üzerini örtmeye çalışanların maskeleri de kar altında kalmıştır.
Kar erir.
Ama gerçek kalır.
Ve kar eridiğinde, kimlerin bu kenti gerçekten sahiplendiği, kimlerin ise geçmişte bu kenti zayıflatıp bugün konuştuğu çok daha net görülecektir.
Bu halk, kürek tutmayanların gürültüsünü değil;
Emeğiyle, sınırlı imkânlarla, samimiyetle çalışanları hatırlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.