Bilal YAVUZ

Bilal YAVUZ

Diyarbakır şiirleri

Diyarbakır şiirleri

Diyarbekir aşktır, bazen âşıktır, bazen şiirdir, bazen şair...

Diyarbekir yârdır, bazen yâran, bazen yara, bazen yaran...

Diyarbekir hem zârdır hem âhuzâr... Herdem hemdem...

Aheste aheste... Şîkeste şîkeste... Vabeste vabeste...

Diyarbekir başkasına gündüzdür kendisine hep gece...

Yanar durur. Kandildir çünkü... Kendine yangın, başkasına aydınlık...

Kendine ateş, kendine hârunâr, başkasına yıldızlık... Yârunûr...

Bazen bir güneştir bazen bir kamer bazense hilâl...

Hakikatin güzel bahçelerinden...
Gözbebeği şehirlerden bir görkemli şehir...

Kadim nehirlerden bir gülendam nehir...
Köklü çınarlardan bir çınar Diyar...

Ona ancak zalimler düşman olur.
Ve ancak hakikiler dost olur.

Allah âşıklarının, evliya yüreklerin, mümin gönüllerin bir beşiğidir, kundağıdır, yuvasıdır.

Yüce Allah Teâlâ nasib eylesin bir İslam vatanı olarak kalmayı... Mesih ve İsa döneminde dahi...

Amin, amin, amin... Ecmain...

İslam coğrafyası hep güzidedir.
Bahçeleri rengarenk, deste deste, beste bestedir.

En iyisi yine Diyarbekir burculu bir şiir ile kapatmak...

DEYÂRBEKİR!

Üşüşmüş akbabalar
Kabımız kacağımıza
Yıpranmış ocağımıza düşüşmüş
Sırtından çökertilmiş
Yorgun memleketim
Ama hep göğsünden
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik
Gömülmüş, gömdürülmüş!
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı iş
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin
Maviye alışmışken böylesi
Güvercin bakışlı
Şahcivan nakışlı
Yazması keder
Yazgısı kader oyalı
Ve hep şükür içinde asil
Zarif, ağırbaş çehresiyle
Kuğumsu ve ceylansı
Özgür çocukları tutamaz prangalar
Ne yârlardan geçip
Ne hallere gelmişiz
Ah ulan...

Kelepçeler, göz bağları
Parmaklıklar işlevsiz
Gönülden seven yiğitlere
Asıl kendi kor özünü
Hapseder firavunlar
Taşları özenle giydirir de
Paslı körelmiş cevherine
Uçsuz bucaksız hüsrânîlerin
Ateşten ve hasretten
Gazabın kadehinden
O derin çukuruna atar bendini
Bir masallık şu dünya uğruna
İblislere satar kendini

Vakit mazlum halkların hıncı
Namuslu yüreklerin harcıdır
Şimdi taşsın Fırat muradımızla
Ölümün yeşilini çığırsın Dicle
Kan koyusu tütünlere sarılsın
Salınsın ağıtlar kağıtlara...
Şimdi zaman keskin bir çağrıdır
Nefes kesen yoğun burcusuyla
Aksın sokaklardan vicdan azabı
Taşsın caddelerden derin hazan
Ve mutsuzluk kursaklara
Vurdukça vursun cümle yumruk
Acıyı çekmedikçe uyanmayacak
Uykuyu boğazlasın figanlar
Poşetlerden taşan yavrular aşkına
Sarsın soğuk ceset kokusu
Sardıkça sarsacak kadar
Sarsın dursun sarsarak
Özüne dönenler
Sözünde dursun

Can havlidir, pusuya yatmış pusatlar
Ahde boyanmış pulat
Vadesi dolmuş kül yalnızlığın
Bir devrana geldik ki
Yazı, baharı hep çığ
Çiği çok çiğdemi az
Öyle kurak öyle çorak ki toprak
Şimdi ne ekmeli yeşermek için
Yine de umut
Yine de ümit
Deryâda zeryâ, zeryâda deryâ...
Ayrılmaz et tırnaktan ozan
Vur teline aşkın ölürcesine
Vur Allah aşkına...

Üşüşmüş akbabalar
Otağımız ocağımıza
Sırtından çökertilmiş
Gariban memleketim
Ama hep göğsünden
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik
Hep başı dik gömülmüş
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin
Maviye alışmışken böylesi
Ah ulan, ah ulan...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bilal YAVUZ Arşivi