Enver Yılmaz

Enver Yılmaz

Karın sessizliği ve sözün ağırlığı

Karın sessizliği ve sözün ağırlığı

Diyarbakır’da günlerdir kar var.

Bu cümleyi kurarken bile insan bir an duraksıyor. Çünkü Diyarbakır karı sever mi, yoksa sadece ona katlanır mı, emin değilim. Güneşe, sıcağa ve siyah bazalt taşın o mağrur duruşuna alışkın bu şehir, sabah uyandığında üstüne örtülen bu beyaz örtü karşısında şaşkına döndü. Ne romantik bir hayranlık ne de çocukça bir sevinç… Yüzlerde daha çok, “Şimdi ne olacak?” sorusunun tedirginliği vardı.

Derken, o beyaz sessizliğin ardından gürültü koptu. Kurumlar çalıştı mı, geç mi kaldı? Tuzlama yapıldı mı, yollar neden kapalı? Kılıçlar çekildi, cepheler kuruldu. Sosyal medyanın o uğultulu koridorlarında, WhatsApp gruplarında herkes konuşuyordu. Herkes haklıydı. Herkes öfkeliydi. Kar, sadece şehrin sokaklarına değil; sinir uçlarına da yağmıştı sanki.

Tam o savunma ve saldırı hatlarının ortasında kaldım. Söylesem olmaz. Sussam olmaz.

Konuşsam, beni gerçekten anlayacaklar mıydı? Yoksa burası, söylenenin değil de söyleyenin yargılandığı o eski alışkanlığına mı dönecekti? Susarsam, içimde büyüyen o yumru nereye gidecekti? İnsan bazen fikirlerini değil, ruhunu korumaya çalışıyor.

“En iyisi,” dedim kendi kendime, “karın keyfini çıkar. Sadece yürü.”

Bunu bir kaçış cümlesi olarak kurduğumu biliyordum ama kendime itiraz etmedim. Sadece kar yağına giydiğim montumun yakasını kaldırıp ağır adımlarla sokağa çıktım. Ayaklarımın altında ezilen karın o ince gıcırtısı, nedense hoşuma gitmedi. Sanki bastığım yerdeki sorunu yüzüme vuran bir ses gibiydi. Durdum. Gökyüzüne baktım; hava sisli, gök griydi. Sanki şehir de benim gibi ne düşüneceğini, kime kızacağını bilemiyordu.

Tekrar yürümeye başladım.

İnsanlar azdı. Kar, Diyarbakır’ın o her zamanki gürültüsünü, korna seslerini, satıcı bağırışlarını yutmuştu. Normalde birbirine çarparak yaşayan hayatlar, bugün araya mesafe koymuştu. Sadece çocuklar... Onlar yine işin sırrını çözmüş gibiydi. Kimin suçlu olduğunu, hangi yolun kapandığını umursamıyorlardı. Kar yağıyorsa, o karla oynanırdı. Hayat bu kadar basitti.

Bir çocuğun attığı kartopu, bir anlığına omuzlarımdaki bütün o yükü alıp götürecekmiş gibi hissettim. Ama olmadı. Çünkü ben artık o çocuk değildim. Ben, yolunu bulmaya çalışan, her şeye anlam yükleyen o "huzursuz adamdım". Ne tamamen halkın öfkesinde eriyebilen ne de yukarıdan bakıp akıl verecek kadar mesafeli durabilen biri… Arafta kalmış ama arafı da iyi bilen biri.

Diyarbakır’da kar yağınca herkes bir şey söyler. Ben ise yürümeyi seçtim.

Belki de bu şehirde bazen en güçlü, en politik tavır; susup yürümektir. Ama bu suskunluk, bir teslimiyet değildir. Bu, kelimelerin demlenmesini, doğru zamanın gelmesini beklemektir.

Biliyorum; kar erir. O beyaz örtü kalkar, altından yine o bildiğimiz taşlar, bildiğimiz yollar, bildiğimiz dertler çıkar. Tartışmalar diner. Şehir yine kendi gürültüsüne, kendi ritmine kavuşur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Enver Yılmaz Arşivi