15 Temmuz: Tanklara değil, millet iradesine güvenenler kazandı
15 Temmuz 2016 akşamı dostum Ömer Evsen’le birlikte evde oturuyorduk. Televizyonda Boğaz Köprüsü’nün tanklarla tutulduğunu gördüğümüzde Ömer Bey hiç tereddüt etmeden, “Bu bir darbe girişimi.” dedi. Ben ise ilk anda yaşananlara inanmak istememiş, sosyal medyada “Böyle bir manyaklık olmaz.” diye paylaşım yapmıştım. Ancak kısa süre içinde gerçeğin tüm açıklığıyla ortaya çıkması üzerine vakit kaybetmeden evden çıktık. Diyarbakır'ın Ofis semtinde, Gevran Caddesi istikametine yürümeye başladık.
Gevran Caddesi üzerindeki Emniyet Müdürlüğü ek hizmet binasının önünde bir hareketlilik vardı. Bazılarının polislere “Eve gidin.” diye seslendiğini duyduk. Ardından Ömer Evsen’le birlikte AK Parti İl Başkanlığı binasının önüne geldik. Binanın önünde Alaattin Parlak ile daha önce hiç görmediğim bir vatandaş vardı. Sürekli tekbir getirerek küçük bir alanda dolaşıyordu. O gece gördüğüm o kişiyi bir daha hiç görmedim. İl binası henüz kapalıydı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın milleti meydanlara davet eden çağrısı henüz yapılmamıştı.
Biz ise telefonlarımızdan ulaşabildiğimiz herkese mesaj göndererek il binasının önüne gelmeleri çağrısında bulunuyorduk. O gece marketlere koşanlar da oldu, evinden çıkmamayı tercih edenler de... Sonraki yıllarda o geceye dair kahramanlık hikâyeleri anlatanlar da çıktı. Fakat tarihin yazdığı gerçek bambaşkaydı. Evinde ailesiyle helalleşip abdestini alarak kapısını bile kilitlemeden meydanlara koşan binlerce insan, o gecenin gerçek kahramanlarıydı.
O dönem Diyarbakır Yeşilay Şube Başkanlığı görevini yürütüyordum. Darbe karşıtı sloganlarla meydanlarda yer aldık, ‘Darbe Bağımlılığına Hayır ‘sloganını literatüre kazandıran bizler olduk. Millî iradeye sahip çıkmanın mücadelesini verdik. Ardından demokrasi nöbetleri başladı; il defa Diyarbakır’da alanda kurduğumuz çadırlar Türkiye’ye örnek oldu.Günlerce, süren birlik ve dayanışma ortamı oluştu.
Meydanlarda yükselen ortak ses şuydu: “Bu bir darbedir ve kabul edilemez. Seçilmiş iradeye karşı kimden gelirse gelsin, millet buna izin vermez.”
15 Temmuz, FETÖ’nün devlet kurumlarındaki örgütlenmesini kullanarak gerçekleştirmeye çalıştığı büyük bir ihanet girişimiydi. Buna rağmen Türkiye’de yaşayan ve FETÖ’nün dini istismar eden anlayışından zarar gören birçok İslami cemaat ve sivil yapı da hükümetin ve demokrasinin yanında yer aldı. Bu tavır yalnızca siyasi bir tercih değil; millet iradesine, demokratik düzene ve dinin istismar edilmesine karşı ortaya konulan ortak bir vicdan duruşuydu.
Aradan on yıl geçti. Bugün 15 Temmuz’u anarken o geceyi yalnızca resmî törenlerle hatırlamak yeterli değildir. Asıl unutulmaması gereken; tankların karşısına bedenini koyan, demokrasiyi ve seçilmiş iradeyi korumak için meydanlara çıkan sıradan insanların cesaretidir. O destan; makamların, unvanların ya da sonradan yazılan kahramanlık hikâyelerinin değil, milletin ortak iradesinin eseridir. 15 Temmuz’un ruhu, halkın yazdığı bu destanın istismardan uzak, sahici yönüyle yaşatılmasını gerektirir.
O gün tanklara, savaş uçaklarına ve darbecilere karşı meydanlara çıkan milyonlarca insan, aslında kendi iradesine, demokrasisine ve sandıkta tecelli eden milli iradeye sahip çıktı. Verilen mücadele herhangi bir siyasi partinin değil; milletin seçme hakkını, demokratik düzeni ve anayasal düzeni koruma mücadelesiydi.
Bu nedenle 15 Temmuz’un en güçlü mesajı, hangi görüşten olursa olsun millet iradesinin üzerinde hiçbir gücün olamayacağı gerçeğidir.
Darbeler, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, demokrasiye, hukuka ve milletin sandıkta ortaya koyduğu iradeye yönelmiş ağır bir saldırıdır. Bir hükümet ancak sandıkta değişir; silahın, tankın, vesayetin ve cuntanın siyasette yeri olamaz. Bu ilke sadece 15 Temmuz için değil, geçmişte yaşanan bütün darbeler ve gelecekte yaşanması muhtemel tüm darbe girişimleri için de değişmez bir demokratik prensiptir.
Bugün hâlâ o geceki birlik ruhuna ihtiyaç duyuyoruz. FETÖ benzeri yapıların dini duyguları istismar ederek devlet kurumlarına sızmasına ve toplumda ayrışma oluşturmasına karşı uyanık olmak kadar, hukuku, adaleti, demokrasiyi ve milli iradeyi korumak da hepimizin ortak sorumluluğudur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.