Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

SEGE-2025 ışığında Diyarbakır: Bölgesel eşitsizliğin güncel haritası

SEGE-2025 ışığında Diyarbakır: Bölgesel eşitsizliğin güncel haritası

“Bir şehir, unutuldukça değil, yok sayıldıkça geride kalır.”

Türkiye’de illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyleri yalnızca ekonomik göstergelerle değil; tarihsel, siyasal ve toplumsal dinamiklerin iç içe geçtiği çok katmanlı süreçlerle şekillenir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yayımladığı SEGE-2025 sonuçlarına göre Diyarbakır, 81 il arasında 66. sırada yer almaktadır. Bu konum, basit bir sıralamanın ötesinde, Türkiye’nin bölgesel gelişmişlik farklarının güncel bir yansımasıdır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren uygulanan kalkınma politikaları, büyük ölçüde Batı merkezli bir sanayileşme ve modernleşme hattı izlemiştir. Marmara ve Ege bölgeleri üretim, finans ve eğitim yatırımlarında öncelik kazanırken; Güneydoğu Anadolu’daki kentler uzun yıllar yapısal dezavantajlarla karşı karşıya kalmıştır.

Diyarbakır, tarih boyunca Mezopotamya’nın önemli kültürel ve ticari merkezlerinden biri olmasına rağmen, modern ekonomik sistem içinde yeterince üretim temelli bir kalkınma modeline entegre edilememiştir. Bu durum, bölgesel eşitsizliklerin kalıcılaşmasına zemin hazırlamıştır.

SEGE göstergeleri; kişi başına düşen gelir, sanayi üretimi, istihdam oranı, kadınların işgücüne katılımı ve eğitim düzeyi gibi çok boyutlu verileri içermektedir. Diyarbakır’ın alt sıralarda yer almasının temel nedenlerinden biri, katma değeri yüksek üretim sektörlerinin sınırlı oluşudur.

Kent ekonomisi büyük ölçüde tarım, inşaat ve düşük ölçekli hizmet sektörüne dayanmaktadır. Organize sanayi bölgelerinin kapasitesi artmakla birlikte, ileri teknoloji ve yüksek verimlilik gerektiren sektörlerde yeterli çeşitlenme sağlanamamıştır. Bu durum:

Genç işsizliğinin yüksek seyretmesine,

Nitelikli işgücünün batı illerine göç etmesine,

Kayıt dışı ve güvencesiz istihdamın yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Genç nüfus oranının yüksek olması, potansiyel bir “demografik fırsat penceresi” yaratırken; yeterli yatırım ve planlama olmadan bu potansiyel, toplumsal umutsuzluk ve göç dalgalarına dönüşebilmektedir.

Kadın istihdam oranı Diyarbakır’da Türkiye ortalamasının altındadır. Bu tablo, yalnızca ekonomik yapının sınırlılıklarıyla değil; toplumsal cinsiyet rolleri, bakım emeğinin kamusal olarak desteklenmemesi ve kayıt dışı çalışma biçimleriyle de ilişkilidir.

Kadınların ekonomik hayata katılımının artması, yalnızca hane gelirini değil; eğitim düzeyini, çocukların gelecek fırsatlarını ve toplumsal refahı da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle kalkınma politikalarının toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele alınması önem taşımaktadır.

Diyarbakır’ın sosyo-ekonomik konumunu belirleyen temel alanlardan biri de eğitimdir. Ortaöğretim düzeyinde okul terk oranları ve akademik başarı göstergeleri, Türkiye ortalamasının gerisindedir.

Eğitim altyapısının güçlendirilmesi, öğretmen niteliğinin artırılması ve erken çocukluk eğitimine erişimin yaygınlaştırılması uzun vadeli dönüşüm için kritik önemdedir. Ayrıca öğrencilerin kültürel ve dilsel kimliklerini dışlamayan pedagojik yaklaşımlar, akademik başarıyı ve aidiyet duygusunu güçlendirebilir. Eğitim politikaları yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır.

Türk sosyolojisinin önemli isimlerinden Şerif Mardin’in ortaya koyduğu “merkez-çevre” yaklaşımı, Diyarbakır’ın konumunu anlamak için hâlâ açıklayıcıdır. Karar alma süreçlerine sınırlı katılım, yatırım önceliklerinde geri planda kalma ve politik temsil sorunları, çevre bölgelerde yapısal eşitsizliklerin sürmesine neden olabilmektedir.

1980’lerden itibaren yaşanan çatışmalı süreçler de ekonomik yapıyı olumsuz etkilemiş; özel sektör yatırımlarını sınırlamış ve kamu kaynaklarının farklı önceliklere yönelmesine yol açmıştır. Bu durum, üretim temelli kalkınma modellerinin gecikmesine neden olmuştur.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik yalnızca maddi göstergelerle ölçülmez; aynı zamanda toplumsal psikolojiyle de ilgilidir. Yüksek işsizlik ve sınırlı fırsatlar, genç kuşaklarda umutsuzluk ve aidiyet zayıflaması yaratabilmektedir.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün “sembolik şiddet” kavramı, bu durumu açıklamak için işlevseldir: Yapısal eşitsizlikler zamanla bireyler tarafından doğal ve değişmez bir kader gibi içselleştirilebilir. Bu da toplumsal dönüşüm enerjisinin zayıflamasına yol açar.

Diyarbakır’ın SEGE-2025 sıralamasındaki 66. konumu, salt ekonomik bir veri değildir; Türkiye’nin bölgesel kalkınma tarihinin güncel bir özetidir. Bu tabloyu değiştirmek için:

Katma değeri yüksek sektörlere yatırım,

Genç ve kadın istihdamını teşvik eden politikalar,

Eğitimde fırsat eşitliği,

Yerel aktörlerin karar süreçlerine katılımı,

Kültürel çoğulculuğu gözeten kapsayıcı yaklaşımlar bir arada düşünülmelidir.

Kalkınma yalnızca altyapı yatırımı değil; aynı zamanda güven, katılım ve eşit yurttaşlık duygusunun güçlendirilmesidir. Diyarbakır’ın potansiyeli, tarihsel birikimi ve genç nüfusu göz önüne alındığında; doğru politikalarla mevcut sıralamanın ötesine geçmek mümkündür. Ancak gerçek dönüşüm, sayısal konumun değişmesinden çok, yapısal eşitsizliklerin azaltılmasıyla sağlanacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi