Kaldırım işgali ve seyyar satıcılar, yönetimler
Kendine ait olmayan mülkün, arazinin, tarlanın, bahçenin, işletmenin, kamusal (kaldırım, tarihi alan, kültürel alan) alanın vs cebir ve tehdit kullanarak alınmasına, kullanılmasına çökme de deniyor...
İşyerlerinin ya da kişilerin park, kaldırım, tarihi ve kültürel alan gibi kamusal alanları sözleşmesiz biçimde kendi hesabına kullanması, kendi hakkı görmesi de elbette çökmedir, işgaldir.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi zabıta ekibi 13.02.2026 tarihinde Dağkapı’da kaldırımda meyve satanlara engel olmak için ürün ve tezgahları belediye araçlarına yüklerken arbede yaşandı ve zabıta biber gazı kullandı. Satıcılar da karara ve müdahaleye tepki olarak kasa kasa meyveyi caddeye döktü, ardından belediye binasına yöneldi. Belediye eşbaşkanları grupla toplantı yaptı ve ardından Dağkapı’da basın karşısında karşılıklı açıklamalarla, özürlerle sorunu uzlaşı ile gidereceklerini ifade ettiler. Böylece, belediye kurumsallığı, birimlerinin varlığı, yasal dayanakları, görev tanımları, yetkileri ve özerkliği, birimlerin bundan sonra alacağı kararlar, yürürlükteki yasaların uygulanması garip bir hale geldi.
Belediye eşbaşkanları öncelikle belediyeye yürüyerek görüşme talep eden bu grubu nazikçe kabul etmeyerek alınan kararı ve uygulamayı kendilerinin desteklediklerini de belirterek, arbedeyi onaylamadıklarını, üzüldüklerini, soruşturma başlatacaklarını ancak zabıtaların da işini, görevini yerine getirmeye çalıştığını, sorumluluğun zabıta amirlerinde olduğunu ve satıcıların kendileri ile değil o birim ile görüşmelerini söylemeleri gerekiyordu. Bunu yapmamaları, temizlik işleri dahil belediye kararlarının muhatabının ilgili birimler değil sadece eşbaşkanlar olduğu bilgisini ve deneyimini edindirir, öğretir, bu da birimlerin her kararının ilgilisi tarafından sorgulanmasını ve dikkate alınmamasını getirebilir. Satıcılarla Dağkapı’da basın açıklaması yapmak gerekiyorsa, bu zorunluluksa, bunun da belediye eşbaşkanı tarafından değil, zabıta yetkililerince yapılması daha uygun olabilirdi.
Kısacası, endişeli bir üzüntü ile belirtiyorum; belediye eşbaşkanı, eşbaşkanları açıkça ve net biçimde kendini, kişisel konumunu merkezileştirdi.
Kaldırımların ticari faaliyet için kullanılması görmezden gelinirse, engel olunmazsa, zaman geçtikçe satıcı orayı duygusal olarak da benimser, sahiplenir. Yürürlükte olan yasalar ve izin gerekliliği bile kentte uygulanmazsa bir süre sonra birçok açıdan içinden çıkılamaz hale gelir, gelmiş. Diyarbakır ve bölgenin hemen her il ve ilçesinde yaşanan da budur.
Budur, çünkü işgal edenler bile izinsiz, sözleşmesiz ticaret yaptıklarını, yatırımlarının riskli, güvencesiz ve yarınsız olduğunu, doğru olmadığını yani işgal ettiklerini kabul ediyor. Bilerek yasadışı ve yasaları önemsemeyerek yatırım yapan er geç yasalarla karşılaşmalıdır.
Herhangi bir vatandaş herhangi birinin kazanç elde etmesine karşı olamaz ancak kaldırım ve tarihi alanda yasal olmayan ticarete göz yumulamaz. Elbette arbede olması ve biber gazı kullanılmasını da kimse istemez, onaylamaz, ben de onaylamıyorum. Ancak kuralsızlığı da onaylamıyorum. Satıcılar da yaptıkları açıklamalarda kaldırımda satışı savunamıyor ve bu karşılıklı hassasiyeti ve özeni korumayı gerektiren önemli bir ifadedir, uygun alan tahsis edilmesini rica ediyorlar. Demokratik yöntemlerle, şeffaf, psikolojik ya da fiziki şiddet içermeden ele alınan her sorun, sorundan etkilenen her tarafın uzlaşısı ile çözüm sağlanabilir.
Zabıtalarımızın herhangi iç ya da dış etkiye, suistamale göz yummadan, mevzuata göre hareket edişlerini tebrik ve teşvik etmek gerekiyor. Olumsuz sosyal alışkanlıklarımızı ve körlüklerimizi terk etmemizde bu da bir fayda sağlayabilir.
Belediyenin kaldırım ve tarihi alan işgallerini sonlandırma kararı yerindedir ancak kararın arkasında durarak sürdürmesi de önemlidir.
Sorunlarımız sistemseldir, yapısaldır, tarihseldir, çoğunlukla popülizm kaynaklıdır.
Çocuklarımıza düşünsel ve tutum olarak sorunu görme, tanımlama ve çözme konusunda ne öğretiyoruz, neyi transfer ediyoruz? Kent hakkını öğretmediğimiz ve onlarla birlikte geliştirmediğimiz açık.
Diyarbakır’da ve bölgede mala ve kamusal alana çökmenin her türüne rastlanabiliyor.
Kırklardağı konakları, Fiskayası altına yapılan yapı, Dicle vadisinde balık üretme amaçlı oluşturulan devasa gölet, konukevi önündeki geniş alana yayılmış kürsü örnekleri ise nüfuzlu olanın yani gücü elinde bulunduranın yani yerelde ya da merkeze yaslanarak muktedir olduğunu kanıtlayanın, buna boyun eğdirenin her istediğini yapabildiğinin ilk birkaç somut kanıtıdır. Bunu kabullenen, kanıksayan toplum da göz göre göre yapılan her bir ihlale tepkisiz kalma çaresizliğini yaşıyor.
Kent konseyinin bu tür kangrenleşmiş sorunların tartışılmasında bile uygun ortam ve yöntem oluşturamadığını son toplantı ile deneyimledik.
Diyarbakır’da işletmelerin ve kişilerin kaldırım işgali dillere destandır. Kimi esnaf iş yerinin iç hacminden daha az ya da daha fazla dış hacmi kaldırımda kullanıyor.
‘Dünyanın hangi şehrinde kamusal alan ihlallerine izin veriliyor?’ sorusu değil de, ‘toplumuzda çökerek elde etme bir yöntem, bir norm olarak benimsenmiş mi, benimsetilmiş mi?’ sorusu daha yerindedir. Benimsenmesi ve üzerine gidilmemesi sosyal çöküştür, çöküntüdür!
Biz kent olarak sözleşme yaparak kaldırımları, tarihi alanları kiraya vermedik ya da satmadık, kazançtan kent hesabına pay, yüzde almadık. Bu nedenle kaldırımlardan ve kültürel alanlardan ticari olarak faydalananlar herhangi bir dayanağa sahip değil, tazminatı hak etmiyor, kent olarak borçlu da değiliz.
Kent olarak işletmelerin ya da kişilerin usulsüz ticaretine yazılı izin vermediğimiz gibi kaldırılırken ya da kaldırıldıktan sonraki ‘zararları’ için de kimseye bir taahhütte bulunmadık, tazmin etme zorunluluğumuz da yok.
Öyle bir hakkımız ve zorunluluğumuz olmasa bile, kentliler kaldırım ve tarihi alanlarda izinsiz ve dokuya aykırı ticari işletmecilere kent (ve bölge) tarihinde kente, kamusal alana karşı ortak ayıbımızı, yanlışımızı belgelemek için bir kereye mahsus olmak üzere farklı bir alan gösterilebilir, tahsis edilebilir.
Bu çalışma sadece Diyarbakır’da değil, bölgemizdeki her bir il ve ilçede eşzamanlı yapılabilir. Satıcılar da, esnaf da, vatandaş da, kent dışından gelen ziyaretçilerimiz de mağdur edilmemelidir, her kesimin hakları, onuru, konforu korunmalıdır.
Tekrar küresel odaklı sorayım; Çocuklarımıza düşünsel ve tutum olarak sorunu görme, tanımlama ve çözme konusunda ne öğretiyoruz, neyi transfer ediyoruz?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.