Diyarbakır’da neden sakinleşmiyoruz?
Kentliler olarak gerginiz. Araç kullanırken, yayayken, sıra beklerken gerginiz. Gerginliğimiz kronik. Toplu taşıma araçlarının ve taksilerin şoförleri bizi gerer.
Hizmet aşkıyla yanan nice seçilmişi, atanmışı gördük ama gerginliğimize derman olmadılar.
Bölgemizin ve Diyarbakır’ın alt üst oluşları, onlarca yıllık zorunlu göç dalgaları, hızlı ve plansız kentleşme, ekonomik yoksunluk gibi dramatik faktörler bizi gerginliklerle yaşamak zorunda kalan pasif vatandaş haline getirdi.
Kuralsızlığın herkese eşit uygulanması yüzünden hepimiz ‘burada hayat böyle’ diye kabulleniyoruz. Ama asıl gerginlik kaynağı, kuralın var olduğunu ama uygulanmadığını bilmek, uygulanmamasına sürekli maruz kalmaktır.
Kuralları ihlal ederken, nezaketsizken ne birbirimize ne de kentimize misafir olanlara karşı bir çekingenlik duyuyoruz.
Halbuki kentli olmak, kentin kuralları altında eşitlenmektir, eşitlenmeyi istemek kentlileşmektir.
Diyarbakır’ın bugün ‘zorbalığın kanıksandığı’ bir kaosa teslim olması ruhsal yıpranma sebeplerimizden biridir. Kentin çocukları, kadınları, erkekleri ve yaşlıları tedirgin yayalar. Kimi kadın sürücüler temkinli sürüşleri nedeniyle zorbalığa maruz kalıyor. Zorbalığa sessizliğin kanıksanmış olması en büyük toplumsal yaramız.
Kendini bildi bileli kalıcı çözüm görmemiş bir vatandaş için ilgisizlik akılcı bir tepkidir. Enerji harcayıp hayal kırıklığı yaşamak yerine sistemi yok saymak, sistemsizliğe adapte olmak daha az acı veriyor. Ama bu pasiflik sistemi daha da pekiştiriyor; kısır döngü böyle işliyor. İçimizdeki medeni insanı sessizleştiren bu sistem bizi bazen ‘hayatta kalma moduna’ hapsediyor.
Eğer kentliler, trafiğinde ve kaldırımında en zayıf halkasını, yani çocuk ve yaşlı yayayı koruyamıyorsa, o kentte medeniyetten söz edilemez.
Kentte herhangi bir spesifik konuda iyileşme hepimize iyi gelir. Temiz çevre, tarihi eserleri koruyucu politika, hijyen, yere tükürmeme, yayalara tolerans artışı, ayrıcalıksızlık bunların başında gelir.
Trafik şubesi isterse birkaç gün sıkı denetimle trafikteki gerginliğimizi azaltabilir; bunun yerine ya görünmez kalıyor ya da yeterince görünür olmuyor. Ehliyet, ruhsat ve alkol kontrolü önceliği olsa da sürücü ve yaya ihlallerini önlemeye dönük ısrarlı bir faaliyet yaygın görünür değil.
Yerel yönetimler kaldırım işgallerini sona erdirirse bu tür gerginliğimiz azalabilir. Sorunlarımızı çözmek için kararlıca çaba harcandığını görmek aktif vatandaşlığımızı güçlendirir.
Polis bazen resmi araçta, bazen de hatalı sürücülere ceza yazmak için dönüşte beklemek yerine; düzeni sağlamak için caddenin ortasında durabilir.
Zabıtalar caddelerde bekleşmek yerine düzeni sağlamak için kaldırımlarda gezinebilir.
Seçilmiş ve atanmış yönetimler, esnafla, seyyar satıcılarla karşı karşıya gelmekten çekinmeden kaldırımı yayaya iade edebilir.
Tek Cadde, Tam Kural
Siyasi görüşten, cinsiyetten, yaştan, inançtan bağımsız, yalnızca ‘Kuralın Uygulandığı Bölge’ olarak tanımlanan bir Gazi Caddesi mümkün mü? Yere tükürmemenin, gereksiz ve abartılı kornanın ve yaya önceliğinin zorunlu ve denetimli olduğu, estetik ile hukukun hakim olduğu bir cadde…
Eğer bir yer kusursuz işlerse insanlar o düzeni bozmaya utanır hale gelir; toplum o düzenin koruyucusu haline gelir. Antep yere çöp atma sorununu büyük oranda böyle çözdü.
Hizmet asfalt dökmek değil, hizmet kaldırım inşa etmek değil; o kaldırımı, o asfaltı herkesin, özellikle en savunmasızın, güvenli biçimde geçebilmesini sağlamaktır.
Diyarbakır’ın ihtiyacı dışarıdan gelecek bir kurtarıcı değil, yerelde güçlüyle karşı karşıya gelmeyi göze alabilecek, koltuk kaygısı gütmeyen bir liyakattir. Ev dışı çeşit çeşit gerginlikten o kadar yorgunuz ki; kararlı ve eşitlikçi bir kamu iradesine en büyük desteği yine halkın kendisi verecektir.
Çünkü Diyarbakır, kendisine bu kadar tutkuyla bağlı olan insanları tüketmeyi değil, onları huzurla yaşatmayı hak ediyor.
Hizmet sadece taşın, kaldırımın, trafik direğinin ‘fiziksel inşası’ değil, bir ‘yaşam standardı’ inşasıdır. Toplum böylesi bir standardı yabana atmayacaktır.
Gazi Caddesi’nde valilik ve belediyelerin, esnaf ve seyyar satıcıları ikna için işbirliği; zabıta ve polisin 24 saat sürecek denetimleri ve tavizsizliği kaldırımları halka teslim eder.
Gazi Caddesi’nin ardından belki Ekinciler, sonra her sokak kendiliğinden gelir.
Sabah Gaziler Caddesi’nde esnafa ‘Bu kaldırım halkındır’ diyebilen ve ertesi gün de orada durmaya devam eden o liyakatli zabıta, polis ya da yönetici her şeyi değiştirebilir.
Bir cadde sakinleşirse, belki içimizdeki şehir de yeniden nefes almaya başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.