Diyarbakır’da riskli sivil girişimler üzerine
Benim de üyesi olduğum Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı (DİTAV) Diyarbakır şubesi yönetim kurulu üyeleri kentte girişimlerde bulundu. Bu girişimlerin hem yöntem hem de içerik açısından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
“EkoŞiir” Yarışması ve Jüri Meselesi
Bu girişimlerden biri şiir yarışması. DİTAV yönetim kurulu ve Doğu Pediatri Derneği bu yıl üçüncüsü düzenlenen ve teması “EkoŞiir” olan bir yarışma organize ediyor. Toplam ödül miktarı 36 bin lira.
Yarışma 8-15 ve 16-25 yaş aralığı olmak üzere iki kategori içeriyor. Ancak yaş aralıklarının genişliği pedagojik açıdan sorunludur. 18 yaşın altındaki her birey çocuk sayılır ve 8 ile 15 arasında 7 yıllık gelişim farkı, 16 ile 25 arasında 9 yıllık gelişim farkı bulunmaktadır. Oysa çocukluk ve gençlik dönemlerinde birkaç yıl bile bilişsel, duygusal ve estetik gelişim açısından ciddi farklılıklar yaratır. Yaş grupları 8-11, 12-14, 15-18 gibi daha dar aralıklara bölünebilirdi.
Ancak yarışmanın en kritik unsuru olan jüri yapısı tartışmalıdır. Kamuoyuna açıklanan jüri listesine göre jüri üyeleri arasında çocuk edebiyatı alanında uzman, çocuk şiiri yazan, çocuk edebiyatı eleştirmeni, pedagog, çocuk psikoloğu/psikiyatristi bulunmamaktadır.
Jüride; çocuğa görelik ilkesini bilen, dil, anlatım, imge ve şiir tekniğini değerlendirebilen, yaş grubuna uygunluk konusunda sağlıklı ölçütler kullanabilen, taklit ile özgünlüğü ayırt edebilen çocuk edebiyatı uzmanları (yazar ya da eleştirmen) bulunması yerinde olurdu.
Mısraların çocuğun gelişim düzeyine uygunluğunu değerlendirebilen, travmatik, kaygı artırıcı veya gelişimsel olarak sakıncalı içerikleri fark edebilen, çocukların duygu dünyasını doğru yansıtan mısraları ayırt edebilen, yarışma sürecini çocuk psikolojisine uygun yürütülebilen çocuk psikologu ya da psikiyatırı gibi alan uzmanlarının da jüride yer alması hem etik hem de nitelik açısından doğru olurdu.
Bugünün dünyasında çocukların ve gençlerin duygu dünyası; animeler, dijital oyunlar ve hızla değişen bir kültürel literatürle şekilleniyor. Bu dönüşüme hakim olunmadığında “zamane dili” doğru anlaşılamaz.
Ödül miktarı cazip olabilir ancak çocukların ve gençlerin şiirlerini değerlendirecek jürinin alandaki geçmişini ve hakimiyetini incelemeden öğrencileri yarışmaya katılmaya teşvik eden ebeveynler, okul yönetimleri ve öğretmenler varsa; bu tutumlarını gözden geçirmelidir. Özellikle çocuklar ödülün arka planını sorgulayacak konumda değildir. Hassas gelişim dönemlerinde güven duygusu belirleyicidir. “Jüride kimler var/vardı?” sorusu, bir ödülün değerini doğrudan etkiler. Eser sahibinin aldığı ödülle övünmesini, dosyası ödül alamayınca yerinememesini, neden ödül aldığını, başkasının neden ödül alamadığını tartışmasını tarafsızca yapabilmesi ve kabullenmesi için jüri önemli bir kriterdir. Bir çocuğun (ve gencin) ödül aldığında gurur duyabilmesi, alamadığında hayal kırıklığını sağlıklı biçimde yönetebilmesi ve süreci adil kabul edebilmesi için jüri yapısı temel bir kriterdir.
Kentimizin ve bölgemizin çocuk edebiyatı üzerine çalışan, hatta edebiyat üzerine çalışan, çocuk ve genç psikolojisi uzmanlarının da bu tür yarışmaları daha dikkatli izlemelerini, irdelemelerini ve fikir beyan etmelerini öneririm.
Bu nedenle jüri yapısı gözden geçirilmeden yarışmanın sürdürülmesini doğru bulmuyorum.
Dağkapı’daki Mervani Burcu’na Louis-Albert Gabriel adını verme girişimi
Bir diğer girişiminde DİTAV yönetimi, Dağkapı’da “Tek Beden” olarak da bilinen burca Louis-Albert Gabriel adının verilmesi için daha önce imza kampanyası başlatmıştı, bugünlerde valiliğe dilekçe ile başvurulmuş.
Bu öneriye daha önce bir yazı ile itiraz etmiştim, itirazımı sürdürüyorum.
Söz konusu yapı, kitabesi de bulunan Mervani Burcu’nun devamıdır; yani zaten kıymetli bir adı vardır. İsmi olan bir burca yeni bir isim verilmesi doğru değildir.
Gabriel, tarihi eser çalışmaları yapmak için devlet tarafından görevlendirilmiş, yetkilendirilmiş bir uzmandı, profesyoneldi. Yürüttüğü bilimsel çalışmalar sırasında karşılaştığı Diyarbakır surlarında başlatılan yıkımı durdurması mesleki sorumluluğunun doğal bir sonucudur. Benzer bir durum aynı dönemde Antalya Kalesi için de yaşanmıştır.
Gabriel’i anmak, teşekkür etmek elbette anlamlıdır ve bunu her fırsatta yapıyoruz; ancak teşekkürün ölçüsü olmalıdır. Anma ve teşekkür uygulamaları yapının özgün adını gölgelememelidir. Bir burca Gabriel’in adını vermek yerine, Dağkapı’daki yıkımın olduğu bölgedeki uygun bir noktaya QR kodlu bilgilendirmeyi de içeren tanıtım panosu ve zemine teşekkür içeren bir plaketin yerleştirilmesi daha yerinde olabilir.
Aksi halde, tarihi eserlerin keşfine ve korunmasına katkı sunan her isim için benzer talepler, öneriler olacaktır. Örneğin, isimleriyle özdeşleşen çalışmaları nedeniyle; Zerzevan Kalesinin bir bölümüne Prof. Dr. Aytaç Coşkun’un, İçkale’nin bir bölgesine Prof. Dr. İrfan Yıldız’ın, kalemizin bütünlüğünü sergileyen eşsiz maketi elleriyle ve yıllar süren emeğiyle gönüllülükle hazırladığı için maketin olduğu bölgeye Fesih Gündoğan’ın (Göbeklitepe arazisinin sahibi ve taşları müzeye at arabası ile kendiliğinden götüren Mahmut Yıldız’ın veya alanın arkeologu Prof. Dr. Klaus Schmidt’in) adını mı vermek gerekir?
Binlerce yıllık bir yapının tarihsel adı varken değiştirilmesi kültürel süreklilik açısından doğru değildir. Tarihsel adın korunması ilkesi yalnızca yerel bir hassasiyet değil, kültürel mirasın korunmasına ilişkin evrensel yaklaşımların da temelidir.
Tarihsel adın korunması ilkesi kültürel miras hukuku veya UNESCO ilkeleri bağlamında da düşünülmelidir. Özellikle UNESCO ilkelerinden olan özgünlük ve tarihsel süreklilik kültürel mirasın korunmasının temel prensiplerindendir. Bu nedenle, isim değişikliği onaylansa bile ileride yeniden tartışmaya açılması muhtemeldir.
Surp Giragos Kilisesi’nde Kütüphane Girişimi
DİTAV yönetim kurulunun bir diğer girişimi ise 13. yüzyılda inşa edilen ve Ermeni cemaatinin Ortadoğu’daki en büyük kilisesi konumunda kabul edilen Surp Giregos Ermeni Kilisesi’nin bir bölümünde yazar Mıgırdiç Margosyan Kütüphanesi açılmasıdır.
Bana göre bir ibadethanede ruhban geçmişe sahip biri için (Maloyan gibi) ya da kritik bir dönem için böylesi çalışmalar yapılabilir ancak buna ve başka herhangi bir çalışmaya ve dışarıdan yapılacak herhangi bir öneriye kilise cemaati karar verir ve verdikleri kararın olumlu, olumsuz sonuçları da onları bağlar.
Bununla birlikte, bildiğim kadarıyla bir kültür ya da araştırma merkezi olarak tasarlanmamış, işlevi, iddiası olmamış ibadethane içinde kütüphane kurulması planlanmaktadır. İbadethanelerin kültürel işlevlerle genişletilmesi, mimari ve ruhani bütünlük açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
Dijital yayıncılığın hızla arttığı bir dönemde, zaten çeşitli sorunlara karşı ibadethaneyi ayakta tutmaya çalışan kilise vakıf yönetiminin ek ve ağır bir yük üstlenmesi kolay olmayacaktır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine ve Aras Yayıncılığa da kütüphaneye destek açıklamalarını tekrar gözden geçirmelerini öneririm. Gelecekte personel, bakım ve finansman sıkıntısı olursa, sürdürülebilirlik için öneri sahibi DİTAV yönetim kurulu mevcut üyelerinin sorumluluğu üstleneceğini taahhüt etmesi yerinde olur. DİTAV yönetim kurulu üyeleri DİTAV adına değil de kendi isimleriyle bu taahhütü verebilirse kütüphane elbette güvenle açılabilir.
Bu nedenlerle;
-Şiir yarışmasının uygun jüri oluşturulana kadar askıya alınmasını,
-Burç için isim değişikliği girişiminden vazgeçilmesini,
-Kilise alanındaki kütüphane projesinden vazgeçilmesini (ya da uzun vadeli güvence edinerek açılmasını) öneriyorum.
Belki de DİTAV binasında uygun alanlara Margosyan ve Gabriel’in ismi verilmesi ve bir köşede onlarla ilgili sabit ya da dönemsel sergi ve bilgilendirme yapılması daha uygun olabilir.
DİTAV yönetim kurulu üyelerinin girişimleri yalnızca vakfı değil kenti ve bölgemizi etkiler. Atılan her adım Diyarbakır’ın binlerce yıllık mirasını da etkiler. Bu nedenle kentin binlerce yıllık kültürel mirasına özen göstermek, gelenekleri özümsemek ve çağın gereklerine uyan kararlar almak hepimizin sorumluluğudur.
Bu değerlendirmemin niyeti, kentsel ve kurumsal birikimin korunmasına yönelik yapıcı bir eleştiridir.
Kurumsal girişimler etik, uzmanlık, tarihsel süreklilik ve yerel hassasiyet çerçevesinde değerlendirmeyi gerektirir.
Kuruluşundan beri DİTAV; kurucuları, yönetimleri, üyelerinin ve gönüllülerinin emeği ile sadece Diyarbakır’a değil, bölgeye de örnek olmuştur. Bu birikimin sürdürülebilmesi için yapıcı eleştirilerimizi dile getirmek de sorumluluğumuzdur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.