Keziyên Me! *
Biz üç kızkardeştik
Her sabah tası, tarağı alır annemin önüne dizilir saçlarımızın örülmesini beklerdik. Öyle bir sabır, özen ve sevgiyle tarardı ki belimize kadar uzanan saçlarımızı.
Zaten her evin saçı taramak için alüminyum bir tası ve iki uçlu dişli sarı tarağı vardı.
Onunla hiç işimiz bitmezdi.
Bitse bile banyo penceresinin önünde hep kendine yer bulurdu.
Saç kesmek bizim evde, evin içinde “sürgünlük” demekti. Hatta küfür, üzerine güzel bir “dayak” demekti.
Hiç unutmam bir gün eve ablam annemden gizli saçını kestirmiş kamufle etmek içinde yazma bağlamıştı. Yazma saçından kaydığında annemin büyüyen gözleri, şaşkınlığı, kızgınlığı hafızamda öyle yer etti ki saçlarımı hiç kesemeyeceğimi düşünmüştüm.
Saç örgüsü bizde estetikten öte birşeydi. Bir hafıza, bir saygı ve bir onurdu. Bu yüzden korunur, saklanır ve sahiplenilirdi.
Annem erkek kardeşini kaybettiğinde kesmişti, ilk saç örgülerini. Çok üzülmüştüm. Bu sessiz, sözsüz bir ağıttı aslında. Acıyı bedeninde görünür kılmaktı. Yas tutmaydı.
Artık saç bir direnişin sembolüne dönüştü.
İran da Mahsa AMİNİ saçı görüldü diye ahlak polisleri tarafından dövülerek öldürüldü. Bütün kadınlar aynı gün saçlarından bir tutam saç kestiler.
Bugün de aynı coğrafyada kadın bedenini propaganda nesnesine çeviren bir akıl, kadının örgülü saçını kesip teşhir etti. Kadın bedeni yine mesajın kendisi yapıldı. Duygular yok sayıldı ve bu öfkeye dönüştü. Dayanışma ve birliktelik için bu kez bütün kadınlar saçlarını ördü.
Saç artık kadın dayanışmasının sembolü oldu.
Peki neydi bazılarını bu kadar kızdıran?
Kadınların dayanışması mı?
Birlikte durmaları mı?
Yoksa kadının Kürt olması mı?
Yeryüzünün neresinde olursa olsun, yaşanan bir haksızlık varsa zulüm varsa acı varsa incitmeli zaten yüreklerimizi.
İncitmeli ki daha güçlü çıksın seslerimiz.
Hem ne güzel söylemiş Ahmet ARİF :
“Nerde bir can ölse oralı olur yüreğim. Olmalı zaten.
Olmazsa insan olmaz yüreğim!”
*Saç örgülerimiz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.