Kim Değişmeli?
Kimi kadın, uzun kış gecelerinde bir yatak olarak anlatıldı.
Kimi hamur yoğuran, çocuk doğuran bir el olarak...
Kimi Pandora oldu; kötülüğün kaynağı sayıldı.
Kimi Lilith; başkaldırdığı için şeytan ilan edildi.
Kimi Adem’in kaburgasından yaratıldı.
Kadın hakkında o kadar çok şey söylendi ki bir süre sonra kadın kendisini anlatamaz oldu. Uzun süredir kadınların neden istedikleri yere gelemediğini düşünüyorum. Cevabı çoğu zaman kadınlarda aradım: Daha çok çalışmalıydık, daha sabırlı olmalıydık, daha güçlü olmalıydık... Daha bilinçli, daha dirençli...
Sanki eksik olan bizmişiz gibi.
Sonra fark ettim ki soruyu yanlış yere yöneltiyormuşum. Çünkü mesele yalnızca kadının değişmesi değil. Onu kuşatan kültür değişmeden, kadından beklenen dönüşüm eksik ve tek taraflı kalır. Sorun yalnızca bireysel değil, yapısaldır.
Tarih boyunca kadın ya kutsanmış ya da suçlanmıştır; ama nadiren özne olarak görülmüştür. Bazen "anne" olarak yüceltilmiş, bazen "tehlikeli" olarak damgalanmıştır. Bu iki uç arasında ortak bir nokta vardır: Kadın, kendi sesiyle değil; ona yüklenen anlamlarla var edilmiştir.
Mitolojide Medusa güzelliğiyle anılır; Poseidon’un şiddetine uğradığı anlatının kenarında kalır. Asıl hikâye onun "dönüşümüdür". Cezalandırılan odur. Ardından tehlikeli ilan edilir. Onun bakışı ölümcül sayılır ama ona yönelen bakış sorgulanmaz. Kahraman Perseus anlatılır; Medusa’nın hikâyesi susulur.
Bu anlatı bize yabancı değildir.
Bugün de benzer bir dil sürmektedir. "Kadın değişmeli" denir. Daha güçlü olmalı, daha özgür olmalı, ekonomik olarak daha bağımsız olmalı... Oysa değişim yalnızca kadından beklenemez. Çünkü kadın bir boşlukta var olmaz; onu kuşatan kültürün içinde var olur.
Erkek egemen sistem yalnızca erkekleri değil, kadınları da şekillendirir. Erkeklik kültürü gücü, hâkimiyeti ve duygusal mesafeyi normalleştirirken; kadınlık kültürü fedakârlığı, uyumu ve sessizliği erdemleştirir. Kız çocuklarına sessizlik, erkek çocuklarına üstünlük öğretilir. Sonra yetişkin olduklarında her iki taraftan da farklı davranmaları beklenir.
Elbette bu dönüşüm bir günde olmaz. Yüzyıllar içinde öğrenilen roller bir anda silinmez. Kadınlık ve erkeklik kalıpları yalnızca bireylerin değil, toplumların hafızasına yerleşmiştir.
Ancak dönüşüm mümkündür.
Bu dönüşüm yalnızca kadının omuzlarına bırakılamaz. Erkeklik kültürünün de kendi içinde sorgulanması ve yeniden tanımlanması gerekir. Çünkü mesele bir cinsiyet meselesinden çok, bir zihniyet meselesidir.
Belki asıl soru şu: KİM DEĞİŞMELİ?
JIN JIYAN AZADÎ!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.