Meltem GÖNÜLLÜ

Meltem GÖNÜLLÜ

Liyakat…

Liyakat…

İnsan yaşadığı müddetçe her an her saniye yeni, farklı ve hatta inanılmaz sayısız olaylara tanıklık eder. Eder etmesine de, önemli olan bütün bunlardan kendi payına düşen dersi çıkarabilmesidir.

Şu sıralarda ben de büyük bir şaşkınlık içerisinde etrafımda olan biteni izlemekteyim. O kadar çok MAKAM SAHİBİ ADAMLAR, ADAM SAHİBİ MAKAMLAR var ki adeta başımı döndürüyor. Bir de tabi ki kendi kendini Makam Sahibi ilan edenler de yok değil…

Oysa makam ve mevki sahipleri asla unutmamalıdırlar ki; onlar yaşadıkları toplumda öncü ve örnek bir rol oynarlar. Onların davranışları, kişiler üzerinde doğrudan bir etki bırakır. Onlar, bulundukları çevrede sahip oldukları makam ve mevkileriyle liderlik vasfına da sahip olurlar. İşte bu nedenle güçlerini işgal ettikleri koltuktan değil de, sahip oldukları karakterlerinden, vasıflarından, bilgi ve birikimlerinden alırlar.

Ne derler bilirsiniz; sağlığınızı, paranızı ve işinizi ( makamınızı ) kaybetmeden kıymetini bilin. Ne makam sahipleri bir anda normal vatandaş, ne zengin insanlar bir anda fakir, ne sıhhatli insanlar bir anda hasta olabiliyor. Makam var insana değer kazandırır, insan var makama değer kazandırır.

Tarihimiz ne denli zaferlerle dopdolu.

Bu zaferler, hep liyakatli yöneticilerin ve devlet adamlarının sayesinde elde edildi. Nitekim Ünlü şair ve diplomat Yahya Kemal’e (1884-1958) sormuşlar: Osmanlı Viyana kapılarına nasıl gitti? O da şu beklenmedik cevabı vermiştir: “Osmanlı Viyana kapılarına kılıçla mı gitti zannediyorsunuz? Hayır, Osmanlı, Viyana kapılarına bulgur pilâvı yiyerek ve Mesnevi okuyarak gitmiştir”

Çünkü Mevlânâ’ya göre toplumda barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak bu kavramlara önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacaktır.

Bir zamanlar Kanuni döneminde İstanbul’da görev yapan Avusturyalı diplomat Busbeck (1522-1592) şöyle yazar: Türkiye’de şahsi meziyet ve kabiliyetten başka hiçbir şeye kıymet verilmez, nesep ve irsiyet bir şey ifade etmez. Herkes, liyakat, bilgi, ahlak ve seciyesine göre bir mevkie tayin edilir. Ahlaksız, bilgisiz ve tembeller hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazlar. Osmanlıların başarısının ve bütün dünyaya hâkim olmalarının hikmeti budur. Türklerin en büyük düşmanı iltimastır.” Ve ekler: “Bu koca mecliste hiçbir adam yoktur ki, haiz olduğu mevkii ve rütbeyi kendi şahsi liyakat ve cesaretine borçlu bulunmasın. Hiç kimse filanın neslinden gelmiş olması dolayısıyla diğerlerinden mümtaz bir mevkie çıkamaz.”

Liyakatli yöneticilerle dolu bir tarihe sahibiz çok şükür…

Allah, gelecekte de daim etsin ve muzaffer kılsın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Meltem GÖNÜLLÜ Arşivi