Asıl Eğitim Öğretmene Değer Vermekle Başlar
1990’lı yıllar… Lise yıllarım. O dönemin eğitim anlayışıyla bugünü birebir kıyaslamak elbette mümkün değil. Yıllar geçiyor, sosyoekonomik şartlar değişiyor, ebeveynler değişiyor, dünya değişiyor. Haliyle eğitim de değişiyor. Ama kendime sormadan edemiyorum: Aradan onca yıl geçti; ilerledik mi yoksa geriledik mi? O dönem mi iyiydi, bu dönem mi? Disiplin dediğimiz şey gerçekten disiplin miydi?
Hiç unutmam! Kılık kıyafette keskin kurallar vardı. Saç ya iki örgü olacaktı ya da kısaysa kulak memesini geçmeyecekti. Etek diz altı, yaz kış kalın çorap... Bir gün iki örgü yerine tek örgü yaptığım için hocadan ciddi bir azar işitmiştim. O an içimden, “Ne olmuş yani?” demiştim. Ama kural kuraldı. Öğretmenler odasının önünden çekinerek geçerdik. Şimdi düşünüyorum da... Bu korku muydu?
Belki korkuyorduk ama dağılmıyorduk. Belki bastırılıyorduk ama sınırlarımız vardı. Ebeveynlerimiz bizi öğretmene teslim ederken, "Eti senin, kemiği benim hocam," derdi. Hata çoğu zaman öğrencide kalırdı. Bu anlayışın tartışılacak yanları vardı elbette ama öğretmene duyulan güven ve saygı güçlüydü.
Düşünmeyi, sorgulamayı, yazmayı öğretmenlerimizden öğrendik. Ortaokulda “Güzel Konuşma ve Yazma” dersimiz vardı. Konular belirlenir, gruplara ayrılır, savunduğumuz düşünceyi uzun uzun tartışırdık. Edebiyat derslerinde bir söz üzerine sayfalarca kompozisyon yazardık. Belki yazmayı sevmemin nedeni budur.
Bugün dünyanın bazı ülkelerine bakıyorum:
Finlandiya’da öğretmenlik en saygın mesleklerden biri.
Singapur’da eğitim, uzun vadeli bir devlet vizyonu.
Japonya’da disiplin var ama öğretmene duyulan saygı da çok güçlü.
Demek ki mesele sadece disiplin değilmiş. Mesele korku da değilmiş. Mesele öğretmene verilen değermiş.
İki gün önce acı bir haberle sarsıldık! Henüz yolun başındaki bir genç ya da bir anlık öfkeye yenilen biri; elini kolunu sallayarak okula girip geleceğe yön veren bir öğretmeni hayattan kopardı. Bir öğretmeni! Sadece bir insanı değil; bir emeği, bir rehberi, bir umudu!
İşte orada durdum. Nerede hata yaptık? Toplum olarak nasıl bu hale geldik ya da getirildik? Özgür bireyler yetiştirelim derken sorumluluğu mu unuttuk? Özgüven derken ölçüyü mü kaybettik? Sorgulama derken saygıyı mı eksilttik? Yoksa dinlemeyi mi bıraktık? Onların dili değişti diye anlamaktan mı vazgeçtik?
Bir yerde okumuştum: "Bir ülkeyi yok etmek için atom bombasına gerek yoktur. Eğitim kalitesini ve ahlaki değerlerini düşürmek yeterlidir!"
Çünkü eğitim sadece müfredat değildir. Eğitim; özgürlüğü sorumlulukla birlikte öğretebilmektir. Eğitim; saygıyı korkudan ayırabilmektir. Eğitim; yarış atı gibi yarıştırmak yerine dengeyi yeniden kurabilmektir.
Ama her şey bir yana asıl eğitim: ÖĞRETMENE YENİDEN HAK ETTİĞİ DEĞERİ VERMEKTİR!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.