Tarihin doğru tarafı yalanına dair
Bazen bir söz öylesine sık tekrarlanır, öylesine büyük bir kibirle söylenir ki, insan sonunda onun bir gerçeklik olup olmadığını sorgulamayı bile unutur.
“Tarihin doğru tarafında yer almak” lafı da işte tam böyle bir söz.
Benim gözümde, gerçeklerden bu kadar uzak, bu kadar kendini kandıran, bu kadar tembel ve ucuz bir ifade çok nadir bulunur.
Çünkü tarih, sanki durağan bir şeymiş gibi tarif ediliyor bu cümlede. Sanki koskoca bir harita var önümüzde, üzerinde siyah-beyaz çizgilerle “doğru taraf” ve “yanlış taraf” diye ayrılmış bölgeler varmış gibi.
Sanki insan bir kere o tarafa geçti mi, sonsuza kadar güvende, sonsuza kadar haklı ve ahlaklı kalacakmış gibi.
Ne büyük yalan. Ne korkunç bir kendini aldatma.Tarih durağan değildir.
Tarih akışkandır, dönekttir, acımasızdır.
Koşullar sürekli değişir.
Güç dengeleri bir gecede tersine döner. Dün yenilmez görünen imparatorluklar bugün toz olur.
Dün “devrim” diye alkışlanan şeyler yarın utanç vesikası haline gelir.
O gün doğru olan, bugün anlamsızlaşabilir. Bugün anlamsız görünen, yarın en kıymetli şey olabilir.
Dün “kesinlikle yanlış” dediğimize, bugün “aslında doğruydu” diyebiliyoruz.
Ya da tam tersi…Bu yüzden o meşhur sözü bir kenara atıp yerine daha dürüst, daha cesur, daha insani bir şey koymalıyız
“Günün doğru tarafında yer almak.”
Evet, tam olarak bunu diyorum.
Çünkü “gün” somuttur. “Gün” içinde yaşadığımız gerçek zamandır.
İçinde nefes aldığımız, acı çektiğimiz, kararlar verdiğimiz, bedel ödediğimiz anlardır.
Tarih ise henüz yazılmamış bir hikâyedir.
Biz o hikâyeyi yaşarken bile tam olarak ne yazıldığını bilemeyiz. Ancak gelecektekiler, bizim bugün verdiğimiz kararlara bakıp “doğru taraftaymış” ya da “yanlış taraftaymış” diye hüküm verecek.
Yani o ünlü cümle aslında şu anlama geliyor: “Benim tarafım kazanırsa, tarih beni haklı çıkaracak.” Bu kadar basit, bu kadar çıplak ve bu kadar çirkin.
Benim içimi acıtan da tam olarak bu. İnsanlar bu cümleyi söylerken aslında bir konfor alanı yaratıyorlar kendilerine.
Gelecekteki yargıçlara yaranmaya çalışıyorlar. “Bakın ben doğru taraftaydım” diye bir madalya kapmak istiyorlar.
Oysa gerçek hayatta, gerçek zamanda, gerçek acılar içinde karar verirken böyle bir lüksümüz yok.
Karşımızda durağan bir tarih haritası değil, hızla değişen bir gerçeklik var. Dün savunduğumuz değerler bugün bizi köşeye sıkıştırabilir.
Bugün reddettiğimiz şeyler yarın bizi kurtarabilir.
Bu değişimi kabul etmek, esnek olmak, dün yanlış dediğimize bugün “doğruymuş” deme cesaretini göstermek.
İşte asıl olgunluk budur.Çünkü hayat bir satranç tahtası değil ki, bir kere hamle yapınca oyunun sonuna kadar aynı tarafta kalasın.
Hayat bir nehir. Ve nehir hiç durmuyor. Bazen sakin akıyor, bazen coşuyor, bazen yön değiştiriyor. Akıntıya karşı yüzmek mi istiyorsun, yoksa akıntıyla birlikte daha akıllıca yol mu almak istiyorsun?
“Tarihin doğru tarafı”nı savunanlar genellikle birinci gruba giriyor.
Kendilerini kahraman gibi hissediyorlar ama çoğu zaman sadece akıntıya karşı boşuna çırpınıyorlar.
Ve bir gün suyun yönü değiştiğinde, o kahramanlık birdenbire aptallığa dönüşüyor.
Benim istediğim şey çok daha mütevazı, çok daha insani.
Bugünün şartlarını, bugünün acılarını, bugünün gerçeklerini görerek, elimdeki bilgiyle, vicdanımla ve aklımla en az yanlış olanı, en az zarar vereni, en mantıklı olanı seçmek.
Yarın ne olacağını bilmeden. Tarihin beni nasıl yargılayacağını umursamadan. Sadece bugün doğru durmaya çalışmak.
Çünkü yarın geldiğinde, o “tarih” denen şey zaten yine bizim gibi insanlar tarafından yeniden yazılacak.
Bugün lanetlenenler belki yarın aziz ilan edilecek.
Bugün göklere çıkarılanlar belki yarın lanetlenecek.
Bu döngü hiç bitmiyor.O yüzden bırakalım o boş, o kibirli, o tembel cümleyi.
Bırakalım “tarihin doğru tarafında yer almak” masalını.
Ve cesaretle, samimiyetle, biraz da hüzünle şunu söyleyelim.
“Ben bugünün doğru tarafında yer almaya çalışıyorum.
Gerisini tarih değil, vicdanım yazsın.”
İşte bu kadar.
Gerisi yalan.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.