Fırat Aygen

Fırat Aygen

Kürt siyasetinin kültürel değişimi: Mücadele dilinden sermaye diline, Kürt oligarşisi mi?

Kürt siyasetinin kültürel değişimi: Mücadele dilinden sermaye diline, Kürt oligarşisi mi?

Çok uzun yıllar boyunca Kürt kimliğinin varoluş mücadelesi, Kürt siyasetinin temel mottosu olmuştur. Sol, sağ veya İslami ideolojik örgülere rağmen Kürt siyasetinin tüm yelpazesinde ana tema, Kürt kimliğinin varoluş tezahürü üzerinden şekillenmiştir. Kimlik siyasetinin ana eksene oturduğu Kürt siyasetinde bugün büyük değişimlerin eşiğindeyiz.

Demilitarizasyon sürecinin başlamasıyla birlikte PKK ve Hizbullah gibi yapıların yerine legal yapılar ikame olmaya başlamış, bu legal yapılar da yeni güç dayanakları arayışına yönelmiştir. Şiddetten arınan bölge siyasetinin toplumsal tutunumu da bu süreçte risk altına girmiştir. Zira militarist motivasyonu temel güç kaynağı olarak üreten siyasi hareketler, yeni motivasyon kaynakları bulmakta zorlanırken sermayenin bu boşluğu fırsata çevirdiği söylenebilir.

Liberal döngülerin içerisine giren Kürt siyasetinin tüm dinamiklerinin; yani sağ, sol ve İslami hareketlerin, kendi sermaye gruplarının etkisi altına girdiği artık daha görünür hâle gelmiştir. Militarist motivasyondan arınan bu siyasi hareketlerin, kimlik siyasetinin etkisinin azalmasının ardından kitleleri konsolide etme konusunda bir “argüman krizi” yaşadıkları da önemli bir gerçektir. Kitlesel iç tutunumu sağlamak amacıyla mücadele motivasyonu üretmeye çalışan geleneksel grupların, içeride sermaye gruplarına karşı giderek güç kaybettiği görülmektedir.

Siyasi hareketlerin tarihsel kaderlerinin benzer evrimsel çizgiler izlemesi elbette tesadüf değildir.

Ancak siyasi güç merkezleri ile sermaye arasındaki postmodern ilişki oldukça karmaşık olup, denge unsurları da çoğu zaman belirsizdir. Siyasi iktidarların sermayeyi denetim altına aldığı birçok ülkede görülen örneklerin yanı sıra, bunun tam tersinin yaşandığı ülkeler de bulunmaktadır. Sermayenin etki alanı, siyasi iktidarların çizdiği sınırlar kadar olduğundan, sermayedarların bizzat siyaset içerisinde aktif rol alma çabalarına da sıkça tanık olmaktayız.

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak kaçınılmazdır. Siyasi güç merkezleri, sermaye ile çatışmak yerine onu karşılıklı fayda temelinde denetim altında tutmaya çalıştıkları yaygın bir şekilde görülmektedir. Aksi hâlde sermayedarların doğrudan siyasi elitlere dönüşmesine izin verilmesi, uzun vadede siyasi yapı içerisinde bir iç aşınmaya yol açabilir. Siyasi güç merkezlerinde yer alan aktörlerin; güçlü bir entelektüel birikim, kurumsal kapasite ve sosyal ağlar aracılığıyla büyük sermaye grupları üzerinde dengeleyici bir otorite kurabilmeleri, toplumsal denge açısından önemli bir unsurdur.

Kürt siyasetinin tüm kulvarlarında sermaye dilinin görünür hâle gelmesi elbette kaçınılmaz görünmektedir. Ancak dünyadaki diğer örneklerde de görüldüğü üzere, siyasi otoritelerin sermaye ile kurduğu ilişkide dengeyi kaybetmesi ve sermayedarların siyasi elitlere dönüşmesi, bir Kürt oligarşisinin oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Bugün Kürt sermayesi ile Kürt siyaseti arasındaki ilişkinin hangi yöne evrileceği temel sorudur: Bu ilişki bir oligarşiye mi dönüşecektir, yoksa siyasetin denetiminde ve toplumsal yararı gözeten bir sermaye düzeni mi ortaya çıkacaktır? Tam da bu yol ayrımının eşiğinde bulunuyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fırat Aygen Arşivi