Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Yerel demokrasi korkulacak değil, güçlendirilecek bir alandır

Yerel demokrasi korkulacak değil, güçlendirilecek bir alandır

Türkiye’nin siyasal hayatında bazı kavramlar vardır ki, içeriğinden çok etrafında oluşturulan korkularla tartışılır. Yerel demokrasi de bunlardan biridir. Oysa yerel demokrasi, herhangi bir ülkenin bölünmesinin değil; tam tersine yurttaşların devlete aidiyetinin güçlenmesinin en önemli araçlarından biridir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken Türkiye hâlâ temel bir soruyla karşı karşıyadır: Devlet vatandaşına ne kadar güvenmektedir?

Merkezi idarenin hemen her konuda karar verici olduğu, yerel yönetimlerin ise çoğu zaman uygulayıcı konumunda bırakıldığı bir sistemin demokratik kapasitesi sınırlıdır. Çünkü demokrasi yalnızca seçim sandığında değil, insanların yaşadıkları kentlerin yönetimine katılabildikleri ölçüde anlam kazanır.

Bugün dünyanın gelişmiş demokrasilerine bakıldığında güçlü devlet ile güçlü yerel yönetimlerin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğu görülmektedir. Almanya’dan İspanya’ya, İsveç’ten Kanada’ya kadar birçok ülkede yerel yönetimler geniş yetkilere sahip olmasına rağmen devletlerin birliği ve bütünlüğü tartışma konusu değildir. Çünkü mesele yetkinin paylaşılmasıdır; egemenliğin parçalanması değil.

Türkiye’de ise uzun yıllardır yerel yönetimler çoğu zaman güvenlik eksenli bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Bunun sonucu olarak demokratik katılım mekanizmaları gelişememiş, yerel yönetimler üzerindeki vesayet anlayışı büyük ölçüde devam etmiştir.

Oysa demokratik rejimlerin gücü, merkezin her şeyi kontrol etmesinden değil, toplumun farklı kesimlerinin yönetime katılabilmesinden gelir. Mahalle meclisleri, kent konseyleri, kooperatifler, sivil toplum örgütleri ve yerel inisiyatifler demokrasinin okuludur. İnsanlar önce yaşadıkları mahallede söz sahibi olmayı öğrenir; sonra ülke yönetimine ilişkin bilinç geliştirirler.

Bu nedenle yerel demokrasi yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir demokratik kültür meselesidir.

Nitekim Abdullah Öcalan’ın DEM Parti Yerel Yönetimler Konferansı’na gönderdiği mesajda dile getirdiği “Yerel demokrasi ve demokratik anayasa formülü, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün de formülüdür” değerlendirmesi, Türkiye’de yerel yönetimlerin demokrasi tartışmasının merkezine yerleştiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Ancak yerel demokrasi meselesi yalnızca Kürt sorunu bağlamında ele alınamayacak kadar geniştir. Bu konu; İstanbul’un ulaşımından Konya’nın tarımına, İzmir’in çevre sorunlarından Karadeniz’in kırsal kalkınmasına kadar bütün Türkiye’nin meselesidir.

Demokratik ülkelerde belediyeler küçük devletler değildir. Onlar yurttaşların ortak yaşam alanlarını yönettikleri kurumlardır. Belediyeciliğin amacı iktidar üretmek değil, yaşam kalitesini yükseltmektir. Temiz su, ulaşım, çevre, sosyal destek, kültür, sanat ve kent planlaması gibi alanlarda halkın ihtiyaçlarına en yakın çözümleri geliştirmektir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, merkeziyetçilik ile yerel yönetimler arasında bitmeyen gerilimler değil; görev ve yetkilerin açık biçimde tanımlandığı, hesap verebilir ve katılımcı bir yönetim modelidir.

Çünkü demokrasinin gerçek gücü, yalnızca Ankara’da değil; Diyarbakır’da, Trabzon’da, Edirne’de, Van’da, İzmir’de ve Hakkâri’de yaşayan yurttaşların kendilerini yönetime ait hissedebilmelerinde ortaya çıkar.

Yerel demokrasi bir tehdit değil, demokratik cumhuriyetin en sağlam dayanaklarından biridir. Türkiye’nin geleceği daha fazla merkezileşmede değil, daha fazla katılımda; daha fazla vesayette değil, daha fazla yurttaşlıkta aranmalıdır.

Çünkü demokrasi, vatandaşın devlete yaklaşması kadar, devletin de vatandaşına güvenebilme cesaretidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi