Oktay Candemir

Oktay Candemir

Kalıcı olan makamdır, geçici olan millettir

Kalıcı olan makamdır, geçici olan millettir

Ey ehl-i memleketim ve otlu peynirin yüksek fiyatına şaşıran ahalimiz…

Üç tarafı demokrasiyle çevrili, dördüncü tarafı “gece üstü açık kaldığı için üşüyen” güzel ülkem…

Özgür bir ülkesi, parlamenter demokrasisi, hatta derin devleti bile demokratikleşmiş muhterem yurttaşlarım…

Muasır medeniyetler seviyesini hedeflemiş; ancak Dünya Demokrasi Endeksi’nde Namibya ve Kosta Rika’nın gerisine düşmüş garip ülkem…

“Nemînim ax nemînim nemînim... Ezê bi rebena Cewer Begê Mirê Zirav im lo li min lo.” diyen özgür ülke hasretim Şakiro’nun sesi…

Bir yanımda Nâzım Hikmet’in “Aradan 46 yıl geçti / Yok memleketimde / Değişen havadisler...” diyen hasret kokan rüzgârı…

Diğer yanımda Ahmed Arif’in “Utanırım, utanırım fukaralıktan, harmanım kesat.” diye anlattığı Anadolu’su çınlıyor başımın içinde…

Bütün bu sesler kulaklarımda dolaşırken dönüp memlekete bakıyorum. Değişen çok şey var sanılıyor; oysa bazı şeyler yerinden hiç kıpırdamıyor.

Dostlarım, Romalılar…

Girdiğin odaları “makam” diyerek geçme, tanı;

Düşün o koltuklarda yıllarca oturanları…

Başımıza ne geldiyse bu koltuk sevdasından geldi.

Sözüm meclisten içeri; eğriye eğri demek gerek.

Hakikat, ancak doğrudan söylendiğinde eğriyi rahatsız eder.

Memlekete bakıyorum; toprağı bereketli, insanı çalışkan, yöneticileri ise koltuğa bağlı.

Ama yoksulluğun yükü her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor.

Kira, çatıyı geçmiş; emeklinin maaşı ay sonunu göremeden tükeniyor.

Fakat memlekette her şey değişiyor; bir tek koltuk sahipleri değişmiyor.

Gelenektir; her makama oturan şöyle der:

“Makamlar, mevkiler gelip geçicidir. Bâki olan devletimiz ve milletimizdir.”

Oysa yaşanan tam tersidir:

Makamlar, mevkiler kalıcıdır; geçici olan millettir.

Nef’î’nin dediği gibi:

“Makam deyip geçme ey ehl-i nazar; kimi taht sanır koltuğu, kimi mezar.”

Bir örnek vereyim:

Bitlis’te muhtar Sait Gümüş, Guinness’e girmek için başvuruda bulunacağını söyleyince, Muğla’da 66 yıldır muhtarlık yapan Hasan Şaröz, “Bir dakika kardeşim, birinci benim.” diyerek Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi.

Eloğlu dünyanın en yüksek sığ dalışıyla Guinness’e giriyor; bizimkiler koltukta geçirdikleri yıllarla…

Erdoğan 24 yıldır gitmiyor.

Diğer yanda her şeye rağmen koltuğu bırakmak istemeyenler var. Son örnek Kemal Kılıçdaroğlu.

Eskiler de koltuğu severdi ama arada kalkarlardı. Demirel yedi defa gitti, sekiz defa geldi; ama en azından arada hava almaya çıkıyordu.

Bunlar öyle değil. Sanki koltuğun altına Japon yapıştırıcısı sürülmüş. Koltuk görev yeri olmaktan çıkıyor, ikametgâha dönüşüyor.

Memlekette hayat pahalılığı var…

Ekmek pahalı, kira pahalı, demokrasi pahalı, özgürlük pahalı…

Ucuz olan tek şey insan hayatı.

Ama derdimiz koltuk olmuş!

Bir koltuğu bin kişi sever, bir kişi oturur.

O da oturduktan sonra kolay kolay bırakmaz.

Netice-i kelâm:

Memleketin meselesi koltuğa kimin oturacağı değildir.

Mesele, oturanın ne zaman kalkacağıdır.

Ben şimdi müsaadenizi isteyeyim.

Gidip sandalyede biraz oturacağım.

İnsan korkuyor; bir yerimize yapışıp kalır diye.

Sofranızdan zeytini, peyniri eksik etmeyin. Yanında küçük bir çay koymayı da unutmayın.

Ama her şeye rağmen Can Yücel gibi:

Yaz geldi paldır küldür

Dutlar düşüyor pıtır pıtır

Gölgeler ışığa çaldı

İçinde sarmanlar dolaşıyor

Böyle bir akşamüstü

Hiç ölmek istemezdim…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay Candemir Arşivi