Oktay Candemir

Oktay Candemir

Yalanmış, hepsi yalan / içimde ölen biri var

Yalanmış, hepsi yalan / içimde ölen biri var

"Bulup bulmak kaybetmekmiş / Düşsel bir oyuncağı / Yalanmış, hepsi yalan / Sevmek diye bir şey varmış / Sevmek diye bir şey yokmuş..."

Ahmet Kaya’nın sürgünde bıraktığı o derin acının ardından, 2002 yılının o buz kesen kışında Haluk Levent’in sesinden dökülmüştü bu dizeler. O günlerde içimizi ısıtan bu ezgi, meğer bu topraklarda yaşayacağımız en büyük vicdani iflasın işaretiymiş.

“Depremler oluyor beynimde, dışarıda siren sesi var...” diye haykıran Haluk Levent, yıllar sonra karşımıza "depremde topladığı yardım paraları ile kumar oynadığı ve toplumu dolandırdığı" iddiasıyla gözaltına alındı.

Bir sabah uyanıyoruz ve o şarkıyı söyleyen, o kitleleri peşinden sürükleyen adamın, kelepçeli bilekleriyle adliye koridorlarında yürüdüğünü görüyoruz.

Oysa ne büyük bir inançla, nasıl bir açlıkla sarılmıştık o şarkılara. Devletin de sistemin de bizi dipsiz bir vicdansızlıkla baş başa bıraktığı o karanlık dehlizlerde, "ahbap" adıyla önümüze koyulan o gölgeye nasıl bir teslimiyetle sığınmıştık. Biz, Kızılay'ın bir rant kapısına dönüştürülmesine isyan ederken, alternatif diye güvendiğimiz Ahbap derneğine meğer kar yağıyormuş.

Şimdi kulaklarımızda uğuldayan o korkunç, o yıkıcı hakikat tek bir kelimeden ibaret: Yalanmış.

Meğer bu coğrafyanın enkaz başlarında döktüğü o gözyaşları, kimsesiz hastane odalarında biriken çaresiz feryatlar; birer bahis puluna dönüştürülmüş. Toplumun elinde kalan en temiz, en dokunulmaz sığınak olan "merhamet"; milyonlarca liralık o karanlık rantiye çarkının, o kirli hırsların tezgahına meze yapılmış. Depremzedenin son lokması, yetimin hakkı, bir çocuğun yaşama tutunma umudu, vahşi bir kumar masasında hiç edilmış.

Bundan daha büyük bir toplumsal bozgun, insan için bundan daha ağır bir ahlaki intihar olabilir mi?

Bu yaşanan, münferit bir dolandırıcılık vakası ya da bir derneğin basit bir finansal çöküşü değildir. Bu; sistemli çürümenin, ahlaki çöküşün ve bu ülkenin geleceğe, insana, dayanışmaya dair beslediği o son kolektif inancın da ölümüdür. Bu, enkaz altında kalmış bir halka indirilen en acımasız, en öldürücü darbedir. Sığındığımız o elin seni arkandan hançerlediğini görmek, ruhumuzu un ufak ediyor.

Haluk Levent ise kendi elleriyle inşa ettiği o haysiyet kürsüsüne bizzat tekme atan bir cellattır artık… “İçimde ölen biri var” diyen Haluk Levent, an itibarıyla hepimizin iç dünyasında ölen biridir.

Şimdi o şarkı sustu.

Geriye; darmadağın edilmiş umutların yankısı kaldı. İnsanlık, bu ağır ihanetin ardından bir kez daha o eski, karanlık köşesine çekildi. Kapılarını kilitledi, evinin perdelerini çekti, içine kapandı. Bir daha hiçbir dosta, hiçbir "ahbaba" kolay kolay inanmamak üzere...

Çünkü biz o masalarda sadece paramızı kaybetmedik; bir yabancının gözlerinin içine bakıp "Sana inanıyorum" diyebilme cesaretimizi, yani insan kalabilme irademizi kaybettik.

Acı çektim günlerce / Acı çektim susarak / Şu kısacık konuklukta / depremin korunmasında

Dokunsan donacağım… İçimde ölen biri var!

Evet; yalanmış, hepsi yalan. Sevmek diye bir şey yokmuş...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay Candemir Arşivi