Oktay Candemir

Oktay Candemir

Yanıyorsun Fuat Abi / Etrafınız Sarıldı

Yanıyorsun Fuat Abi / Etrafınız Sarıldı

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...” diyordu Nâzım. Ama biz ormandan vazgeçtik, şimdi tek tük kalmış ağaçlarımızı da kesiyorlar...

Bizim mahallede ne kadar bahçeli, müstakil ev var ise hepsini yıkıyorlar; yerine devasa beton bloklar yapıyorlar. Geçenlerde yıkım esnasında birine, “Yazık değil mi o ağaçlara? Allah’tan korkun, Allah'tan!” diye bağırdım ama tam o esnada vertigomun tuttuğunu hatırladım. “Ya biri kulağıma yumruğu indirirse ne olur halim?” diyerek olay mahallinden hızla uzaklaştım.

Nedir bu keşmekeş, bu curcuna?

Mahallede ölüm yok, bu ne figandır?

Yoksa bizi Anglosakson kapitalizmi ve yap-satçılar mı mahvetti?

Eskiden her şey daha organikti, daha doğaldı. Diktatörlük kurumunun da o eski doğallığını kaybettiğini düşünüyorum. Şimdinin diktatörleri bile hormonlu. Kalitenin yerlerde süründüğü şu tuhaf günlerde, diktatörlüğün de kalitesi öyle bir düştü ki insan ister istemez maziye bakıp derin bir "Ah! Ah! Nerede o eski diktatörler?" diye iç çekiyor...

Darbeci diktatör Kenan Evren bile en nihayetinde ressamdı. Memleketi boyadığı gibi tablolarında da askeri haki rengini bol kullanırdı ama neticede eli fırça tutardı. Resimleri Sakıp Sabancı’ya satardı. Alan memnun, satan memnundu; memleket zaten dipçik zoruyla meftundu. Akşam TV'de "Netekim" dediğinde, sonraki gün resim dersinde korkudan aklımıza ne gelirse çiziyorduk.

Geriye doğru gidelim... Adolf Hitler’i düşünün. Onun da bir tuval geçmişi vardı. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki o jüri üyeleri onu okula kabul etseydi, İkinci Dünya Savaşı yerine sulu boya sergilerini konuşacaktık...

Yani demem o ki en azından bir hobileri, dünyaya sunacakları kendilerince bir vizyonları vardı.

Şimdikiler çok beceriksiz!

Şu anda ülkeyi elinde tutan güç; resmi ve estetiği tamamen hayatın dışına iterek bizi betona ve çoraklığa mahkûm etti.

Gerçi hakkını yemeyelim; estetik algıları olmasa da memleketin yoksulluğunu ve gerçeğini "örtbas etme" konusunda müthiş bir dehaları var.

Bizim mahalledeki o müstakil evleri yıkıp yerine devasa beton blokları diken yap-satçı zihniyet neyse, memleketin fukaralığını yabancılardan gizlemek için sac panoların arkasına saklanan iktidarın zihniyeti de tam olarak odur.

Mars'ta yaşam bulunduğu açıklansın, AK Parti zihniyeti "İmar izni ne zaman çıkacak?" diye rant kovalamaya başlar.

En bariz örneğini bugünlerde yaşıyoruz.

Türkiye, önümüzdeki hafta başlayacak olan NATO Zirvesi’ne ikinci kez ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Gelin görün ki Ankara’da bugünlerde hummalı bir çalışma var: Gecekonduların, varoşların çevresi yine yüksek bariyerlerle, panolarla sıkı sıkı örtülüyor. Türkiye’nin asıl gerçeği olan fukaralık, o beton blokların arkasında kalan çelişkiler görünmesin isteniyor. Çinçin ve Gültepe semtleri görünmesin diye geceli gündüzlü çalışıyorlar.

Tıpkı 2004 yılında İstanbul’da yapılan o ilk NATO zirvesi öncesinde olduğu gibi... O zaman da İstanbul’un gecekonduları dünya liderlerinin gözüne batmasın diye fukaralığın aktığı yollara devasa bariyerler dikilmişti. Buna ilişkin haberler yapan Dicle Haber Ajansı’nın Şişli’deki merkezine baskın yapılmış, ajansın bütün çalışanları gözaltına alınmıştı.

Ankara varoşları şu anda tamamen kuşatılmış durumda. "Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar", bizim fakirliğin etrafını da sac panolu utanç duvarları sardı.

Aslında bu durum Rusya'da başlayan bir gelenektir. Çarlık Rusyası'nda Katerina’yı memnun etmek için güzergâh üzerindeki yoksul köylerin önüne maket kasaba cepheleri yapılmasıyla başlayan bu gelenek, baskıcı yönetimlerin en büyük refleksidir.

Onlar Katerina'yı memnun etmek için yapmış, bizimkiler de Trump'ı memnun etmeye çalışıyor! Memlekete 'gâvur' gelmiş, hoş gelmiş!

Dünün üniformalı ve fırçalı otoriterliğinden, bugünün sac bariyerli ve beton mikserli otoritesine evrilen bu süreçte değişen tek şey baskının aparatı olmuştur; dün dipçikle susturulan sokaklar, bugün devasa beton blokların arkasına gömülerek görünmez kılınmaktadır.

Ancak her iki otoritenin de çarptığı duvar aynıdır: Sokağın yoksulluğu.

"Dünya beşten büyüktür" diyordu "Reis"... Ama neymiş? Beşten gerisi varoşmuş, gecekonduymuş; fakirlik, yoksullukmuş. Dünya beşten küçükmüş!

"Bizi kıskanıyor" denilen Almanya Başbakanı yoksulluğumuzu görmesin diye yana yakıla sağa sola bariyerler örüyorlar.

Ankara sokaklarına çıkıp Reis'e "Yanıyorsun Fuat Abi!" diye bağırasım var.

Neticede devlet ve hükümetler on yıllardır dış politikada hedeflerini tutturamayınca bu durum vatandaşa da yansıyor.

Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da şaşkın bakışlı bir vatandaşımız, tarlada sinsi sinsi ilerleyen bir yılan görüyor. Hemen tüfeğine sarılıyor. Sonuç mu? Yılan hariç çevrede ne kadar akrabası, eşi dostu varsa tam 5 kişiyi vuruyor! Yılan ise sapasağlam, tıslaya tıslaya olay yerinden uzaklaşıyor.

Onun için boş laf etmeyelim, ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun, aman bir infial olmasın; yoksa bu aziz vatan adeta bir karpuz gibi ortadan ikiye ayrılır ki o zaman kalkıp istediğiniz kadar “Karpuz kestim sulandı / Yedim başım dolandı” adlı Arizona dolaylarından bir türküyü söyler, dururuz.

Sanatı Sabancı’ya zorla resim satmak sanan eski diktatörlerden, dünya liderleri geçecek diye gecekonduların önüne set çekenlere; yılan vuracağım diye sülaleyi tarayan zamane avcılarından, ABD Başkan Yardımcısı gelecek diye genelev boyatan iktidar aklına kadar hepimiz aynı muhteşem absürtlüğün kırık dökük parçalarıyız.

Bariyeri örünce görünmeyecek evler, caddeler var belki ama... Daha dün komedyen Deniz Göktaş gözaltına alındı, bunu nasıl gizleyeceksiniz? Selahattin Demirtaş ve yüzlerce siyasetçi cezaevinde, bunu bariyerlerle gizleyebilecek misiniz?

Çerçeveye bir türlü sığmayan diktatörlerin, sac bariyerlerle gizlenen fukaralığın ve hedefi asla tutturamayan şaşkınların ülkesinde geriye yalnızca şu kalıyor:

Urfa'daki çatışmadan sapasağlam kurtulan ve kuyruk acısı bile almayan o yılan şimdi hangi delikte, halimize nasıl da gülüyor kim bilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay Candemir Arşivi