Bir Fıkra, Bir Soruşturma ve Demokrasiye Dair Bir Soru
Rahmi Koç un İzmir de Hastane açılışında Kürt kadınları için söylediği sözlerle ilgili soruşturma açıldı.
Tartışmanın konusu bir fıkra.
Ama aslında mesele fıkra değil.
Türkiye'de bazı insanlar hâlâ etnik kimlikler üzerinden kurulan aşağılayıcı dili “eski bir şaka”, “masum bir espri” veya “bizim kültürümüz” diyerek savunabiliyor. Çünkü o dili kuranlar, çoğu zaman o dilin hedefi olmadılar.
İnsanın kendi kimliği hakkında söylenenlere gülmesi kolaydır. Başkasının kimliği hakkında söylenenlere gülmek ise çoğu zaman bir ayrıcalığın sonucudur.
Tam da bu nedenle bugün tartışılan şey bir iş insanının anlattığı fıkradan çok daha büyük bir meseledir.
Sorulması gereken soru şudur:
Türkiye'de bazı kimlikler neden hâlâ mizahın doğal hedefi olarak görülmektedir?
Neden Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Aleviler veya başka topluluklar hakkında anlatılan aşağılayıcı hikâyeler “şaka” sayılırken, aynı dil siyasal toplumsal ve ekonomik gücü elinde tutan kesimlere yöneldiğinde aynı rahatlık gösterilemez?
Çünkü bu tür fıkralar çoğu zaman mizah üretmez.
Bir hiyerarşi üretir.
Birilerini normal, birilerini istisna ilan eder.
Birilerini merkeze koyarken diğerlerini merkezin dışında bırakır.
Bu nedenle sorun yalnızca kullanılan kelimelerde değildir.
Sorun, o kelimelerin arkasındaki toplumsal bakıştır.
Bugün Türkiye'de milyonlarca insan, yalnızca düşünceleri nedeniyle soruşturmalara uğrayabiliyor, gazeteciler yargılanabiliyor, siyasetçiler tutuklanabiliyor, seçilmiş belediye başkanları görevden alınabiliyor.
Böyle bir ülkede ifade özgürlüğünü savunmak elbette önemlidir.
Ancak ifade özgürlüğü savunusu, güçlülerin zayıflar hakkında kurduğu küçümseyici dili meşrulaştırmanın aracı da olamaz.
İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelidir.
Ama demokrasi yalnızca konuşma özgürlüğü değildir.
Demokrasi aynı zamanda eşit yurttaşlık fikridir.
Eğer bir ülkede bazı insanlar sürekli fıkraların konusu, bazı insanlar ise sürekli fıkraları anlatan tarafta yer alıyorsa, orada yalnızca mizahı değil, güç ilişkilerini de konuşmak gerekir.
Belki de Rahmi Koç soruşturmasının ortaya çıkardığı asıl gerçek budur.
Türkiye hâlâ farklı kimlikleri eşit yurttaşlar olarak görmek ile onları toplumsal hiyerarşinin basamaklarına yerleştirmek arasında gidip gelmektedir.
Bu yüzden mesele bir fıkra değildir.
Mesele, kimin güldüğü ve kimin gülünç duruma düşürüldüğüdür.
Ve bu soru, bir soruşturmadan çok daha önemlidir.
Belki de asıl sorun, bazı insanların hâlâ kendilerini fıkra anlatan tarafta, bazılarını ise fıkranın konusu olmaya mahkûm tarafta görmesidir.
Oysa demokrasi, kimsenin başkasının kimliği üzerinde üstünlük kuramadığı rejimin adıdır.
Bir toplumda Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Aleviler Lazlar ya da başka topluluklar hâlâ aşağılamanın, küçümsemenin veya alay etmenin nesnesi olarak görülebiliyorsa, sorun mizah eksikliği değil demokrasi eksikliğidir.
Bu yüzden mesele bir soruşturmanın sonucundan çok daha büyüktür.
Mesele, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında eşit yurttaşlığı gerçekten içselleştirip içselleştiremediğimizdir.
Çünkü bazı fıkralar yalnızca güldürmez.
Bazı fıkralar, bir toplumun aynaya baktığında görmek istemediği yüzünü de gösterir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.