Medreseleri tartışacak en son kişiler
Nagehan Alçı, “Bence medreseler eğitim verebilir” minvalinde bir açıklama yapmış. Doğrusu, bir şey eğer sadece Nagehan Alçı’nın “bencesi” ise, bunun benim açımdan hiçbir anlamı yok. Kaldı ki, kendi “bencesinin” ne kadar kıymet taşıdığını kendisi de biliyor olmalı. Fakat asıl üzücü olan başka bir şey var: Bin yıllık bir geleneğin, köklü bir ilim ve eğitim kurumunun, bugün Nagehan Alçı’nın diline dolanacak kadar sıradanlaştırılması. Medrese dediğimiz kurum, bir kişinin “olabilir” ya da “olamaz” demesiyle değer kazanacak veya değer kaybedecek bir kurum değildir.
Üstelik mesele yalnızca Nagehan Alçı’nın sözleriyle sınırlı değil. Fatih Altaylı da bu tartışmaya kendi penceresinden dahil olmuş ve Alçı’nın çocuklarını Türk müfredatıyla dahi ilgisi olmayan, Fransız Konsolosluk Okulu gibi bir okulda okutmasını gündeme getirerek medreseler üzerinden bir karşılaştırma yapmış. Hatta “Bu çocuklar medresede okusa, onun çocuklarına rakip olmaz” anlamına gelecek bir yaklaşım ortaya koymuş. İşte tam burada mesele medreseler olmaktan çıkıyor; insanların birbirlerine, özellikle de toplumun belirli kesimlerine nasıl baktığı meselesine dönüşüyor. Çünkü bu sözlerin altında, açıkça bir üstten bakış, bir sınıfsal küçümseme ve “avama” yönelik bir bakış açısı seziliyor.
Oysa medrese, sizin bugün tartışmaya açtığınız kadar basit bir kurum değildir. İslam medeniyetinin ilim tarihine baktığınızda, bilimden felsefeye, matematikten astronomiye, tıptan hukuka kadar pek çok alanda yetişmiş büyük isimlerin eğitim hayatında medreselerin önemli bir yeri olduğunu görürsünüz. İbn Sina, Biruni, Farabi gibi isimlerin temsil ettiği ilim geleneği, bugünkü dar eğitim tartışmalarının çok ötesindedir. Medrese, tarih boyunca yalnızca dinî bilgilerin okutulduğu bir yer olmamış; düşüncenin, araştırmanın, tartışmanın ve insan yetiştirmenin merkezlerinden biri olmuştur.
Medreselerin asıl farkı da burada ortaya çıkar. Medresede yalnızca bir meslek sahibi olmak değil, bir insan ve bir şahsiyet inşa etmek düşüncesi vardır. Elbette bugün medreselerin eğitim sistemine dair konuşulacak, eleştirilecek, yeniden düzenlenecek tarafları olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Fakat bir kurumu eleştirmek başka, o kurumu küçümsemek bambaşka bir şeydir. Çünkü medrese bir “okul binası”ndan ibaret değildir; yüzyıllar boyunca oluşmuş bir ekoldür. Ekol oluşturmak ise bugünkü “gel, dersini al, sınavını geç, git” anlayışından çok daha farklıdır. Orada yalnızca bilgi değil, edep; yalnızca ders değil, şahsiyet; yalnızca diploma değil, insan olmanın ne demek olduğu öğretilir.
Bugün bir medresenin kapısından içeri giren bir çocuğa yalnızca “şu bilgiyi öğren” denmez. Aynı zamanda “nasıl yaşayacağını, nasıl konuşacağını, büyüğüne nasıl davranacağını, küçüğünü nasıl koruyacağını, bilgiyi nasıl taşıyacağını” da öğretme iddiası vardır. Bu anlayışın eksikleri olabilir, yanlışları olabilir, modern eğitimle yeniden ele alınması gereken yönleri olabilir. Ama bunu konuşmanın yolu, medreseyi “rakip bile olamayacak insanların okuduğu yer” gibi görmek değildir. Çünkü toplumun kendi tarihinden, kendi hafızasından ve kendi değerlerinden gelen kurumları küçümsemek, aslında o toplumu küçümsemektir.
Benim asıl itirazım da tam olarak buna. Nagehan Alçı’nın da Fatih Altaylı’nın da medreseler üzerinden yaptıkları tartışma, medreselerin ne olduğundan çok, onların kendi bakış açılarını gösteriyor. Medrese gibi bin yıllık bir kurumu konuşurken önce insanın kendi haddini, tarih karşısındaki yerini bilmesi gerekir. Çünkü medreseler sizden önce vardı; sizden sonra da tartışılmaya devam edecek. Bugün yaptığınız yorumlar unutulabilir ama medeniyetlerin inşa ettiği kurumların hafızası kolay kolay silinmez.
Türkiye’de artık bazı değerleri tartışarak kendisini görünür kılmaya çalışan bir anlayışa prim vermemeliyiz. Medreseyi konuşabiliriz, eleştirebiliriz, geliştirilmesini savunabiliriz. Ama bunu hakaret etmeden, küçümsemeden ve toplumun bir kesimine yukarıdan bakmadan yapmak zorundayız. Çünkü mesele sadece medrese değildir. Mesele, kendi toplumuna hangi gözle baktığındır. Bin yıllık bir ilim geleneğini küçümseyerek kendisini aydın zannedenler, aslında yalnızca kendi ufuklarının ne kadar dar olduğunu gösterirler.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.