Çerçevenin İçi Dışı
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” şiarını düstur edinmiş ama “Hamal Hurşit” olmaktan öteye gidememiş aziz yurttaşlarım...
Göbeğini kaşıyanlar ve enseyi kaşıyanlar...
Toros’la gelip cıvata olmayanlar, amcası ilçe başkanı olan muhterem yurdum insanı...
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde dahi kendini bu hazineden mahrum eden yurdumun güzel insanları...
Dağ fare doğurdu derler ama bizim Ankara’da dağ, Ekim 2024’ten beri mesaiyi üç vardiyaya çıkarıp nihayet yasal bir çerçeve doğurmayı başardı. Memleketin orta yerine öyle bir çerçeve yasa bıraktılar ki herkes çerçevenin yaldızını, duvara çakılacak çivinin ne kadar paslı olduğunu tartışıyor.
Şurası bir hakikattir ki yasal çerçevenin oluşması Türkiye açısından son derece önemlidir ve bir ilktir. Bu uğurda atılacak her olumlu adımı destekliyoruz; lakin bizi asıl endişelendiren şey, çerçevenin dışında kalanlardır. Kürt sorunu, İmralı’nın statüsü, Kandil’in meşruluğu, Demirtaş’ın durumu gibi hayati konular maalesef şimdilik çerçevenin dışında kaldı. Ancak tarih ve siyaset, zaman içerisinde bu konularda çok önemli gelişmelerin yaşanacağını bize şimdiden haber veriyor.
Bahçeli’nin siyasi literatürümüze hediye ettiği o veciz tekerleme, başkent koridorlarının duvarlarında yankılanmaya devam ediyor:
“Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar evine...”
Bu sözün kuru bir laf-ı güzaf olarak kalmaması ve hayata geçirilmesi, genel anlamda toplumun fokurdayan beklentisidir. Sayın Bahçeli kürsüye çıkıp “umut” coğrafyasının haritasını en ince detayına kadar çizerken, sürece diş bileyen şovenist çevreler ise zihnen fasulye tanesi saymaya, alt metinlerde kaybolmaya devam ediyor.
Ankara’nın bu iç politika tezgâhında yıldızlı çerçeveler örülürken, madalyonun dış politika yüzünde de absürt tiyatronun ikinci perdesi açıldı. Dış politikada da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında üçlü bir savunma anlaşması imzalayıp duvara astılar. Anlaşmaya göre ülkelerden birine yönelen dış müdahale veya saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağı kuralı, haftanın stratejik(!) şovları arasına girdi...
Şimdi eli kolu bağlananlar soruyor: Bu nasıl antlaşma? Türkiye saldırıya maruz kalırsa Pakistan mı bizi kurtaracak? Suudi Arabistan’ın böyle bir dar günde Türkiye’yi ilk benzin istasyonunda satacağından eminiz; zaten bunların kendine hayrı yok ama hayret, antlaşma tam kadro var! Hakan Fidan’ın imza attığı metin de ancak bu kadar olur; umarım Pakistan ve Suudi Arabistan’ı test etmek için sınırın diğer tarafından bu tarafa füze attırmaz!
Siyaset Schrödinger’in kedisi gibi mübarek; aynı anda hem var hem yok, hem isyanda hem de mürekkep yalamaya hazır bir tebessümle sırıtıyor. Kutuyu açıp bakmadığımız sürece kedi aynı anda hem ölüdür hem de canlıdır.
Velhasılkelam, bu memleketin siyasi panoraması bize Salvador Dalí’nin eriyen saatlerini hatırlatıyor. Zaman bükülüyor, ezberler eriyor, ideolojiler sıcağa dayanamayan dondurma gibi buharlaşıyor.
Teşhisim nettir, heval: Bu hastanın beyninde “absürt” merkezli bir kilitlenme yaşanmaktadır. Reçetemiz acil ve katidir: Bu ülkeye derhal bir hafta siyaset yasağı konulacak, sabah akşam tok karınla Nasreddin Hoca fıkrası okunacak. Başka türlü bu ruh sağlığı bu coğrafyayı taşımaz!
Çerçeve sağlam ama asacak duvar bulamadık!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.