Ömer Torlak

Ömer Torlak

Bir şehrin vicdanını korumak: Özgür bir Amed için

Bir şehrin vicdanını korumak: Özgür bir Amed için

Amed benim için yalnızca bir şehir değildir.

Amed; çocukluğumun sesi, taş sokakların hatırası, kadim bir tarihin nefesi ve içimde hiç dinmeyen bir özlemdir.

Bu şehirde geçmişim vardır, dostlarım vardır, yarım kalmış hayallerim vardır.

Her sokağı bir hatırayı, her taşı bir zamanı, her sesi bir yaşamı taşır.

Yıllar önce Amed'den ayrılırken içimde büyük umutlar taşıyordum.

Aydın Kişmir ve birçok arkadaşımla birlikte güzel bir düş kuruyorduk.

İstiyorduk ki Amed daha yaşanılır, daha huzurlu, daha özgür ve daha onurlu bir şehir olsun.

Bu yalnızca bizim hayalimiz değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak özlemiydi.

O dönem kurulan bu hayal, aslında bir şehrin yeniden kendi ruhuyla buluşma isteğiydi.

Aradan yıllar geçti. Yeniden Amed'e gidip geldikçe zamanın bıraktığı izleri daha derinden görmeye başladım.

Bazı Arkadaşlarımız artık aramızda değildi.

Bazı sokaklar eski sesini kaybetmişti.

Çocuk kahkahalarının yükseldiği yerlerde sessizlik hakimdi.

Şehir hala güzeldi ama yüzünde derin bir yorgunluk vardı.

Bu yorgunluk yalnızca zamanın değil; toplumsal çözülmenin, ekonomik sıkıntıların, göçün, umutsuzluğun ve ihmal edilmişliğin de izlerini taşıyordu.

Bugün Amed'in karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri uyuşturucu sorunudur.

Bu sorun artık yalnızca birkaç mahallenin değil, bütün toplumun geleceğini tehdit eden büyük bir toplumsal yaraya dönüşmüştür.

Gençlerin umutlarını çalan, aileleri dağıtan ve toplumun geleceğini karartan uyuşturucu ağı birçok mahallede sessizce yayılmaktadır.

Uyuşturucu satıcıları ve bu kirli ticaretten beslenen çevreler, özellikle işsizliği, yoksulluğu ve umutsuzluğu kullanarak gençleri hedef almaktadır. Hayata tutunmaya çalışan gençler bağımlılık çemberine çekilmekte, yaşamları ve gelecekleri karartılmaktadır. Her bağımlı genç yalnızca kendi hayatını değil, ailesinin umutlarını ve toplumun geleceğini de kaybetmektedir.

Ancak Amed'in üzerinde dolaşan karabulutlar yalnızca uyuşturucu değildir.

Bugün şehrin karşı karşıya olduğu en ağır toplumsal sorunlardan biri de kadın sömürüsü, fuhuş ağları ve insan onurunu hedef alan kirli yapılardır.

Ekonomik sıkıntıları, yoksulluğu ve çaresizliği fırsata çeviren bu karanlık çevreler,

kadınların yaşamlarını ve geleceklerini adeta rehin almaktadır. İnsan onurunu hiçe sayan bu anlayış, kadınları bir meta olarak görmekte ve onların yaşadığı zorluklar üzerinden kazanç elde etmektedir.

Kadınların çaresizliği üzerinden büyüyen bu sömürü düzeni, yalnızca bireysel yaşamları değil toplumun vicdanını da yaralamaktadır.

Birçok kadın ekonomik ve sosyal nedenlerle ağır sömürü koşullarına itilirken, insan onuru ve toplumsal değerler de büyük zarar görmektedir.

Bu durum yalnızca kadınların sorunu değil, bütün toplumun sorunudur.

Amed'in sokaklarında, mahallelerinde ve yaşam alanlarında yayılan bu karanlık tablo, bir karabulut gibi şehrin üzerine çökmektedir.

Nasıl ki uyuşturucu gençlerin geleceğini çalıyorsa, kadın sömürüsü de toplumun vicdanını ve ahlaki değerlerini aşındırmaktadır.

Her sömürülen kadın, her parçalanan aile ve her yok edilen hayat aslında toplumun ortak kaybıdır.

Daha da tehlikeli olan ise bu durumların zamanla sıradanlaştırılmasıdır. Bir toplum kötülüğe alıştığında, kötülük daha da büyür. Uyuşturucunun normalleşmesi, kadın sömürüsünün görmezden gelinmesi ve toplumsal çürümenin sıradanlaşması geleceğimiz açısından büyük bir tehdittir.

Bunun yanında son yıllarda hızla çoğalan ve toplumsal değerlerden uzak bir yaşam anlayışını teşvik eden bazı mekanlar da ciddi kaygı yaratmaktadır.

Tüketim kültürünü, kolay para kazanmayı, bireyciliği ve köksüz yaşam biçimlerini özendiren bu anlayış, gençlerin toplumsal bağlarını zayıflatmakta ve kültürel hafızanın aşınmasına yol açmaktadır.

Elbette herkesin yaşam biçimine saygı duyulmalıdır.

Ancak uyuşturucunun, kadın sömürüsünün, suç ağlarının ve toplumsal yozlaşmanın büyümesine sessiz kalmak da kabul edilemez.

Çünkü sessizlik, bazen çöküşün en büyük ortağı haline gelir.

Amed sadece taşlardan, surlardan ve caddelerden oluşan bir şehir değildir.

Amed; dengbêjlerin sesi, anaların duası, Dicle'nin akışı ve yüzyılların biriktirdiği kültürel hafızadır.

Bu şehir dayanışmanın, kardeşliğin, komşuluğun ve ortak yaşamın şehridir. Bu hafıza kaybolduğunda yalnızca bir şehir değil, bir kimlik de eksilir.

Bu nedenle kent konseyi, yerel yönetimler, belediyeler, demokratik kurumlar, kadın örgütleri, gençlik yapıları, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm dinamikleri ortak bir mücadele hattı oluşturmalıdır. Gençleri uyuşturucudan uzak tutacak sosyal projeler geliştirilmeli, kültür-sanat çalışmaları yaygınlaştırılmalı, spor alanları artırılmalı ve kadınların ekonomik özgürlüğünü güçlendirecek projeler hayata geçirilmelidir.

Çünkü bir genci uyuşturucudan kurtarmak geleceği kurtarmaktır.

Bir kadını sömürü düzeninden korumak toplumun vicdanını korumaktır.

Bir şehri yozlaşmadan korumak ise onun tarihini, kültürünü ve kimliğini korumaktır.

Ben hala Amed'e inanıyorum.

Çünkü Amed yalnızca bir şehir değil; bir hafıza, bir kültür ve bir gelecektir.

Ve yıllar önce kurduğumuz o düş hâlâ içimizde yaşamaktadır:

Çocukların korkusuzca oynadığı, gençlerin uyuşturucu değil umutla büyüdüğü, kadınların özgür ve güvende yaşadığı, sömürünün değil dayanışmanın egemen olduğu, halkın kendi kültürüyle nefes aldığı, onurlu ve özgür bir

Amed...

Belki de özgürlük tam olarak budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Torlak Arşivi