Ömer Torlak

Ömer Torlak

Başkan söylemi reddedilmelidir

Başkan söylemi reddedilmelidir

Toplumda kullanılan hitap biçimleri yalnızca kelimelerden ibaret değildir; aynı zamanda bir kültürün, bir zihniyetin ve insanlar arasındaki ilişki biçiminin de yansımasıdır.

Bu nedenle yıllardır yaygın şekilde kullanılan başkan söylemi, sadece bir unvan meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir anlayış sorunu olarak ele alınmalıdır.

Bugün birçok kişi görev süresi bitmiş olmasına rağmen hala başkan olarak anılmaktadır. Bir dönem belediye başkanlığı yapmış, meclis üyeliğinde bulunmuş, parti yöneticiliği üstlenmiş ya da sadece aday adayı olmuş kişiler bile yıllar sonra bu unvanla çağrılmaya devam etmektedir.

Böylece başkan kelimesi geçici bir görevin adı olmaktan çıkıp kalıcı bir kimlik ve statü ifadesine dönüşmektedir.

Oysa demokratik bir sistemde makamlar geçicidir, esas olan halktır.

Görevler bittiğinde geriye kalan şey insandır.

Buna rağmen unvanların kalıcı şekilde kullanılmaya devam edilmesi, toplumda makam merkezli bir kültürün oluşmasına yol açmaktadır.

Bu kültür, insanları yaptıkları iş ve emek üzerinden değil, taşıdıkları unvan üzerinden değerlendirmektedir.

Bir hikaye diyelim

Yıllar önce Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan bir olay bu zihniyeti açıkça göstermektedir. Belediyeye gelen bir misafirin çay istemesi üzerine orada bulunan bazı kişilerin kendilerini başkan veya başkan yardımcısı olarak tanıtması, makamın günlük yaşamda bile kimlik haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Bu durum, hizmet için var olması gereken görevlerin zamanla bir üstünlük alanına dönüşebildiğini göstermektedir.

Bu noktada en önemli sorunlardan biri, başkanım hitabının bazı kişilerde zamanla bir ayrıcalık ve üstünlük algısı oluşturmasıdır.

Sürekli olarak bu şekilde anılan kişiler, farkında olmadan kendilerini halkın bir parçası olarak değil, halkın üzerinde bir konumda görmeye başlayabilmektedir.

Bu da ego, statü arayışı ve koltuk bağlılığı gibi sorunları beraberinde getirmektedir. Makamlar geçici olmasına rağmen, unvanın kalıcı gibi sahiplenilmesi demokratik kültür açısından ciddi bir sorundur.

Oysa gerçek halkçı anlayışta hiç kimse halkın üstünde değildir. Belediye başkanı da, milletvekili de, parti yöneticisi de, meclis üyesi de sonuçta halkın içinden çıkan ve halka hizmet etmekle yükümlü olan kişilerdir.

Görevler bir ayrıcalık değil, sorumluluktur.

Bu nedenle kişilerin sürekli unvanlarıyla anılması, halkla aralarına görünmez mesafeler koymaktadır.

Bu anlayışın değişmesi için başkan söylemi eleştirilmelidir. Hatta daha ileri bir noktada bu söylemin reddedilmesi gerekmektedir.

Çünkü bu hitap biçimi zamanla kişiyi makamla özdeşleştirmekte, insanı görevinden bağımsız bir statüye dönüştürmektedir.

Bu durum da eşitlikçi toplumsal ilişkilerin önünde bir engel oluşturmaktadır.

Daha doğru ve demokratik bir yaklaşım ise insanların isimleriyle, soy isimleriyle ya da sayın, heval, arkadaş gibi daha eşitlikçi hitaplarla anılmasıdır.

Bu tür hitaplar, insanlar arasında hiyerarşi oluşturmaz; aksine eşitlik duygusunu güçlendirir. Çünkü önemli olan makam değil, insanın kendisi ve topluma kattığı değerdir.

Amed il eş başkanına başkanım diye hitap edildiğinde bu hitabı kabul etmemesi de dikkat çekici bir örnektir.

Bu yaklaşım, aslında demokratik bir bakış açısının ifadesidir.

Çünkü gerçek saygı, unvanlardan değil; duruştan, emekten ve toplumsal katkıdan doğar.

Bugün toplumda ihtiyaç duyulan şey, unvanların çoğaltılması değil, eşitliğin güçlendirilmesidir.

İnsanların makamlarıyla değil, kimlikleriyle ve emekleriyle anıldığı bir kültürün geliştirilmesi gerekmektedir.

Aksi halde makam merkezli dil, toplumsal ilişkileri giderek daha hiyerarşik hale getirmeye devam edecektir.

Bu değişimin öncülüğünü de demokratik siyaset kurumlarının yapması önemlidir.

Özellikle DEM Parti ve benzeri yapılar, halkla ilişkilerde daha eşitlikçi bir dilin yerleşmesi için örnek bir duruş sergilemelidir. Parti yöneticileri, belediye başkanları ve diğer temsilciler başkanım kültürünü teşvik etmek yerine, halkla eşit ilişkiyi esas alan bir yaklaşımı güçlendirmelidir.

Sonuç olarak “başkan” söylemi sadece basit bir hitap biçimi değildir.

Bu söylem, toplumsal zihniyeti, siyasal kültürü ve insanlar arasındaki ilişkiyi doğrudan etkileyen bir unsurdur.

Bu nedenle başkan kültürünün eleştirilmesi, sorgulanması ve gerektiğinde reddedilmesi; yerine daha eşitlikçi, daha sade ve daha halkçı bir hitap kültürünün geliştirilmesi gerekmektedir.

Gerçek demokratik anlayış, insanları makamlarıyla değil, emekleri ve topluma kattıkları değerlerle değerlendiren anlayıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Torlak Arşivi