Abdurrahim Ay

Abdurrahim Ay

Apartman ve işyerlerinde güvenlik mi mahremiyet mi tartışması

Apartman ve işyerlerinde güvenlik mi mahremiyet mi tartışması

Kişisel Verileri Koruma Kurumu, 8 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı iki ayrı kamuoyu duyurusuyla hem apartman ve sitelerde hem de işyerlerinde kullanılan güvenlik kamerası sistemlerine ilişkin dikkat edilmesi gereken hususları kamuoyuyla paylaştı. Duyurularda özellikle kamera kullanımının sınırsız bir gözetim yetkisi anlamına gelmediği, güvenlik amacı ile kişilerin özel hayatı ve mahremiyet hakkı arasındaki dengenin korunması gerektiği vurgusu ön plandaydı.

Türkiye’de kamera meselesi uzun süredir yalnızca güvenlik başlığı altında konuşuluyor. Bir apartmana kamera takıldığında, bir işyerine kamera kayıt sistemi kurulduğunda ya da bir site yönetimi otoparka kadar her alanı görüntülemeye başladığında ilk söylenen cümle genellikle aynı oluyor:

“Güvenlik için.”

Elbette güvenlik ihtiyacı gerçek. Özellikle büyük şehirlerde, kalabalık sitelerde, işyerlerinde ya da giriş çıkışın yoğun olduğu alanlarda insanlar kendilerini daha güvende hissetmek istiyor. Hırsızlık, mala zarar verme, iş güvenliği sorunları veya olası uyuşmazlıklarda kayıt bulunması birçok durumda gerçekten fayda sağlıyor. Zaten Kişisel Verileri Koruma Kurumu da yayımladığı son duyurularda kamera sistemlerine kategorik olarak karşı çıkan bir yaklaşım benimsemiyor. Sorun daha çok şu noktada başlıyor: Güvenlik amacıyla kurulan sistemlerin zamanla herkesin hayatını izleyen bir gözetim düzenine dönüşmesi.

Özellikle apartman ve site yaşamında bu durum artık çok görünür hâlde. Diyarbakır’da da, İstanbul’da da, Ankara’da da benzer örnekler var. Başlangıçta yalnızca bina girişini görmek için takılan kamera bir süre sonra koridoru da görüyor, sonra daire önlerini de kapsıyor, ardından otopark, çocuk oyun alanı, asansör içi derken insanların gün içerisindeki hareketlerinin büyük kısmı kayıt altına alınmaya başlanıyor. Çoğu zaman buna kimse itiraz etmiyor çünkü insanlar kamera sistemlerini otomatik olarak “haklı” kabul ediyor. Oysa bir sistemin güvenlik amacı taşıması, sınırsız şekilde veri toplayabileceği anlamına gelmiyor.

Kurulun apartmanlara ilişkin duyurusunda özellikle ölçülülük vurgusu dikkat çekiyor. Kamera gerçekten gerekli olan alanı mı görüyor yoksa insanların özel yaşam alanlarına doğru genişleyen bir kayıt alanı mı oluşturuyor? Asıl mesele burada. Çünkü apartmanda yaşayan insanların yalnızca can ve mal güvenliği değil, özel hayatı da korunmak zorunda. İnsanların eve giriş çıkış saatlerinin, kimlerin misafir geldiğinin, hangi komşunun hangi sıklıkla takip edildiğinin görünmez biçimde kayıt altına alınması zamanla başka sorunlar üretiyor. Bazen bu kayıtlar apartman içi tartışmalarda kullanılıyor, bazen yönetici telefonundan herkesin hareketlerini izleyebiliyor, bazen de kayıtların kimlerde bulunduğu bile bilinmiyor.

Benzer tablo işyerlerinde de ortaya çıkıyor. Özellikle son yıllarda işverenler yalnızca işyerini değil, çalışan davranışlarını da kontrol eden kamera düzenleri kurmaya başladılar. Çalışanın masasının sürekli görüntülenmesi, gün boyu ekran başında olup olmadığının takip edilmesi, dinlenme alanlarının dahi izlenmesi artık oldukça yaygın.

Oysa KVKK’nın işyerlerine ilişkin son duyurusu bu konuda oldukça net sınırlar çiziyor. Tuvalet, soyunma alanı, mescit, dinlenme bölümü gibi yerlerde kamera kullanımı açık şekilde hukuka aykırı kabul ediliyor. Bunun yanında kamera sistemlerinin çalışan üzerinde sürekli baskı oluşturan bir denetim aracına dönüşmemesi gerektiği de özellikle vurgulanıyor.

Aslında burada dikkat çekici olan şey, teknolojinin çok hızlı normalleşmesi. Bundan birkaç yıl önce insanların çoğu asansör içinde kameraya alışkın değildi. Şimdi ise birçok kişi kameranın olmadığı alanı eksiklik gibi görüyor. Bu alışkanlık da bazen hak ile güvenlik arasındaki sınırın fark edilmesini zorlaştırıyor. Çünkü insanlar çoğu zaman “kamera varsa sorun yoktur” diye düşünüyor. Halbuki hukuk tam tersini soruyor: Kamera varsa hangi sınırlar içinde kullanılacak?

Bu sorunun pratik tarafı da önemli. Örneğin bir işyerinde çalışanlar kamera kaydı yapıldığını biliyor mu? Kamera kayıtları ne kadar süre saklanıyor? Kayıtlara kimler erişebiliyor? Yönetici değiştiğinde eski kayıtlar ne oluyor? Apartman yönetimi bu kayıtları başka kişilerle paylaşırsa sorumluluk kimde olacak? Birçok yerde bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Kamera sistemi kuruluyor ama veri güvenliği kısmı neredeyse hiç düşünülmüyor.

Bir başka problem de ses kaydı konusu. Kurulun duyurularında doğrudan dikkat çekilen alanlardan biri de bu. Çünkü görüntü kaydı ile ses kaydı aynı şey değil. Ses kaydı çok daha ağır bir müdahale anlamına geliyor. Buna rağmen bazı işyerlerinde ortam dinlemesi yapılabildiği, bazı apartman sistemlerinde de ses özelliğinin açık bırakıldığı görülüyor. İnsanların gündelik konuşmalarının sürekli kayıt altında olması artık yalnızca güvenlik tedbiri olarak açıklanabilecek bir durum değil.

Konuya yalnızca “ceza riski” açısından bakmak da eksik olur. Burada asıl mesele, insanların yaşadığı ve çalıştığı alanlarda makul bir mahremiyet hissinin korunup korunamayacağı. Çünkü sürekli izlenme duygusu zamanla insan davranışını değiştiriyor. İnsanlar rahat hareket edememeye, her davranışının kayıt altına alındığını düşünmeye başlıyor. Özellikle çalışanlar açısından bu durum iş ortamını doğrudan etkiliyor.

KVKK’nın son duyurularının önemli tarafı tam da burada ortaya çıkıyor. Kurum ilk kez gündelik hayatın içinde tamamen sıradanlaştırılmış bazı uygulamalara daha doğrudan müdahale eden bir çerçeve kuruyor. Yani mesele artık yalnızca “kamera var mı” meselesi değil kameranın nereye baktığı, neyi kaydettiği, kim tarafından izlendiği ve ne kadar süre tutulduğu da hukuken tartışılan bir alan hâline geliyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle siteler, apartman yönetimleri, özel okullar, hastaneler, fabrikalar ve büyük işyerleri açısından bu konunun daha fazla gündeme geleceği açık görünüyor. Çünkü Türkiye’de kamera sistemleri çok hızlı yayıldı ama aynı hızda bir veri koruma kültürü oluşmadı. Şimdi hukuk biraz geriden gelerek bu alanı sınırlandırmaya çalışıyor.

Bir başka önemli nokta ise kişisel verilerin korunması hukukunun uzun süre yalnızca teknik ve uzmanlık gerektiren bir alan olarak görülmesine rağmen artık gündelik hayatın doğrudan içine girmiş olmasıdır. Çünkü bugün apartmandaki kameradan işyerindeki giriş çıkış sistemine, internet alışverişlerinden okul kayıtlarına kadar birçok süreç kişisel verilerin korunması hukukunu ilgilendiriyor. Bu nedenle kişisel verilerin korunması artık yalnızca hukukçuların ya da kurumların değil, günlük yaşamın içinde bulunan her vatandaşın temel düzeyde bilgi sahibi olması gereken bir alan hâline geliyor.

Bu arada dileyenler kurulun ilgili kararlarına aşağıdaki linklerden erişebilir;

https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/8770/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu

https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/8769/apartmanlarda-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu

Kalın selametle.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahim Ay Arşivi