Adnan Ateş

Adnan Ateş

Diyarbakır’ın ham maddesi var ama sanayisi yok

Diyarbakır’ın ham maddesi var ama sanayisi yok

Öğrencilik yıllarımda Yaşar Kemal’in bir söyleşisini dinleme fırsatım olmuştu. Usta kalem Yaşar Kemal tavsiyelerde bulunuyordu; “Kendi hikâyenizi yazın. Kendi coğrafyanızın hikâyelerini araştırın ve kağıda yazarak kayıt altına alın. Meksika’nın ücra bir köyünde ki bir hikâyeyi Meksikalı bir köylü gibi asla yazamazsınız”

Gelelim konumuz ile alakasına. Edebiyattan, iktisat ve işletme bilimine keskin bir geçiş yapalım. Yazıyı okuduktan sonra ne demek istediğime anlamanıza yardımcı olacak Yaşar Kemal örneği.

Özel’de Diyarbakır genelde ise Türkiye’de sanayi tartışmaları uzun yıllardır klasik eksende dönüp duruyor: Maliyetler, döviz baskısı, teşviklerin yetersizliği..

Bunların hiçbiri yanlış değil. Ama asıl mesele bunların gerisinde, daha az konuşulan bir yerde duruyor: yanlış üretim tercihleri.

Konumuz Diyarbakır sanayisinin dünü ve bugünü. Hatalarımızı görmek, daha iyi ve daha mükemmel olmak için bir katkı sunmak istiyorum.

Klasik olacak ama ‘Aynı gemideyiz’. Bazı konulara dair tespitler yapmak, daha iyiyi bulana kadar en iyisi bu değildir demekte biz gazetecilerin işi. Haydi başlayalım:

Diyarbakır, üretim merkezi olmaktan çok, yanlış seçilmiş ürünlerin denendiği bir atölyeye dönüşmüş. Oysa bölgenin güçlü olduğu alanlar ortada. Tarım, bu şehrin en büyük sermayesi. Ama bu sermaye işlenmiyor? Katma değere dönüşmüyor?

Yerel ürünler ham halde şehir dışına çıkarken, Diyarbakır’daki tesisler çoğu zaman dışarıdan gelen ham maddeleri işleyerek rekabet etmeye çalışıyor. Bu, en baştan kaybedilmiş bir yarış demek. Çünkü sanayide rekabet sadece üretmekle ilgili değildir; doğru yerde, doğru ürünü üretmekle ilgilidir.

Diyarbakır buğdayı Gaziantep, Konya ve Karaman’da işlenip paketleniyor. Diyarbakır Pamuğu Gaziantep, Adana ve Denizli’de tekstil ürünü olarak işleniyor. Diyarbakır’da üretilen Mısır, Sakarya ve Kocaeli’de endüstrileşip nişasta glikoz ve yem sanayisinde kullanılıyor. Ayrıca haşlanmış mısır konservesi olarak da satışı marketlerde yapılıyor. Mercimek ve nohutun da kaderi diğer tarımsal ürünler gibi. Mersin ve Gaziantep’te işlenip paketleniyor. Domates, biber ve diğer sebzeler Bursa ve Manisa’da salça veya diğer konserve mamülleri haline getiriliyor. Karpuz’u anlatmaya hiç gerek yok. Adı var ekonomisi hiç yok. Adana karpuz’un en büyük üreticisi konumunda. İran’ın Huzistan, İlam ve Belucistan eyaletlerinde üretilen karpuzları mevsiminden daha erken Emek Caddesinde herhangi bir tablanın üzerinde görmek mümkün. Saydığım bu ürünler elbette Diyarbakır’da işleyen işletmeler var ama sayı olarak çok az ve olması gereken seviyelerde değiller. Çok az iş insanı bu riski göz önüne alıyor ve yerel ürünlere odaklanıyor.

Organize sanayi bölgelerinde ve vilayet yönetimlerinde verilen kararlar, uzun vadeli bir üretim haritası oluşturur. Eğer bu harita, bölgenin gerçek potansiyeline göre çizilmezse, ortaya çıkan tablo sadece verimsizlik değil, aynı zamanda fırsat kaybıdır. Biraz geriden başlayalım konumuza. 99 yıl geriden:

1927’de yapılan ilk sanayi sayımı Cumhuriyet’in o yıllarda ki ekonomik röntgeniydi. Diyarbakır’ın nüfusu yaklaşık 226.000 kişi idi (1). Toplamda 772 sanayii işletmesi vardı Diyarbakır’da. 3.276 kişi istihdam ediliyordu. Nüfusa göre yaklaşık % 1.45. Çok küçük bir rakam olabilir ama o dönemin iş gücü oranını bugün ki ile karşılaştırmak hata olur. Tarım ve hayvancılık ile iştigal eden bir şehir.

Nüfusa oranla sanayi gücü orantısız şekilde yüksekti. Sanayi Devriminden 167 yıl sonra bu coğrafyada olan rakamlardan bahsediyoruz. Mezopotamya ve Ön Asya’nın sosyo-politik gerçeklerini göz önüne aldığımızda % 1.45 rakamı bugün bile müthiş bir rakam.

Diyarbakır 1927’de ipekli dokumada İstanbul’dan sonra 2. sıradaydı. İstihdam kapasitesi açısından İstanbul ve Bursa’dan sonra 3. sıradaydı. Bu şu demektir: Diyarbakır Türkiye’de tekstil ve dokumada 3. büyük sanayi şehri. O yıllarda Diyarbakır üretmeyi biliyordu, ama üretimi endüstriye sürdürülebilir bir şekilde dönüştüremedi. Diyarbakır merkezde artık bu durum mevzubahis bile değil. Kulp’ta hane temelli endüstrileşmemiş mikro üretim modeli olan ipekböcekçiliğinden başka bir örnek maalesef veremiyorum.

Günümüzde durum ne? Ekonomik büyüklük sıralamasında: 75. sıra

Sosyo-ekonomik sıralamada: 76. sıra

Banka mevduatı - ekonomik hacim sıralamasında ise 23. sıradayız.

1927: İlk 3
2026: Son 15

Korkunç bir ‘konum’ kaybı. 1950–1980 arası sanayi yatırımları; Marmara, Ege ve İç Anadolu’ya bilinçli olarak yapıldı. Doğu ve Güneydoğu bilinçli veya fiili olarak dışarıda kaldı ya da bırakıldı. 1980 sonrası güvenlik ve siyasi gerilim ile birlikte: Göçler oldu, sermaye kaçtı ve yatırım risk algısı endişeli bir şekilde büyüdü. Olup bitenler sosyal yok oluşu ve ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirdi.

2000 sonrası maalesef Diyarbakır sanayi anlamında toparlanma sürecini kaçırdı. Tarım sanayine yönelmedi, katma değer üretemedi ve tekstil gibi düşük marjlı alanlara sıkıştı kaldı. Günümüzde de (2026) sanayimiz bu minvalde hem kör hem de topal bir şekilde yoluna devam ediyor.

1927’de Diyarbakır üreten bir merkezdi, kendi alanında bölgesel bir liderdi, ulusal kategoride ilk 3 idi. Ve en önemlisi rekabetçiydi. 2026’de ise Diyarbakır sadece tüketen şehir modeline dönüştü, civar illerde ki (Gaziantep örneği) sanayi büyümeyi sadece seyretti ve katma değeri düşük üretim yapısı ile yerinde saydı durdu. Tabi Diyarbakır’ın bugünkü durumu sadece ‘ihmal’ ile açıklamak işin en kolay tarafı.

Geçmiş yıllara nazaran artık devlet politikası eksikliğinden bahsedemeyiz. Diyarbakır, Türkiye’nin 6. Bölge teşvik sistemi içinde yer alıyor. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de yatırımcıya verilen en yüksek teşvik paketi. Bu pakette vergi, vergisiz yatırım, SGK avantajları, yatırım yeri tahsisi ve faiz-finansman destekleri olarak sıralayabiliriz.

Devlet ne yaptı? Çok güçlü teşvik paketi verdi. Vergi yükünü ciddi düşürdü. OSB altyapısını büyüttü ve yeni yatırım alanları açtı. Peki sonuç? Tekstil hâlâ baskın, tarım sanayisi zayıf, katma değerli üretim sınırlı ve en önemlisi marka üretimi çok düşük.

Devlet, yatırım gelmesi için tüm ekonomik bariyerleri kaldırdı. Ama sermaye ‘düşük riskli, düşük teknoloji sektörlerde’ kaldı. Devlet desteği var ama Diyarbakır sanayisinde dönüşüm zayıf. Sanayi kalitesi beklenen hızda maalesef yükselmedi.

Hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız: Teşvik ekonomisi neden Diyarbakır’da yapısal dönüşüm yaratamadı? Devlet gözle görülür pozitif ayrımcılık yaptı ama siyasi istikrarsızlık ve yerel sermayenin vizyon eksikliği ile birlikte sıçrama bir türlü yapılamıyor.

Devlet politikası ve siyasi istikrarsızlığı çözüme kavuşturacak olan şehir Ankara’dır. Siyasetçi değiliz ve analiz kasmayacağız. Ama yerel sermayenin vizyon eksikliğini biz halledebiliriz. Sorunun kaynağı biziz ve çözüm de bizdedir.

Diyarbakır’da ki sanayi tablosu oldukça vahim. Tarım ve sanayi entegrasyonu oldukça zayıf, arkeolojik ve turistik değer sanayiye entegre değil. Bence en önemli husus coğrafya ile üretim arasında ki kopukluk. Sadece ‘BUĞDAY’ örneğini vereceğim. Yorum sizin:

Diyarbakır merkez ile Ergani/Çayönü mesafesi 65 km. Çayönü buğdayın ilk evcilleştirildiği tarım alanı. Güneydoğu zaten bildiğimiz bir buğday havzası. Diyarbakır bu havzanın en önemli lokasyonlarından biri. Sert buğday üretimi yapılıyor. Neden sert buğday? Bu buğday türü yüksek sıcaklık, düşük nem ve kurak olgunlaşma dönemini çok sever. Diyarbakır ilkimi de buna uygun.

Diyarbakır buğdayından yapılan un yüksek proteinli undur. Potansiyel ve protein değerleri oldukça yüksek. Üretilen buğdayın büyük bir kısmı şehir dışında öğütülüp torbalanıyor ve başka şehirlerin markası olarak satışa sunuluyor. Yani katma değer dışarıya kaçıyor.

Her şehirde olduğu gibi Diyarbakır’da da un üretimi var ama katma değere yönelik un üretimi yok. Paket ürün üretme kültürü zayıf değil neredeyse hiç yok, marka yatırımı da hiç yok. Gaziantep baklava unu, Konya, ekmeklik-pastalık un ve makarna unu ve Karaman’da bisküvilik un üretiminde markalaşmış şehirler. Diyarbakır’da ham madde var ama marka yok. Marka var ise de şehir içinde ekmek üreten fırın işletmelerinden öteye bilinirlikleri neredeyse hiç yok.

  1. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1927 Genel Nüfus Sayımı sonuçları – Türkiye İstatistik Kurumu arşiv verileri

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Ateş Arşivi